Bugüne kadar size anlattığım Türk restorantlarından biraz daha farklı. Miami’ nin göbeğinde, dünyaca ünlü tasarımcıların,Christian Loubotuin’a komsu 40’ lı yıllardan kalma bir evin beyaza ve maviye dönüşmesiyle oluşmuş, Mandolin Restorant. Bir an kendinizi, hakkaten denize nazır Bodrum’ da olduğunuzu sanıyorsunuz. Öyle ki, Akdeniz kıyısındaymışcasına verilmiş bir izlenimi var ki, bu aralar Türkiye’ ye gitmesem de olur.Aslına bakarsanız gizli kalmış bir mekan da denilebilir.Gazetelere, dergilere, Türk derneklerine reklam vermemişler. En büyük reklamları ise işte bu; Kulaktan kulağa dolaşan, yemeğin lezzetinden etkilenen misafirleri.
Valla menülerinde yok yok!
Türk rakısından, yunan rakısına, Kavaklıdere’ den İtalyan şaraplarına kısıtlı ama ciddi bir içki menüsü olan Mandolin adeta sizin eviniz gibi. Servisi sade, aile kıvamında. Saygılı ama arkadaş canlısı. Mekan, sizi içine çekiyor, hakkaten orada olduğunuz her an Amerika’ da Türkiye’ ye kilometrelerce uzakta olduğunuzu anlayamıyorsunuz. Bu da bizler için en büyük artısı. Mandolin’ in en büyük müsterisi ise turistler. Yunan ve Türk dostluğunun örneği olan yeni evimizde yok yok;
Soğuk mezelerden; Humus, acılı ezme, peynir tabağı, bulgur salata. rakı ile sote edilmiş karides, zeytinler.
Sıcak mezelerden; Sucuk, kalamar kizartma, kofte,
Döner sandviçler, et yada tavuk kebabı, musakka….
Tatlılardan baklava, olmazsa olmazı elbette. Bugüne dek Türkiye’ de bu kadar lezzetlisini yemedim desem hata etmiş olmam heralde.
Yemeğin sonunda türk kahvesi yada ıhlamur çayını yudumlamak ise ayrı bir tad, ayrı bir özlem.
Yolunuz düşerse, uğramadan geçmeyin bana hak vereceksiniz.