BÖYLE FORMAT OLUR MU?
En yakın arkadaşlarımı bile “Şarkı Söylemek Lazım”da olan bitenin düzmece olmadığı konusunda ikna etmekte güçlük çekiyorum.
En sinirlendiğim şey ise benim böyle düzmece bir programın içinde olabileceğimi düşünmeleri oluyor ama bazen öyle şeyler yaşıyoruz ki bunun gerçek olduğuna inanmak gerçekten zor.
Ama dün yaşananlar her halde onları ve onlar gibi düşünenleri yaşananların format gereği olmadığı konusunda ikna etmiştir.
Sevgili Erol Büyükburç’un anlık sinir krizinden bahsediyorum.
Dün olanlara ben bile inanamadım.
Dünyanın en sakin insanlarından biri olarak tanıdığımız Erol ağabeyimiz birden ardı ardına gelen ve her biri bir öncekinden daha şiddetli öfke patlamaları ile hem seyircileri hem de bizleri şoke etti.
Buna benzer bir patlamayı ben de geçen hafta yaşamıştım.
Hatta siz ekranda görmediniz ama yerimden kalkıp programı terk etmek üzere kulise bile gitmiştim ama kısa bir süre sonra bunun bana pek de yakışacak bir davranış olmadığının farkına vardığımdan tekrar dönüp yerime oturdum.
Gelelim tekrar Erol Abiye. Şimdi eğer dün olanları seyrettiyseniz bunun format gereği bir davranış olduğuna inanabilir misiniz ?
Koskoca Erol Büyükburç yapımcılar istedi diye bu tür davranışlar sergileyebilir mi? Hadi yaptı diyelim bu kadar başarılı olabilir mi? Şansımız varmış ki elindeki kesik ciddi bir tehlike yaratacak kadar büyük olmadı.
Olanlara çok üzülmekle beraber bir yandan da “iyi ki oldu” demekten kendimi alamadım çünkü artık rahatlıkla şüphesi olanlara “Böyle de format olur mu?” diyebileceğim.
Tabii bir de Oray Eğin – İnci Çayırlı polemiği var.
Esasında buna polemik demek İnci Hanım’a haksızlık olur. Onun böyle bir tartışmanın içinde olmak istemediği çok açık ama dünyanın en sabırlı insanı da olsanız kendinizi tartışmaların dışında tutmak mümkün olmuyor.
Oray Eğin program dışında gerçekten de çok eğlenceli ve efendi bir insan.
Ne var ki Türkiye’de olup biten bazı saçmalıklara kafayı fena halde takmış. Ben de bir çok konuda ondan farklı düşünmüyorum ama bunu ortaya koyuş biçiminde nerede ise 180 derece zıtız.
Bizim ülkemizde (hatta dünyanın her ülkesinde) çok önem taşıyan bir değer yargısı onu hiç ilgilendirmiyor.
Yaşa ve yaşananlara saygıdan bahsediyorum.
Dün kendisine de söyledim. Devlet Sanatçılığı kavramını bir yana bırakalım ama İnci Çayırlı hem yaşı hem yaşadıkları hem de duruşu ile çok daha fazla saygıyı hakkediyor.
Oray’a bazen inanamıyorum. Benim kuliste tanıdığım kişi ile jüri masasındaki bu kişi aynı olamaz diye.
Umarım İnci Hanım jüri üyeliğini bırakma kararından geri dönüş yapar.
Yarışmaya gelince dün bu sonucu hiç hak etmeyen bir ikili yarışma dışı kaldı.
SMS’lerin ne kadar önemli olduğu da bir daha ortaya çıktı.
SMS’ler de inanılmaz sonuçlar alınıyor. Eğer dün yanlış hesaplamadın isem Hande Subaşı SMS’lerde en düşük puanı alan yarışmacı oldu.
Umarım bu “nasıl olsa jüriden yüksek puan aldı SMS’e ihtiyacı yok” düşüncesinin bir sonucudur.
Yanlış anlaşılmasın Hande Subaşı taraftarlığı filan yapmıyorum ama bu kadar başarılı performans gösteren bir yarışmacının halk oyunda sonuncu sırayı alması insanı halkımızın değerleri konusunda biraz endişeye sevk ediyor.
Bir de itirafta bulunmak istiyorum. Dün yayına çıkan görüntüleri ve sesleri izledikten sonra Didem Uzel’e haksızlık yaptığımı anlamış bulundum.
Bunun sebebi bizim canlı olarak dinlediğimiz yayında orkestranın Didem gibi sesi çok yüksek çıkmayan şarkıcıların sesini bastırıyor olması.
İyi ki Didem elenmedi de ben de vicdan azabı duymaktan kurtuldum.
Bu zaten Fuat ile benim büyük problemimiz.
Yarışmacıları stüdyoda bazen gereği kadar iyi duyamadığımızdan yanlış puanlar vermekten çok çekiniyoruz.
Didem örneğinin tam aksi de açıkçası başımıza geldi.
Stüdyoda çok iyi duyamadığımızdan yüksek puan verdiğimiz bazı yarışmacıları TV yayınında dinlediğimizde şaşkınlık geçirdik ve başta Özkan olmak üzere müzikten iyi anlayan bazı arkadaşlarımızın alay konusu olduk.
Bu nedenle yapımdan bize yayın mikserini dinleyebileceğimiz birer kulaklık vermelerini talep ettik ama olumlu cevap alamadık.
Bu nedenle artık kulağımızı 4 açmaya ve rezil olmamaya daha çok çalışıyoruz.
Sonuç olarak dün bazı anlar içinde bulunmaktan biraz da utanç duyduğum bir program yaşadık ama sanırım bunun format gereği filan olmadığı ve her şeyin spontane yaşandığı da tüm aleme ispat edilmiş oldu.
GÖRÜŞMEK ÜZERE