YAZARLAR

KENAN ERÇETİNGÖZ
kenanercetingoz@gecce.com
Son Güncelleme: 24 Ekim 2011 13:46
SESİMİ DUYAN VAR MI?
İşte yine aynı şey oldu?

Değişen hiçbir şey yok!

Mehter marşıyla aynen ilerliyoruz. İki ileri, bir geri!

30 yıldır şehitler ölüyor, yıllardır depremde insanlar hayatlarını kaybediyor.

Ama hep aynı tas, aynı hamam!

Hani Gölcük depreminden sonra konuşulanlar, açıklananlar? Nerde o atıp, tutanlar?

Kandilli bile 6.6 diye açıkladı ilk önce, Amerika 7.2 dedi. Deprem 7.2 çıktı, yıktı geçti.

Daha depremin şiddetini bile ölçemiyoruz, sürekli kefen bezi ölçüyoruz!

17 Ağustos 1999.. Gölcük depremi, 7.4 şiddetindeydi ve 45 saniye sürdü.

23 Ekim 2011.. Van depremi, 7.2 şiddetindeydi ve 30 saniye sürdü.

Aradan geçmiş 12 yıl..

Ölenler ölmüş, her zaman ki gibi deprem konusu unutulmuş gitmiş ülkemizde.

Hani her binanın deprem sertifikası olacaktı? Hani her bina depreme karşı mutlaka güçlendirilecekti?

Ne oldu? Sıfır!

Van’da depremi duyunca, şok oldum..Günlük yaşamın koşullarından unuttuğumuz, dalıp gittiğimiz deprem konusu suratımıza tokat gibi vurdu yine!

Şok oldum, çünkü İstanbul’da olduğunu düşündüm bir an..

“7.2 deprem İstanbul’u vurdu”

O an nerede olduğumu, nasıl olduğumu, ailemi, çoluk çocuğumu düşündüm.. Ürperdim.. İçim titredi, sinirlerim gerildi.

Eğer ölmemiş sağ kalmışsam, kalmışsak, yaşananları düşündüm.. Yıkılan binaları, ölenleri, yaralıları düşündüm..

Evet doğru belki Van bize uzak.. Ölenlere Allah rahmet eylesin ama deprem bize uzak değil. Her an vurabilir, kim bilebilir?

İstanbul’un hala deprem sertifikası olmayan, unutulan binalarını düşündüm.. Yıkılan evlerin resimleri, videolar geçti gözümün önünden. Cesetler çıkartılıyordu enkazlardan.. Hep o çocuk ölümleri beni fena hırpalamıştır. Küçücük bedenler yatıyordu, moloz yığınlarının arasında..

Belki benim çocuğum ya da senin çocuğun veya yakının.. Telefonlar felç olmuş, ulaşım kapanmış, koca İstanbul savaş alanına dönmüş!

Yüzlerce ve binlerce ceset. Yangın, doğalgaz patlamaları, vs. vs. vs.

Daha fazla acı tablo çizmek istemiyorum ama şu an bunları bile yazamıyor, konuşamıyor olabilirdik, olabiliriz.

Peki 1999’dan bu yana ne değişti İstanbul’da?

14’lük demir yerine 30’luk demir kullanılıyor mu? Binaların deprem sertifikaları tamamlandı mı, güçlendirildi mi?

Kurtarma ekipleri hazır mı? İstanbul’da yaşayanlar bilinçli mi?

Yeterli erzak, malzeme, çadır vs. var mı?

Tatbikatlar yapıldı mı?

Hastaneler hazır mı?

Çadır hastaneler var mı? Vs. vs. vs.

O kadar çok soru oluştu ki kafamda ve işin içinden çıkamadım, Allah’a şükrettim.

Ama nereye kadar, ne zamana kadar?

Ben “kader kurbanı” gibi ölmek istemiyorum bu ülkede.

Ben sel olduğu zaman, işine gitmek için servise binen insanların arabanın içinde ve otoyolda ölmesini istemiyorum bu ülkede.

Ben çocuklarımızın 30 yıldır bitmeyen bir dava için saçma sapan şekilde ölmesini istemiyorum bu ülkede.

Ben deprem de olsa, sel de olsa her şeye karşı hazır bekleyen, artık bunca tecrübeye karşılık tüm önlemlerini almış bir ülkede yaşamak istiyorum.

Çocuklarımızın geleceğinin parlak olmasını, kör kurşuna kurban gitmemesini istiyorum.

Her olaydan sonra, basma kalıp açıklamaların değil, artık gerçek şeylerin yapılmasını ve takip edilmesini ve unutulmamasını istiyorum.

Amin!
YASAL UYARI: Yazarın yazısının kopyalanması yasaktır. Yazı, sadece gecce.com’a link verilerek kullanılabilir. Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.
Bu yazıya yorum yazan ilk kişi siz olun, hediyeler kazanın!
sayfa başı
© 2001-2012 MEDYANET İNTERNET HİZMETLERİ YAYINCILIK VE TİC. LTD. ŞTİ.