2 AY GECİKMELİ OLARAK VİZYONDA

İdil Fırat'a tecavüz sahnesi, Ali Erkazan'ın mastürbasyonu, cinayetler, kopan kanlı bir parmak... 'Münferit' filmi iki aydır vizyona girmeyi beklemesine karşın bu sahnelerden tek kare görmedik! Gişe için sahneleri sömürmek istemediğini söyleyen yönetmen Altun: Biz yaşanan travmayı anlattık! Milletin midesi kalkmayacak!..

Magazin

2 AY GECİKMELİ OLARAK VİZYONDA Yıl 1999. Karabük'te Telekom çalışanları insanların telefonlarını dinliyor ve özellikle bazı kadınların sırlarını ele geçiriyorlar. Örneğin kadın evli ve bir sevgilisi var. Kaydettikleri bu bilgileri ileri sürerek ve elbette 'kocana veya babana veririm' diye tehdit ederek, yıllarca bu kadınlara tecavüz ediyorlar. Dersu Yavuz Altun da bu haberi senaryoya dökerek 'Münferit' isimli bir film çekiyor. Dün vizyona giren filmde; başrolleri ise İdil Fırat ve Ali Erkazan paylaşıyor. Erkazan, filmde Fırat'a tecavüz ediyor...

* Filmdeki kurum Telekom olarak geçmiyor değil mi?

Dersu Yavuz Altun: Hayır, yasal olmazdı. Bir telefon şirketi olarak geçiyor.

* 'Münferit' siyasetçilerin çok kullandığı bir kelimedir. Neden filmin ismi 'Münferit'?

D.Y.A.: Münferit kelimesinin sözlük karşılığı, bireysel demek. Evet bizde bu kelimeyi daha çok güvenlikten sorumlu yetkililer kullanır. Ortada bir suç olduğunda kendilerini 'Bu olay devletin genel bir politikasından değil, bir devlet görevlisinin kişisel hatasından kaynaklanan bir suçtur' anlamında kullanırlar. Ama aslında devletin suçüstü yakalandığı yerde, ilk kullandığı sözcüktür. Biraz aklı başında olan bir insan bu sözcüğü duyduğu zaman aslında hiç de münferit olmayan, örgütlü güçlerin işin içinde olduğunu anlar. Bu anlamda münferit kelimesi bizim için ironik bir seçim...

* Derin devlet meseleleri de var sanırım filmde...

D.Y.A.: Olağanüstü bir durum yaşanıyor, bir sürü kadına tecavüz edilmiş, resmi bir durum var. Biliyorsunuz eskiden Telekom devletin kurumuydu ve orada bir dinleme ünitesinin varlığı bile yasa dışı... Dolayısıyla yetkililer geliyor ve 'bu meseleyi büyümeden nasıl kapatırız?' diyor. Olayın bir tanığı var, geçmişe dönerek anlatacak tecavüze uğrayan bir kadın. O kadını da İdil Hanım oynuyor.

* Ali Erkazan'ın canlandırdığı karakterle de cinsel zaaflar konu ediliyor değil mi?

D.Y.A.: Evet, onun oynadığı karakterin böyle bir sapması var. Cinsellik de toplumsal anlamda yüzleşmemiz gereken en önemli konulardan. Türkiye'de ne ailede ne de okullarda cinsellik eğitimi verilmiyor. Herkes el yordamıyla kafa göz yararak öğrenmeye çalışıyor. Çoğu zaman da sevgiden yoksun bir cinsellik algısı hakim.

* Kısaca nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz filmde?

D.Y.A.: Biz aslında bir ailenin nasıl parçalandığını anlatırken, içinde bulunduğumuz bir dönemin fotoğrafını çekmek istedik. Hepimiz hayatımızı biraz başkalarına biraz da kendimize yalan söyleyerek sürdürmek zorundayız. Toplumda bir çürümüşlük var. Hepimizin korkuları var ve biz bu korkularımızla yüzleşelim istedim.

* Filmde bir de trafik kazası oluyor. Bir çift küçük bir çocuğa çarpıp ölümüne neden oluyor ve kaçıyor...

İDİL FIRAT: Evet ve o telefon dinleyen insanların bulunduğu kasabaya geliyorlar. Ama sırlarını saklamaları gerekiyor. Oynadığım karakter de sırlarının ortaya çıkmaması için tecavüze boyun eğiyor.

* Neler hissettiniz tecavüz sahneleri çekilirken?

İ.F.: Bir insanın bir insana yapabileceği en korkunç şeylerden biridir bu. Zaten normal bir insan olarak böyle bir olayın dünyanın her yerinde yaşandığını bilmek bana çok acı veriyor. Bir de oyuncu olarak bu durumu hissetmeye çalıştığınızda acınız katlanıyor. Ve ben çekimler sırasında bunları düşündüğüm için gerçekten acı çektim.

* Peki bu sahneler beyazperdeye nasıl yansıyacak? Çıplaklık ve şiddet içeren görüntüler mi ağırlıklı olacak?

D.Y.A.: Biz bu sahneleri filmin anlatmak istediği şeylere hizmet edecek şekilde çektik. Amacımız çıplaklığı göstermek değildi, orada kadının yaşadığı travmayı anlatmak istedik. Etkileyici ve çarpıcı çektiğimizi düşünüyorum. Ama bir sansasyon ya da bir skandal beklemesin izleyenler.

* Çoğu filmde bu tarz sahneler pazarlama amaçlı kullanılıyor...

D.Y.A.: Evet gişe açısından çok sömürülebilecek sahneler ama biz öyle istemedik. Mesela filmimizde 'En Son Babalar Duyar' dizisinde oynayan Ali Erkazan da başrol oynuyor ve kendisinin çok çarpıcı mastürbasyon sahneleri var, istesek o görüntüleri basına verirdik. Çıkacak başlığı bile tahmin edebiliyorum: 'Baba'yı hiç böyle görmediniz!' (gülüyor)

* Başka çarpıcı sahneler var mı?

D.Y.A.: Cinayet sahneleri ve bir çocuğun kopmuş kanlı bir parmağının sürekli yer değiştirmesi de ilgi çekici...

* Çok kan görecek miyiz filmde?

D.Y.A.: Hayır, ürpertici olan zaten olayların arkasında yatan nedenler. Görsel olarak şiddeti gösterdiğimiz yerler var tabii ama korku filmleri efektleriyle yapılan bol kanlı bir film olarak algılanmasın... Seyircinin, anlatmak istediğimiz hikayeye odaklanmasını istiyoruz. Bu nedenle uzun sayılabilecek bazı mastürbasyon sahnelerini çıkardık. Milletin midesini kaldıracak, milleti sinemada hoplatacak numaralar yok!

* Oyuncuların ücret talep etmediği doğru mu?

İ.F.: Doğru. 'Münferit' bir derdi olan, bir mesajı olan, insanları yüzleşmeye çağıran bir film... Bir oyuncu olarak, böyle tasarlanmış bir filme, çok da para odaklı girmezsiniz. Benim için maneviyatı büyük bir film oldu.

* Filmin yapımcısı da sizsiniz değil mi Dersu Bey?

D.Y.A.: Evet. Biraz birikimim vardı, biraz Kültür Bakanlığı'ndan destek aldım, biraz da borçlandım. Oyuncu arkadaşların da katkısı ve özverileriyle bu filmi var ettik.

* Bir röportajınızda 'Bazı şeylerle yüzleşmek için 28 yıl beklemek istemiyorum' demiştiniz...

D.Y.A.: Evet, o 12 Eylül'le ilgiliydi. Biz yeni yeni 12 Eylülleri dizilerimizde, filmlerimizde fincancının katırlarını ürkütmeden anlatmaya başladık. Mizahın koruyucu dilini anlatarak... Bu ülke kendine eziyet edenlerle yüzleşmediği sürece daha iyi şeyler yaşayamayacak.

* Sizin rollerinizde genel bir tarzınız vardı aslında; modern, eğitimli, güçlü kadın imajı...

İ.F.: Aslında benim öyle klasik bir çizgim yok ama birileri röportajlarda bunu üzerime yapıştırdı. Galiba bazı projelerin biraz daha gündemde olmasıyla ilgili bu...

* Ama bu rol, diğer oynadığınız karakterlerden daha farklı gibi...

İ.F.: Evet şöyle farklı; sıradışı diyebileceğim ve içinde çatışmaları barındıran ve ruhsal anlamda renkli bir karakter. Üzerinde bol bol düşünmeyi gerektiren, iç sancıları bol olan... Zaten böyle karakterlerden haz alıyorum.

* Filmin afişinde çok farklı gözüküyorsunuz...

İ.F.: Burnumla ilgili ufak bir değişim yaptım, ondan olabilir mi acaba? (gülüyor) Aslında doğru söylüyorsunuz. Ben de bir başkasına bakıyormuşum gibi geliyor. Neredeyse hiç makyaj yapmadık. Hatta tecavüze uğramış bir kadın olduğum için oldukça yüzümü çökertmeye ve bakımsız göstermeye çalıştık. Olabildiğince gudubet bir görüntüm var biliyorum! Saçımın yapılmadığı, makyajsız, en paspal halimle oynadığım bir rol oldu. Ama ben sevdim bunu. Bazı yerlerde biraz tatsız da görünüyorum ama olsun varsın. (gülüyor)

* Hakkınızda internette çok fazla bilgi bulamadım. Nasıl bir yaşantınız var, neler yaparsınız?

İ.F.: Kendi kendime yaşıyorum; alçak gönüllü, sade bir yaşantım var. Fotoğrafa meraklıyım. Gezmeyi, doğayı, tarihi ve hayvanları çok seviyorum.

* Evlenmeyi düşünmüyor musunuz?

İ.F.: Evlenmeyi çok kesin bir biçimde düşünmedim. Bunun çok da şart olduğunu sanmıyorum. Ancak Türkiye ortamında sadece çocuk için böyle bir şeye zorunlu kalabilirsiniz.

* Peki ya çocuk istemez misiniz?

İ.F.: Emin değilim, dünyanın gidişatına pembe gözlüklerle bakamıyorum. İlle de anneliği yaşamak istiyorum gibi bir durumum da yok.
Günaydın
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: