29 Kasım'da İstanbul'da!

Ünlü besteci, kemancı ve orkestra şefi André Rieu'nün 29 Kasım'da vereceği konsere hazırlanıyor.

Kültür-Sanat

29 Kasım'da İstanbul'da! İstanbul, klasik müziğin Madonna'sı" lakabıyla anılan ünlü besteci, kemancı ve orkestra şefi André Rieu'nün 29 Kasım'da vereceği konsere hazırlanıyor. Rieu'nün konserlerinin en önemli özelliği seyircilerin de etkinliğin bir parçası haline gelmesi, yani dinlerken dans edip şarkı söylemesi...
André Léon Marie Nicolas Rieu ya da kısaca tanınan adıyla André Rieu, Hollandalı bir besteci ve kemancı. Aynı zamanda Johann Strauss Orchestrası'nın kurucusu ve şefi. Son 100 yılın en önemli müzisyenlerinden biri kabul edilen André Rieu, 29 Kasım'da İstanbul'da bir konser verecek. Ama sakın sıradan bir klasik konser izleyeceğinizi sanmayın. New York Times Gazetesi tarafından "Klasik müziğin Madonna'sı" olarak lanse edilen Rieu'nün konserlerinde seyirciler dans ediyor, şarkı söylüyor ve tıpkı rock konserlerindeki gibi kurtlarını döküyor! Yani utangaçlık etmezseniz, buradaki konserde siz de çok eğlenebilirsiniz.
İşin ilginç yanı, Rieu'nün rock ve popla hiç alakasının olmaması. "Pop müzikle hiç mi aranız yok, ne bileyim gençken rock konserine falan da mı gitmediniz" diye sordum ona, şöyle cevap verdi: "Gitmedim. Gençken rock müzik diye bir şeyin varlığından dahi habersizdim. Bizim evde sadece klasik müzik konuşulurdu, pop müzik falan asla dinlenmezdi. Beatles veya Rolling Stones'u hiç işitmemiştim. Başka müziklerin varlığını bana çok sonraları karım öğretti diyebilirim."

Başarınızın sırrı ne? İnsanlar elbette öncelikle sanatınıza hayran ama sizi bu kadar çok sevmelerinin başka bir sebebi daha olmalı...
Açıkçası ne kendi başarımın sırrını söyleyebilirim size ne de başka birininkini, çünkü bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Bu soruyu hayranlarıma mı sormak gerek acaba?
"İyileşmesi mümkün olmayan bir iyimserim" demişsiniz bir röportajınızda...
Elbette öyle. Karamsar olmanın kime ne yararı var ki? Bir keresinde bir arkadaşım bana gönderdiği mektupta şöyle yazmıştı: "Güneşe bak, sonra başını hafifçe arkana çevir ve güneş ışınlarının yarattığı gölgeni gör." Bence hayat tam da böyle bir şeydir işte. Bu yüzden işler yolunda gitmediğinde asla geriye bakmam ben, yararı olmayacağını bilirim. İleri bakmayı tercih ederim, yeni planlar yapmayı, yeni müzikler keşfetmeyi, yetenekli gençler aramayı... Beni mutlu eden şey neyse onu yapmalıyım, hayat bunu bana çoktan öğretti.

'ÇOCUKKEN AKLIMDA HEP FUTBOL VARDI'

Mozart ve Beethoven için söylenenleri düşünüyorum, siz de onlar gibi bir dahi çocuk muydunuz?
Yok yahu, alakası yok. Bütün diğer çocuklar gibi benim de aklımda hep futbol vardı; bulduğum topa sarılıyor, okuldan ve ders çalışmaktansa nefret ediyordum. Fakat babam orkestra şefiydi ve bu yüzden kardeşlerim ve ben birer enstrüman çalmak zorundaydık. Keman çalmaya 5 yaşındayken başladım. Annem çok yetenekli olduğumu söylerdi ama deha düzeyinde bir yeteneğim olduğunu sanmıyorum.

Sahnedeki ilk konserinizi hatırlıyor musunuz? Tam olarak ne hissettiniz? a) Korku b) Haz c) Güç d) Huzur
Bu soruya cevap veremeyeceğim. Kemanla verdiğim ilk konseri hakikaten hatırlamıyorum. Çok küçük olmalıydım... Fakat bir keresinde oğlanlar korosuyla kilisede Noel şarkıları söylemiştik, ayine katılan insanlar da bize eşlik etmişti. Benim için büyük olaydı.

Johann Strauss'u biliyoruz elbette ama sevdiğiniz öteki müzisyenler kimler?
Öyle çok ki. Franz Léhár'ın operetlerini çalmayı da dinlemeyi de çok seviyorum. Emmerich Kálmán'a da hayranım. Beethoven, Mozart elbette başta geliyor. Cosi Fan Tutte ve Saray'dan Kız Kaçırma en sevdiğim eserler. Bu ikinciye "Mozart'ın Türk Operası" denir, bilirsiniz belki. Verdi, Puccini, Bartok, Carl Orff ve Ravel'i de unutmaman gerek. Anlayacağınız listem epey uzun.

'İSTANBUL GÜZEL VE DİRİ BİR ŞEHİR'

Ellerinizi sigortalattığınızı söylüyorlar...
Öyle mi yapmışım, hiçbir fikrim yok. Sigorta işlerini şirketim üstleniyor, bir şeyler yapıyorlar da ama bu konular beni sıkıyor ve işleri tamamen onlara bırakıyorum.

Müzisyen olmasaydınız ne olurdunuz?
Kesinlikle mimar. Bina inşa etmek isterdim veya az önce konuştuğumuz gibi şatolar falan... Bir keresinde dekor olarak Viyana'daki Schönbrunn Şatosu'nun bir kopyasını inşa etmiş, sonra da onunla dünya turnesine çıkmıştım. Şimdi delirdiğimi düşünüyorum, çünkü o maketi inşa etmek bile çok zordu.

İstanbul'a daha önce geldiniz mi?
Hem de birkaç kere. İstanbul'u çok seviyorum, hem güzel hem de çok diri bir şehir. Şehrinizde bir konser fikri beni heyecanlandırıyor. Programda valsler, olağanüstü yetenekli tenor ve sopranoların seslendireceği aryalar ve şahane dekorlar olacak. Umarım siz İstanbullular da dinlerken bize eşlik eder, yani dans edip şarkı söylersiniz.


Gerçek D'artagnan'ın şatosunda yaşıyor

Üç Silahşörler romanının dördüncü şövalyesi olan D'Artagnan'ın şatosunda yaşıyormuşsunuz. Bu size ne hissettiriyor? Kendinizi dev bir romanın kahramanı gibi hissediyor musunuz mesela?
Hahaha... Güzel soru! Küçükken Tintin adlı çizgi romanda yer alan Marlinspike Hall şatosuna bayılır ve hep öyle bir yerde yaşamayı hayal ederdim. Şimdi yaşadığım yere gelince; doğru söylüyorsunuz, bir zamanlar gerçek D'Artagnan yaşamış ama orası bir şato falan sayılmaz. 15'inci yüzyıldan kalma eski ve çok güzel bir ev sadece. Orada yaşamak beni mutlu ediyor. Evimde çektiğimiz bir Noel konseri kaydı var, bulup izleyin, ne kadar harika ve romantik bir atmosferi olduğunu göreceksiniz.

Peki bir Stradivarius kemana sahip olmak nasıl bir şey? Çok değerli olmasının yanı sıra eşsiz bir ses çıkardığı söyleniyor...
Onunla sahneye çıkmak benim için bir şeref. Harika şeyler hissediyorum elbette. Çıkardığı ses eşsiz, başka bir kemanla bunu elde edemezsiniz. Fakat onun sahibi olduğumu düşünmüyorum. Birkaç yıl onu çalabilecek olan talihli biriyim sadece. Ben öldüğümde başka bir kemancının olacak ve umarım o da Stradivarius'uyla en az benim kadar mutlu olur.

'Pop-vari davullar, DJ usulü disko efektleri istemem'

Konserleriniz bir tuhaf, alıştığımız klasik müzik konserlerine pek benzemiyor. Zaten bu yüzden size "Rock star şef" diyorlar. Bu tanımlama hakkında ne söylersiniz? Hâlâ bir klasik müzikçi misiniz, yoksa yıldızlar dünyasının en tepesinde misiniz?
Kuşkusuz hâlâ bir klasik müzikçiyim. Müziği icra edişimde klasik müziğe aykırı hiçbir şey yok, bundan taviz vermedim, veremem. Strauss valsleri çalarken Johann Strauss o valslerin nasıl çalınmasını hayal etmişse öyle çalıyorum. Pop-vari davullar, DJ usulü disko efektleri falan eklemiyorum. Her şey tamamen Strauss dönemindekiyle aynı. Bir farkımız varsa o da şudur: Klasik müzikçilerin genel olarak takındıkları o ağırbaşlı halden eser yok bizde. Ben ve orkestra arkadaşlarım müzik yaparken sıkılmıyoruz ve bunu her fırsatta gösteriyoruz. Ha bir de stil sahibiyiz. Yani şık ve gösterişli tipleriz, sahne üzerindeki giyimimize kuşamımıza özen gösteriyoruz.

Seyirciyle ilişkinizden bahseder misiniz? Konserlerinizde insanlar sadece dinlemek ve izlemekle yetinmiyor, konserin bir parçasıymış gibi hareket ediyor ve kendilerini özgür hissediyorlar...
Haklısınız, benim konserlerimde seyirciler sahiden de konserin bir parçası haline geliyor. Bunu çok önemsiyorum. Sahnede keman çalarken kendim için değil onlar için çaldığımın bilincindeyim. Yüzlerindeki tebessümü görebiliyor, mutluluklarını hissedebiliyorum.

Gülenay Börekçi/Ht
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: