DEFNE JOY’UN ARDINDAN!
Herkes bir şeyler yazıyor, çiziyor.. Kimisi babası gibi yazıyor, kimisi sanki çok yakın arkadaşı gibi.. Aslında hiç tanımıyor bile.. Yazmak için yazıyor işte..
Köşesi var ya.. Elinde kalem var ya.. Atıyor, tutuyor..
Güya, Defne Joy'un ölümünün ardından yazdığı yazıyla ne kadar insan olduğunu kanıtlayacak!
Defne Joy'un ölümüyle ilgili ortaya atılan iddialara kızarak, ne kadar vicdan sahibi olduğunu anlatacak!
“Evli bir kadının geccenin o saati başka bir arkadaşının evinde ne işi var?” sorusuna bazı köşe yazarları “sana ne?” dermiş!
Bir gazetecinin bakış açısı asla böyle olamaz. Bu mantıkta bakan adam gazeteci olamaz!
Gazetecinin birinci görevi bilgilendirmektir.. Olayı araştırmaktır, gerçekleri okuyucusuyla paylaşmaktır.
Bunları araştırmanın hiçbir kötü yanı yoktur. Kaldı ki, gerçeklerin hepsi yavaş yavaş gün ışığına çıkacaktır.
Ama daha düne kadar unutulmuş olan, “Yok Böyle Dans” yarışmasıyla büyük üne kavuşan bir kızın ölümünden de, bu şekilde yazarak trübüne oynamak, prim toplamak bence gazeteciye yakışmaz. Sadece geçici bir maske olur bu!
Çünkü, yeri geldi mi başkalarının anasını ağlatacaksın, insanları yerden yere vuracaksın, emeklerini hiçe sayacaksın ama dans yarışmasıyla sevilen bir kızın ölümünden de “sana ne?” diyerek prim toplamaya çalışacaksın!
Yok ya..
“Sana ne?” olur mu?
Evet evli bir kadının, sabahın köründe başka bir adamın evinde ne işi var?
O evde olmasa ölmeyecekti belki..
Bugüne kadar Defne Joy'un böyle sıra dışı bir hareketine tanık olmadık, hiç kimseyle adını duymadık.
Şimdi ne oldu da oldu, başka bir adamın evine gitti?
Sabaha kadar alkol aldı, sigaralı ortamda kaldı. Yarışmadan elendiği için her ne kadar “çok sevinmişti” deselerde o stresi çok iyi bilirim morali bozuktu. Bozuk moral üstüne içilen içki fena yapar.. Bir de üstüne evli ve çocuklu bir kadın başka bir adamın evinde.. Köpek var, astım var, alkol var, kaçamak var, yarışmadan elenmenin moral bozukluğu var..
Daha ne olsun!
Ahmet Altan'ın oğlu Kerem Altan ne demiş ifadesinde; “Duygusal yakınlaşma oldu ama seks yapmadık!”
O evde, sabahın köründe neler oldu, neler konuşuldu, Defne hangi ruh halindeydi, ne yendi, ne içildi bilmek mümkün değil..
Tüm bunlar için “sana ne?” denmez, denmemeli..
Öldü gitti, Allah rahmet eylesin, deyip geçilmemeli..
32 yaşında genç ve sevilen bir kadın öldü.
Araştırılmalı ve gerçekler ortaya çıkmalı..
NOT; Yazı bittikten sonra aklıma geldi onu da buraya eklemek istiyorum. Sabahın köründe Tarlabaşı'ndaki mekandan köprüyü geçip taa Göztepe'ye gideceğine, götürüleceğine, davet edileceğine, hemen yakında olan Nişantaşı'ndaki evine gitse ne güzel olurdu değil mi?
YASAL UYARI: Yazarın yazısının kopyalanması yasaktır. Yazı, sadece
gecce.com’a link verilerek kullanılabilir. Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.