3 yazardan isyan ve aşk güzellemesi...

Saçları rüzgârda savrulan kızlar, genç erkekler, öpüşüp koklaşan çiftler… Hepsi eşit ve reşit bireyler çünkü ve özgürlüklerine fazlasıyla düşkünler. Hayata, umuda, aşka düşkün oldukları gibi….

Yaşam

3 yazardan isyan ve aşk güzellemesi... ‘Girilmeyen sokaklara giren, yürünmeyen yollarda yürüyen insanlar devrim benim için. Sonra bir de aşk var, sonunda hep çıkmaz sokak olan, her devrim gibi.’

Aşk, devrim ve Yaban

Biz özgürlük olmadan aşkın anlamsız olduğunu düşünüyoruz. Şu anda aşk diye insanlar esasında birbirini tüketiyor.

Lale Müldür ve çapulcu arkadaşları

Yürüyordu. Yürüyorduk. Kilyos’tan dönüyorduk, Kilyos’tan dönmek üzereydik. Hep şey içindi. Her şey Gezi Parkı’na inmek içindi. Metrodan Osmanbey’de indik. Osmanbey’de iner inmez olayların içine indik. Çapulcunun biri olduk. Ve ayağımızın dibinde patlayan biber gazı alevler halinde fışkırmak üzere duruyordu. Yanımdaki Yaban’la ben karşı kaldırıma geçtik. Bir apartmanın eşiğinde duran bir kapıcı bizi bir daireye aldı. Aristokratik İstanbul soylusu bir kadının dairesiydi bu. Ben acele tuvalete gittim. Eteğimin içine dolan biber gazını da yanımdaki kişi elimine etmişti.

‘Aşkın kadınlarıyız.’
-İkiniz birlikte yani.

‘Aşk ve devrim, ikisini birbirinden ayırmak istemem ben.’
‘Girilmeyen sokaklara giren, yürünmeyen yollarda yürüyen insanlar devrim benim için. Sonra bir de aşk var, sonunda hep çıkmaz sokak olan, her devrim gibi.’

‘Biz aşkın anarşist bir dünyada gerçek olacağına inanıyoruz. Özgürlük olmadan aşkın anlamsız olduğunu düşünüyoruz. Şu anda aşk diye insanlar esasında birbirini tüketiyor. Ve gerçek aşkın insanların özgür olduğu, kendilerinin olduğu... Eğer ben köleysem, iktidarımın kölesiysem, ben o iktidarımın bir yansımasıyımdır ve kendim değilim demektir. Ve ben kendim değilken, bir başkasının yansımasıyken, nasıl âşık olabilirim? Gerçek aşkı yalnız özgür insanların yaşayabileceğini düşünüyoruz.’

‘Aşk devrimin özüdür. İnsan âşık olmadığı devrimi gerçekleştiremeyebilir. Ve elbette ki ihtimaller devrim dahilindedir.’
Divan Oteli’nde oturmuş çay içen burjuvaları görünce şuna takılı kaldık: Aşkı da gözlemliyorlardı öyle. Bu da böyle bir devrim işte.
Yürüyordum. Yürüyordu. Geziyorduk manasız bir seksin ortasında. Sekize bölüyorduk gövdemizi uzayda manasız yerlerden geçmek ister gibi.

YABAN

Siyah bir soygun gibi / Kendimi kendimden soyarak / Sana yaklaşmam gerekecek, swan / Kuğu kanı içen bir Moğol imparatoriçesi gibi / Bilmediğim bir oyunu başlatmam... / Belki kum bu YABAN izleri siler bir gün / Ve YABAN yeniden alır bizim dehşetengiz harcırahımızı

‘Devrim bir roller coaster gibidir. Aşk da onun konseptidir.’
Her şeyin içinde olacağı toplu gösteri için Kodak’ın sonsuz inceliği gerekiyordu ve bilimsel cut up’ları.
Yaşasın poliamor devrim!

Yürüyorduk. Yürüyordular. Ben elimde bir limon dilimi, çiçek açmış bir şeftali ağacının altında esrikliğin arayışına çıkarım. Nasıl ama nasıl yan yana yürüyebiliriz ki biz, başımızdan çıkan yabanıl dallar birbirimize yakınlaşmamızı önlerken böyle? Nasıl ama nasıl gölgesini yanına almış bir yaban? Bilmiyorum limon ve tuzun konuşması gibi aşk ve devrimin iç içe geçmesi gibi derimin derine yakınlığı.
poliamordevrimpoliamordevrimpoliamordevrim...

Zamanın ruhu ferman dinler mi?

Sabaha karşı biber gazıyla dalmış parka polis, çadırları yakmış. Haber dalga dalga yayılmış. Sosyal medya bir anda bin bir mesajla ülkeyi ayağa kaldırmış. Gençlere var gücüyle destek vermiş demokrasiyi bulmaktan umudunu kesmemiş olan ülke insanı .

