YAZARLAR

DİZİ MUTFAĞI
VOLKAN YAZICI
volkan@gecce.com
https://twitter.com/volkannyazici
Son Güncelleme: 07 Şubat 2012 13:07
SEKSENLER
Seksenler demek tek kanallı bir dönemde TRT izlemek demekti...
Seksenler demek permalı saçlar, break dans demekti…
Bugünlerde ise “Seksenler” demek unuttuğumuz o yakın tarihin tozunu alan, acı tatlı hatırları hatırlatan ve bizleri bugünlerden alıp geçmişe götüren naif bir dizi demek!
“Seksenler” dönem sit-com’u olarak bir ilk! Yapım değişim rüzgârının ne denli kuvvetli olduğunu, nereden nereye geldiğimizi bizlere hatırlatıyor! Bizlere o günlerle bugünleri kıyaslatıyor. Dolayısıyla bu da izleyicinin dizi ile özdeşleşmesini kolaylaştırıyor. Sırf “Seksenler” fikri ile yapım rating savaşına 1-0 önde başladı! Çok doğru bir fikir!

Diziye bakacak olursak; dizi dönem işi olmasının yanında aslında tipik bir Birol Güven işi. Birol Güven’in sevdiği ve dizilerinde ön planda tuttuğu “aile kavramı” bu dizide de ön planda! Bir ailenin zaman içinde yaşadığı değişim ve değişen aile yapısı üzerine oturtulmuş dizi. Bu da iyi yakalanmış bir çıkış hikâyesi... Neticede o günlerden bugünlere değişen bir tek permalı saçlar değil! Aile yapılarımızda da bir değişim söz konusu! Ancak bu çıkış hikâyesi dizinin iki sezon devam etmesini sağlayacak kuvvette değil! Yani dizideki ailemizin evlerini müteahhide verip karşılığında daire alacak olmaları ve evin babasının buna kati suretle karşı gelmesi durumu izleyiciyi ne kadar ekran karşısında tutabilir? Üç - beş bölüm için bu çıkış hikâyesi izleyicinin diziyi izlemesine neden olur. Ancak izleyici iki sezon neyi izleyecek? Bu mühim bir soru. İzleyiciyi iki sezon ekran karşısında tutacak bir kanca atılmalı! Yoksa bir müddet sonra dönemin atmosferi izleyiciye sıradan gelmeye başlayacak ve dizi kan kaybedecek!

Dizinin çıkış fikri kadar başarılı olan bir durum da işin prodüksiyon ayağı! Seksenlerde kullanılan ve artık hayatımızda olmayan bir sürü öğe araştırılmış, edinilmiş ve diziye yerleştirilmiş. Zaten dizinin yönetmeni de bu duruma biraz torpil geçip edinilen öğeleri detaylarda fazlasıyla göstermiş. Zaten böyle bir dizide en büyük torpilin başrol oyuncusuna değil, dönemin atmosferine geçilmesi gerekirdi!

Dizide gözüme takılan bir durum 1979’un son günlerinde 18 yaşında olan Ayşe Tolga (dizideki adıyla Gülden) 2012 yılında kaba hesaplamayla 51 yaşında. Ancak ne 18 yaşındaki ne de 51 yaşındaki Ayşe Tolga gerçekçi! 1979 da daha çok 30, 2012 de ise maksimum 40 yaşında!

Bunların dışında dizi, her sit com’un düştüğü hataya düşerek her “boşluğa” bir “gülme efekti” yerleştirmiş! Artık seçici, araştıran, izleyen yeni kuşak bir izleyici kitlesi var! Üç yıl öncesinin izleyicisiyle günümüz izleyicisi arasında bile ciddi bir farklılık söz konusu. Dolayısıyla izleyiciye “burada güleceksiniz” mesajı vermek adına koyulan gülme efektleri aşırıya kaçtığında itici bir durum ortaya çıkıyor. Gülme efektleri azalsa, onun yerine “hangi çağda yaşıyoruz ya anne? 60’larda mı?” tadındaki espriler artırılsa daha başarılı olunabilir. İzleyici gülmeyi kendi tercih etmeli! Güleceksiniz diye dayatılmamalı!

“Seksenler” iyi bir fikir üzerinden yola çıkmış ve içinde “masumiyeti” barındıran güzel bir proje. Sırf bu özelliği ile bile diğer diziler içinden sıyrılıyor. Yolları açık olsun!
YASAL UYARI: Yazarın yazısının kopyalanması yasaktır. Yazı, sadece gecce.com’a link verilerek kullanılabilir. Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.
Toplam 2 yorum bulunmaktadır...
  • yaştaki karışıklık benim de dikkatimi çekti. hatta hesapladım bile. bu hata gerçekten de ayşe tolga'da dikkat çekiyor. saça röfle atmakla 50 yaşında görünmediği gibi, mini etek giymekle de 18 durmuyor. bunun haricinde 80 lerden kalan saat, duvar aksesuarları, çamaşır makinesi gibi ayrıntılar çok hoş.
    Misafir(dizisever) - 07.02.2012 18:16:52
  • Dizinin çıkış noktasına, prodüksiyonuna ya da oyuncularına diyecek bir şeyim yok, ki halihazırda sadece fragmanlarını izlemiş biriyim. Ama kafama takılan; işler 79 dan başlayıp 80 lerin sonlarına kadar gelecekse; dizide bugün dillendirilmekten korkulmayan (o günü bilemeyeceğim tabii) ama o gün her daim baskısının hissedildiği, insanların kendi içinde bile değişik yasaklar getirmeye mecbur hissettiği, var olan ya da dizi içinde var olacak durumu (ben bile korktum adını zikretmekten galiba) biraz esprili bir dille ve belki de durumu apolitikleştirip sadece sıradan insanların karamizahı haline getirilip; dizinin şuanki (yazarın da fark ettiği) boşluktan kendini kurtarıp - belki de - fenomen haline dönüşeceği (tabi klasik dönem dizilerindeki sulugöz ya da ne şiş yansın ne kebap zihniyetiyle olmadan) içten bile değil bence. Orjinal proje yapmak "Çocuklar duymasın"ı ya da "En son babalar duyar"ı 80 lere adapte etmek midir?
    Misafir(gökhan) - 07.02.2012 16:47:33
sayfa başı
© 2001-2012 MEDYANET İNTERNET HİZMETLERİ YAYINCILIK VE TİC. LTD. ŞTİ.