Akil İnsan'lar Başbakan'la görüştü!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, çözüm süreci kapsamında oluşturulan Akil İnsanlar Heyeti ile bir araya geldi. Erdoğan toplantıda konuştu.

Yaşam

Akil İnsan'lar Başbakan'la görüştü! Başbakanlık İstanbul Ofisi'nin bulunduğu Beşiktaş ile çevre yollarda güvenlik tedbirlerini uygulamaya koyan polis, bölgede geniş önlem aldı.Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'ne bağlı çok sayıda polis, Beşiktaş çarşı ve Dolmabahçe Başbakanlık Ofisi önünde görev yapıyor.

“Akil İnsanlar Heyeti" ile birlikte, Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç, Beşir Atalay ve Bekir Bozdağ, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, İçişleri Bakanı Muammer Güler, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, MİT Müsteşarı Hakan Fidan da Başbakanlık İstanbul Ofisi'ne geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ‘Çözüm Süreci Akil İnsanlar İstişare Toplantısı’nda konuştu. İşte Erdoğan'ın konuşmasından satır başları:

Çağrımıza olumlu yanıt verdiğinizi için bu sürece yüreğinizi koyduğunuz için, tarihin yapımında görev üstlendiğiniz için her birinize ülkem ve milletim adına tek tek teşekkür ediyorum. 2009 yılından itibaren milli birlik ve kardeşlik projesi adını vererek başlattığımız projeyle, çok değerli dostlarımızı ağırladık.

"SALONDA OLMAMAK SÜREÇ DIŞI OLMAK DEĞİLDİR"

Şu anda burada bulunan dostlarımızdan bazıları o toplantılara da katıldılar. Bu salonda gerçekleştirdiğimiz toplantılardan istişarelerden çok istifade ettik.
Bugün geldiğimiz bu noktada birkaç hususu özellikle ifade etmek istiyorum. Bu salonda bulunmamak takdir edersiniz ki sürecin dışında kalmak anlamına gelmez. Bugün burada bulunan heyet Türkiye’nin elbetteki tüm akil insanlarından oluşan bir heyet değildir. Bu heyeti bir özet, bir örnek, temsili bir grup olarak görmek belki daha doğru olacaktır.

Biz benzeri bir yapılanmayı medeniyetler ittifakı girişiminde de uygulamıştık. O zaman 20 kişiden oluşan bir grup oluşturulmuş, ittifak içinde yüksek düzeyli grup olarak belirlenmişti. Sonradan bu grup akil adamlar olarak anılmaya başlanmıştı. Hanımefendiler olmasına rağmen akil adamlar kullanılması eleştirilmişti. Biz enerjimizi isim üzerinde harcayacak değiliz. Yüksek düzeyli temsilciler de akil insanlar da denilebilir. İşin magazin boyutundan ziyade üstlenmekte olduğumuz işin boyutunun çok daha hassas bir zeminde yürütülüyor olduğunu özellikle hatırlatmak durumundayım.

"MAGAZİN, SULANDIRMA HEP ÖN PLANA ÇIKTI"

Medyamıza şu çağrıyı da yapmak istiyorum, hayırlı bir iş için bir araya geldik, işin magazin boyutuna isim boyutuna, kim vardı, kim yoktu boyutuna takılıp hedefin ve niyetin arka tarafa itilmesine, sulandırılmasına izin vermeyin. Daha önce bu yapıldı. Hedef unutuldu. Niyet unutuldu. Magazin sulandırma hep ön plana çıktı. Hem buradaki heyetin hem de dışarıdaki kardeşlerimizin mazrufla, özle ilgilenmelerini çok hayati bulduğumu özellikle ifade etmek istiyorum.

"ZORLU BİR SEÇME SÜRECİ YAŞADIK"

Heyeti oluştururken zorlu bir seçme süreci yaşadık. Geniş bir havuz oluşturduk. Katkı verebilecek, örnek teşkil edecek, temsil kabiliyeti yüksek çok sayıda isim belirledik. Ancak heyetin etkinliği, çalışma kolaylığı açısından sayıyı sınırlı tutmak zorunluluğumuz da vardı. Çok hassas bir tercih sonrasında, 76 milyonun özeti sayılabilecek bir listeyi oluşturduk, oluşturmaya gayret ettik.

Can kaybına, kan kaybına yol açan bir meselenin sona erdirilmesini dert etmeliydiler. Söyleyecek sözü olan varsa dikkatle dinleriz, dinliyoruz ve dinlemeye devam edeceğiz. 76 milyonun tamamını ilgilendiren meselede 76 milyonun tamamına kulak vermek için nasıl çalıştıysak bundan sonra aynı kucaklayıcı tavırla çalışmaya devam edeceğiz. Çok köklü meselelerin üzerine gittik. Bunları yaparken milletimizin desteğini alarak yaptık. Demokratik katılım kanallarını açık tuttuk, uzlaşı ve diyaloğa önem verdik. İleri demokrasi hedefine inanan her kesimin enerjisini bir araya getirmenin gayreti içerisinde olduk.

Bugün bu heyet çok farklı kesimleri temsil ediyor. Etnik kökenler, inançlar, ideolojiler herkes bir sorunun var olduğunu ve acilen çözülmesi gerektiğini kabul ediyor. Biz Türkiye sevdalıları olarak Türkiye’nin sorunları olduğuna, acilen çözülmesi gerektiğine inananan insanlarız. Çözüm arayışlarının uzağında kalmak için hiçbir bahane geçerli olmaz. Kan akmaya devam ederken her bahane teferruattır.

"BU SALONDAKİ İNSANLAR SADECE AKİL DEĞİL"

Terörün çözümü noktasında herkes fikir değerlerine göre farklı perspektifler ortaya koyabilir. Silahı, terörü, şiddeti, çatışmayı, ölümü değil demokrasiyi hakkı, hukuku, siyaseti önemseyen herkesin yapması gereken taşın altına elini koymak, sorumluluk üstlenmek, yanlış gidişe dur demek. Bu salonda bulunan insanlar sadece akil değil, aynı zamanda cesur, barışseverdir, yurtseverdir. Böyle bir girişim milletimizi umutlandırmıştır.

Tüm kesimlerden insanların ortak fotoğraf vermesi çözüm umudunu daha da yeşertmiştir. Nasıl bir yol izleyeceğimiz konusunda düşüncelerimiz var. Asıl belirleyici olan bu heyetin çalışmasıdır.

Bu sorun bugün sadece iç barışımızı, huzur ve esenliğimizi tehdit etmiyor, aynı zamanda bölgesel etkinliğimizi, 2023 etkinliğimizi, güven ve istikrarı da riske atıyor. Çözüme karşı olanların önerisi açıkça ölümlerin devam etmesidir. Türkiye’nin kan kaybetmeyi sürdürmesidir. Biz ülkemize vem illetimize bu faturayı ödetmek istemiyoruz. Her yıl büyük bedeller ödemeyi sineye çeken, kabullenen bir anlayış ne insanidir ne de vicdanidir.

Bakın burada bir serzenişimi paylaşmak istiyorum. 14 Ağustos 2001’de AK Parti'yi kurarken, çözüm önerilerimizi çok net ifade ettik. O andan itibaren de bu meseleyi çözmek prangayı söküp atmak, enerjimizi büyümeye kalkınmaya daha fazla demokrasiye hasletmek için yoğun gayret içinde olduk. Bütün bu süreçte yalnız olduk, yanlık kaldık, yalnız bırakıldık. Elbette bizimle aynı sızıyı yüreğinde hisseden, eliyle diliyle kalemiyle gönlüyle bir şeyler yapmaya çalışanları kastetmiyorum, ama yetkisi birikimi tecrübesi olduğu halde imkanı olduğu halde bu can alıcı can yakıcı meselede inisiyatif almayanları, elini taşın altına koymayanları mazur görmemiz mümkün değil.

"HİÇBİR ZAMAN VAÇGEÇMEDİK"

Bu ülkede teröre kazanacağı ya da kaybedeceği oy penceresinden bakanlar vardı, halen de var. Bu ülkede ocaklara düşen ateşe kaybettiği ve kazandıklarıyla kasasına giren ve çıkan diye bakanlar oldu, halen var. Akan kana bakarken kendi çocuklarını kadeşlerini gözünün önüne getirmeyip sadece reytingini düşünenler oldu, bunlar da halen var.