Ayşe Kulin

Bir varmış bir yokmuş. Aşkların zor, baharların olaylara gebe, darbelerin bol yaşandığı bir ülke varmış. Halkı didişmekten yorgun düşüp, huzura, hasret kalınca, başka ülkeleri huzura kavuşturan demokrasi reçetesini denemeye karar vermiş. Kendilerine demokrasiyi getirecek bir başbakan seçmişler, yasaları yeniden yazmaya, ayarları demokrasiye göre yapmaya başlamışlar. Niyetleri iyiymiş ama bir noktayı unutmuşlar. Sadece yasaları ayarlamakla olmuyormuş bu demokrasi işi. Ruhları ve kafaları da ayarlamak gerekiyormuş. Ülke insanı yöneticileriyle birlikte otoriter kültürüne ayarlıymış oysa. Neyse, zaman içinde o da olur inşallah diye düşmüşler yola, az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, nice mevsimler devirmişler, parmaklarının arasından kaçıp durmuş demokrasi, üzerinde durmamış, yola devam etmişler. Yıllar geçmiş, gelmişler bir başka baharın son günlerine. Kış uzun sürdüğünden, çok özlenmiş sıcak bir sabaha nice güzellikler görmek, nice sevgi sözcükleri duymak için açmışlar ki gözlerini, boynu bükük bir parkta, devrilmiş bir ağacın yan yatmış gövdesini görmüşler. Onu kökünden söken kepçenin sesini duymuşlar! Oysa zalim değildir ne mayıs ne de haziran, aylardan nisan gibi! Şaşırmışlar. Çoluk çocuk parkın çimenlerine dağılıp diğer ağaçlara kendilerini siper etmişler ki, onlar da kesilmesin.

KİM SÖZ GEÇİREBİLİR Kİ!

Bu sırada başbakanları kendine çalışma mekânı olarak tahsis ettirdiği saray odasının penceresinde, gözlerini denize çevirmiş, Kadıköy vapurundan inen kalabalığı seyredermiş. Etekleri, saçları rüzgârda savrulan kızlar, tek kulakları küpeli genç erkekler, birbirleriyle öpüşüp koklaşan çiftler inerlermiş vapurdan. Âşıklar inerlermiş el ele, birazdan bir parkın banklarından birine yan yana oturacakları belli olan. Hava da sıcak ya, vapurdan inen açık saçık giyinmiş kızlarıyla, kadınlarıyla, şortlu erkekleriyle cıvıldayan şehre tasvip etmeyen gözlerle bakmış başbakan. Onun beğenisine uygun giyinmiş örtülü kızlar, kadınlar da varmış elbette ama ya diğerleri...Of ki of!
Hemen pencereye arkasını dönmüş başbakan. Muhafazakâr ve dindarmış. Ciddiyeti severmiş. Öyle belletmişler ona, hep ciddi olacaksın; zamana uymak yok, zaman sana uysun, demişler.

Oysa zamanın ruhu ferman dinler mi! Zamana kim söz geçirebilmiş ki!

Masal bu ya, halkını seyreden başbakana bir haber gelmiş. Duymuş ki, Taksim Parkı’nda bir ağaç söküldü diye bir direniş başlatmış gençler. Üstelik tadında da bırakmamış, parkta gecelemişler. Bir yandan ağaçları korurken bir yandan da kaçak demokrasiyi arıyorlarmış otların arasında. Bu ülkede direnenlere aman vermezmiş polis. Üstelik ne o öyle, çadırlarda, çimenlerde yan yana yatmalar kızlı erkekli...Sabaha karşı biber gazıyla dalmış parka polis, çadırları yakmış, gençleri coplamış. Haber dalga dalga başka semtlere, başka kentlere yayılmış. Sosyal medya bir anda bin bir mesajla ülkeyi, hatta dünyayı ayağa kaldırmış. Parktaki gençlere var gücüyle destek vermiş demokrasiyi bulmaktan umudunu kesmemiş olan ülke insanı. Haziran en güzelidir ayların, insan hayal ettiği müddetçe yaşar ve masallar mutlu sonla biter. Haydi hayırlısı!

Aşk örgütlenmektir

Hepsi eşit ve reşit bireyler çünkü ve özgürlüklerine fazlasıyla düşkünler. Hayata, umuda, aşka düşkün oldukları gibi...

Nedim Gürsel

Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu ülke çapındaki direnişin, eğer ille aşktan söz edeceksek, bana Ece Ayhan’ın şu dizesini çağrıştırdığını söyleyebilirim: “Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler!”
Burada ‘abiler’in yöneticilerimiz olduğunu varsayarsak, ‘babalar’ demek daha doğru olurdu. Onların, günün birinde, kendilerine karşı gelinebileceğini hiç düşünmedikleri anlaşılıyor.

Bunu akıllarından bile geçirmediklerini, gelişmeler karşısında apışıp kaldıklarını ve kaba güce başvurduklarını artık biliyoruz. Başbakan babamız ‘muhafazakâr’ ve ‘itaatkâr’ bir gençlik istiyordu ama hevesi kursağında kaldı. Çünkü gençler boyun eğmenin değil başkaldırının bir erdem olduğunu bilecek kadar bilinçli. Onların yeme içmelerine, sevişmelerine yön verecek, hayat tarzlarına karışacak bir siyasal iktidar istemiyorlar.

BİR VAROLUŞ BİÇİMİ

Hepsi eşit ve reşit bireyler çünkü ve özgürlüklerine fazlasıyla düşkünler. Hayata, umuda, aşka düşkün oldukları gibi. Aşk varoluşlarının, hiç kuşku yok, en önemli nedenlerinden biri. Hatta diyebilirim ki, onlar için bir varoluş biçimi.

Bunu olaylar sırasındaki yakınlaşmalarından da gördük. Kızlar, Başbakan babamızın itirazına rağmen, erkeklerin kucağına oturdu. Bu konuda kendilerine ders vermek isteyen babalarına onlar gerekli dersi verdiler. Burada, Arap ülkelerine atıfla, bir ‘ilkbahar’ söz konusu değil. Olsa olsa, Marquez’in ünlü romanına atıfla, Başbakan babamızın ‘sonbahar’ından söz edilebilir. Ece Ayhan’la başladım, Yahya Kemal’in ünlü dizelerini günümüze uyarlayarak bitireyim: ‘AKP’nin ihtiyarları / Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.’
Ve ‘Bir aşk oluverdi aşinalık’. hurriyet.com.tr
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: