ALLAH DEFNE'NİN GÜNAHLARINI AFFETSİN!
“Tanrı bizi bir heykel gibi çekiç darbeleriyle biçimlendiriyor.
Bazen heykeli yaparken taşı kırıyor tanrı.
Heykel onun, taş onun ama her kırılan heykelde canı yanıyor insanın.” demiş dünkü yazısında Ahmet Altan..
Evet bu aralar canım çok yanıyor.. Çünkü ölümün soğuk nefesi sürekli enseme üflüyor.. Önce canımın yarısı annemi kaybettim.. Ani bir şekilde.. Uykusunda kalp krizi geçirerek beni terk etti; sonsuz bir yalnızlık içinde bıraktı.. Şimdi gittiği yerde umarım çok mutludur, acıları dinmiştir ve uzun süredir hastalıklar sebebiyle gülmeyen yüzü gülüyordur artık..
Annemin acısıyla yüreğim kavrulurken Defne'nin de ölüm haberi geldi.. İki gündür herkes bir şeyler yazıyor onunla ilgili; tanıyan tanımayan kim varsa kaleme kağıda sarılıyor.. Yazıyorlar da yazıyorlar..
Kimi taçsız bir prenses ilan etti onu, kimi de sır ölümüyle ilgili perdeyi kaldırmak için uğraşıyor.. Uğraşanları ayıplayanlar da var..
Peki ben ne düşünüyorum?
Ölümü çok yakın zamanda acı bir şekilde tadan biri olarak her şeyden önce bu kayba alışmanın, kabullenmenin çok zor olduğunu biliyorum.. Eminim yakınları inanmak istemiyor şu anda.. Hala odanın birinden çıkıverecek, içerden seslenecek gibi geliyor.. Eşyalarına dokunmaya bile kıyamıyorsunuz.. Her çekmeceden ansızın fırlayan bir şey acıyı kalbe zımbalıyor.. Uzun sürede böyle olacak bu..
Ben annemin öldüğüne inanmak için her şeyi yaptım.. Morga ellerimle yerleştirdim.. Cenazesini ellerimle yıkadım, öpüp kokladım onu, soğuk bedenine değdi elim, ıslak saçlarına dokundum.. ve bembeyaz kefenine kendim sardım, tabuta yerleştirilmesine yardım ettim.. Kalbim kavruldu bunları yaparken ama yapmasaydım kabullenmem imkansız olacaktı.. Peki kabullendim mi? Tabii ki hayır! Hala elim telefona gidiyor, babamla konuşurken gündüzleri arada boş bulunup annem nerede diye soruyorum, sonra hatırlıyorum, ağlamaya başlıyoruz babamla.. Çok zor; anlatılması, tarif edilmesi imkansız bir acı.. Yaşamadan anlaşılmayacak en zor gerçek..
O yüzden her şeyden önce Defne'nin yakınlarına sonsuz sabır diliyorum.. Eşine, annesine ve daha hiçbir şeyden haberi olmayan üç yaşındaki o dünya tatlısı ufaklığa..
Ölenin arkasından kötü konuşulmaz filan belki ama Defne'nin sır ölümünü de merak etmiyor değilim doğrusu.. Hıncal Uluç da yazmış bugün.. Eminim eleştiri bombardımanına tutacaklar yazısından ötürü ama sonuna kadar katılıyorum ona..
“Bizim zamanımızda Aşka düşülürdü.. Falling in love..
Daha tanıştığın gece, eve, yatağa koşmanın adı da love.. Ama onun fiili başka.. Aşk Yapmak.. Making love.. Benim aşka düşmeye saygım var.. Ama aşk yapmaya yok..
İnsan evliyken de âşık olabilir. Evli birine de âşık olabilir.. Gönül ferman dinlemez, demiş eskiler.. Durup dururken dememişler.. Yüzlerce yıllık deneyim..
Gönül ferman dinlemez tamam ama, 18 aylık bebeği olan evli genç kadın da, daha o gece tanıştığı erkeğin evine koşmaz..
Bunu bana kimse kabul ettiremez. Ben mahalle baskısından da korkmam. Kafamı kesseler düşündüğümü söylerim..
Defne boşanma kararı almış mı?. Mahkemeye baş vurmuş mu?. Evini ayırmış mı?. Ayrı mı yaşıyor eşinden, bebeğinden..
Bilmiyorum.. O konuda satır okumadım, ne öncesinde magazin sayfalarında. Ne de ölümü sonrası haberlerde ve yorumlarda..
Yani..
Ortada çok açık, çok seçik bir "İhanet" var.. Hem de aşk aldatması bile değil. Bir gecelik macera/ One night stand için, aldatılan bir koca ve unutulan bir bebek..
Ölmüş.. Allah rahmet eylesin..
Ama böyle bir insana, öldü diye saygı duymamı kimse benden beklemesin..
Kimse de, onu Azize ilan ederek, gençliğin önüne "Rol model" diye koymaya kalkmasın..”
Defne'yi sever miydim, evet severdim.. Oturup kahve sohbeti yapmışlığımız bile var.. Ama bu son hatasını şu anda yüreği yanan bir evlat olarak kabul edemiyorum.. Çünkü o ufaklığın bir gün büyüyüp de neler hissedebileceğini az çok tahmin ediyorum..
Eşinin yüreği cayır cayır yanarken, beyninde dolaşan soru trafiğini de tahmin edebiliyorum.. Acıya mı yanacaksın, yoksa 'neden o adamın evindeydin, neler yaşadın orada, neler yaptın' sorusuyla kafayı mı yiyeceksin?
İlker Yasin henüz sessizliğini koruyor.. Onların evinin içinde neler yaşandığını da bilmiyoruz.. Belki araları kötüydü, belki ayrılık arifesindelerdi.. Belki de her şey güllük gülistanlıktı.. Bizim yaramaz kızın yaramazlık yapacağı tutmuştu.. Bilmiyoruz.. Her şey İlker Bey konuşunca ortaya çıkacak..
Kerem Altan yaşananların ne kadarını söylüyor, ne kadarını gizliyor onu da bilmiyoruz.. Tek taraftan dinliyoruz her şeyi.. Teyit edilebilecek, iç rahatlatacak hiçbir şey yok ortada.. Garip, sırlarla dolu bir ölüm işte..
Keşke bu şekilde olmasaydı.. Keşke içimiz rahat rahat ede ede sadece 'Allah rahmet eylesin' diyebilseydik.. Ama diyemiyoruz.. Diyebileceğimiz tek şey var bu olayda..
Allah Defne'nin günahlarını affetsin!
YASAL UYARI: Yazarın yazısının kopyalanması yasaktır. Yazı, sadece
gecce.com’a link verilerek kullanılabilir. Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.