Bütün samimiyetimle söylüyorum, bir siyasetçi olarak başbakan olarak, ben sadece yol açsaydım, yolu temizleseydim, ben sadece yolu aydınlatsaydım, açtığımız o yoldan bilim insanları, mütefekkirler ilerleseydi, gönül insanları, aydınlar sanatçılar ilerleseydi, en önemlisi de siyasetçiler ilerleseydi. Ne yazık ki biz yolu açtık o yola sadece milletimiz, kendimiz, bir avuç da gönül insanıyla devam ediyoruz. Bize yol göstermesi gereken niceleri, hele siz gidin biz de belki arkanızdan geliriz dediler. Niceleri yola hendekler kazıdılar, tuzaklar döşediler, yol boyunca taşlandık, saldırıya uğradık, partimizin kapatılması tehdidinden tutun da Danıştay saldırılarına, provokasyonlara kadar nice badireler atlattık. Ama hiçbir zaman vazgeçmedik, umutsuzluğa kapılmadık. Çünkü biz bu süreçte şunu çok net olarak gördük, eğer bir ülkede demokrasi hukuk açığı varsa o alandaki her sorunlar birbirini besliyor. Eğer bir ülkede milletin iradesi gasp ediliyorsa, karanlık çeteler cirit atıyorsa orada ne huzur olur ne refah olur ne hak ve özgürlük olur.

"ENGELLERE RAĞMEN HİZMET GÖTÜRDÜK"

Terör, altını çizerek iade ediyorum, sadece terör değildir, eğer terörü sadece silahlı saldırı olarak, korkutma olarak görülüyorsa.. Terör ekonomik boyutu olan, diplomatik olan, sosyal boyutu, psikolojik boyutu olan meseledir.

Teröre sarılanlar ne kadar suçluysa başta Diyarbakır Cezaevi olmak üzere işkenceyle o örgütün kurulmasına çanak tutanlar da suçludur. Kan dökenler ne kadar suçluysa o örgüte istismar bataklığı sunanlar da suçludur. Terör hükümetileri sıkıştımak için taşerona dönüşmüştür. Sosyal dokuyu terörden arındırmak için herkes sorumluluk üstlenmeli.

Engellemelere rağmen Doğu ve Güneydoğu’ya hizmetler götürdük. İstanbul’da ne varsa onu da bölgeye kazandırıyoruz. Son 10 yılda bölgeye yaptığırımız yatırımların miktarı 40 milyar liraya yaklaştık. İnkar, ret ve asimilasyon politikalarına son vererek büyük bir zihniyet devrimi gerçekleştirdik. Halkın değerlerini hor gören, reddeden anlayış bizim dönemisizde son buldu. Kucaklayan, sahip çıkan empati yapan bir anlayışız. Şimdi artık kucaklaşma zamanı, şimdi artık kardeşlik hukukunun gereklerini yerine getirme zamanı. Şimdi artık ayrılıklara vurgu yapmanın değil, ortaklıklara vurgu yapmanın, ortak sevinçleri öne çıkarmanın zamanı. Şimdi ayrıştırmanı değil, bayramlaşmanın zamanı, yasaklamanın değil hehalleşmenin zamanı.

Ortak geçmişimizi görmeyenler, ortak geleceğimizi de anlamayackalar. Size Malazgirt, Çanakkale demeyeceğim, çumhuriyetimizin kuruluşundaki o kardeşlirk anlayışı bize yeter. 7 ağustos 1919. Daha cumhuriyet kurulmamış, Erzurum kongresi yapılıyor.

"KARDEŞLİĞİMİZ ÖNÜNDEKİ SON ENGEL TERÖR"

Türkiye son 10 yılda ileri demokrasiye ulaşmak, için hayati adımlar attı. Dışlananların olduğu değil, herkesin birinci sınıf olduğu bir Türkiye inşa etme hayreti içindeyiz yasaklar olmasın. Çözüm süreci adını verdiğimiz bu süreç karşılıklı güveni tesis etme sürecidir. Silahı aradan çıkarma sözü düşünceyi siyaset devreye alındığı süreçtir.Çözüm süreci teröre karşı geri adımların atıldığı değil terörün sonlandırılması sürecidir.Kardeşliğimizin önündeki son engel terördür.

“SİZİ HAYRANLIKLA TAKİP EDİYORUZ”

Bu heyet birbirinden değerli arkadaşlarımızdan oluşuyor. Bazılarını gençliğimizden itibaren hayranlıkla takip ediyor, bazılarınızı genç olmanıza rağmen beğeniyle takip ediyoruz.Sizin kitaplarınızı, filmlerinizi, şiirlerinizi, eserlerinizi, etkinizi sizlerden çok daha fazla hissediyoruz çok daha fazla biliyoruz.Çünkü siz belki filmlerinizde belki bizi oynadınız, şarkılarınızda şiirlerinizde bizi anlattınız.

İş adamları kadınları bizim için üretti. Köşe yazarlarımız bizi eleştirdiği kadar bizi anlattı.Şimdi sizlerden notalara döktüğünüz sayfalara aktardığınız filme çektiğiniz o sorunların çözümü için destek bekliyoruz.Bütün annelerin melek olduğunu bize öğreten Hülya Koçyiğit’ten. Unutulmaz Tatar Ramazan rolünde oynayan Kadir İnanır’dan 76 milyonun kardeşliğine destek olmasını bekliyoruz.

Orhan Gencebay’dan dertleri çileleri ortadan kaldıracak işler bekliyoruz. Sevgili Yılmaz Erdoğan’da daha fazla mutlu olacağımız katkılar bekliyoruz.Değerli sanatçımız Lale Mansur’dan barışın kaybedeni olmayanı anlatmasını bekliyoruz. Aziz milletimizin önünde size bir kez daha teşekkür ediyorum.

"TATAR RAMAZAN,MELEK ANNE VE GENCBAY'DAN DESTEK İSTEDİ"

"Bu heyet gerçekten birbirinden değerli arkadaşlarımızdan oluşuyor" diyen Erdoğan, "Bazılarınızı gençliğinizden itibaren hayranlıkla takip ediyoruz. Bazılarınızı genç olmanıza rağmen büyük bir takdirle izliyoruz. Şunu samimiyetle söylemek durumundayım. Sizlerin hayranları olarak inanın eserleriniz, yazılarınız, şiir ve şarkılarınızın etkilerini sizlerden çok daha fazla hissediyor, çok daha iyi biliyoruz. Çünkü siz filmlerinizde belki bizi oynadınız. Bizim gönüllerimize hitap ettiniz. Bize bizleri anlattınız. Bugüne kadar Türkiye'yi anlattınız. Sizlerden filmini yaptığınız, notalara döktüğünüz, sayfalara aktardığınız tüm o sorunlar için destek bekliyor, katkı bekliyor, insiyatif bekliyoruz. Tüm annelerin melek olduğunu hepimize anlatan değerli sanatçımız Hülya Koçyiğit'ten, Anadolu'nun Trakya'nın melek misali annelerin gözyaşlarını dindirecek yeni bir rol bekliyoruz. O unutulmaz Tatar Ramazan rolünde "Bir ekmeği bölüşerek yemektir hüner" diyen sevgili Kadir İnanır'dan bir sofraya oturup bir somunu palaşan 76 milyonun kardeşliğine yeniden vurgu istiyoruz. "Dertler benim hasret benim ömrüm senin olsun" diyen Orhan Gencebay'dan dertleri de hasretide ortadan kaldıracak yen bir duruş bekliyoruz. Vizontele filminde "Bir yerde mutlu mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen burası rünyanın en güzel yerider" diyen Yılmaz Erdoğan'dan daha fazla seveceğimiz daha fazla mutlu mesut olacağımız Türkiye'nin inşaasına katkılar bekliyoruz.Bir röportajında "ortak vicdanı temsil etmesi gereken sanatçılar arasında bile barışa kuşku duyulması gereken birşeymiş gibi bakanlar var" diyen Lale Mansur'dan barışın kaybedenlerinin olmayacağını daha fazla anlatmasını bekliyoruz. Meselenin sancısını yıllarca çekmiş kardeşimiz Yılmaz Ensaroğlu kardeşimizden, yıllarca hasip yatmış Oral Çalışlardan, Doğu Ergilden "devletin değil insanın özne olabileceğini" savunan sayın Deniz Ülke Arıboğandan, Andıçlanan Ali Bayramoğlu'ndan, hukukun sesi Kezban Hatimi hanımdan milletin ve milliyetçiliğini derin analizlerin yapmış Erol Göka'dan buradaki tüm dotlarımızdan artık eserleri kadar sürece yüreklerini koymamazı istiyoruz"dedi.
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: