'ANNE OLMAK İSTİYORUM!'

Nil Karaibrahimgil, '2008, hayatımda tüm taşların yerine oturduğu bir yıl oldu' dedi.

Magazin

'ANNE OLMAK İSTİYORUM!' Yeni albümüne bir de rol aldığı 'A.R.O.G' filminin heyecanını ekleyen Nil Karaibrahimgil, Eve dergisine verdiği röportajda '2008, hayatımda tüm taşların yerine oturduğu bir yıl oldu. Yeni albümümde biraz daha büyümüş ve olgunlaşmış bir Nil var' dedi.

'A.R.O.G' teklifi nasıl geldi? Buradan başlayabiliriz...

- Cem Yılmaz’la zaten uzun zamandır tanışıyoruz. Onunla bir şeyler yapmayı istiyordum ancak oyuncu olmadığım için bir türlü cesaret edemiyordum. Gelen diğer senaryo tekliflerine kapalı olmama rağmen, Cem’le çalışmayı istediğim için onun teklifini ayrı tuttum. Ondan teklifin gelişi de çok enteresandı. Bir SMS attı, şöyle yazıyordu: 'İlkçağ’da anaokulu öğretmenisin, adın da Mimi...' Bunu kabul etmemek mümkün mü?

'A.R.O.G’un setini merak etmeyen yoktur. Nasıl geçti çekimler?


- Afyon, gerçekten çok tuhaf bir şehir. Havası çok acayipti. Gündüz bikiniyle gezebilecek kadar sıcakken, gecceleri buz gibi oluyordu. Yaklaşık bir ay kadar oraya gidip geldim. Her sabah 05.00’te kalkıyorduk. Makyaj, sonra 1,5 saat sete yolculuk kolay değildi. Zorlukları bir yana set ortamı inanılmazdı. Sanat ekibi muhteşemdi her şeyden önce. Gerçekten kendinizi Taş Devri’nde bir köyde hissediyorsunuz. Havaya girmemeye imkan yoktu. Fantastik bir oyunun içindeydim sanki.

Nasıl bir sonuç bekliyorsun filmden?

- Cem bence Türkiye’nin en komik insanı. Ben ona Türkiye’nin Charlie Chaplin’i diyorum. Yaptığı esprilerdeki zeka, insanlara geçirdiği enerji... Onu bambaşka bir yere koyuyorum. İnsanların gülmemek gibi bir şansları yok. Film o anlamda tamamdır. Ama bunun üzerine Türkiye’de ilk defa insanlar Taş Devri’ne bu kadar gerçek şekilde gidecekler. O bence çok cazip bir şey. Biz çok eğlendik o devirde olmaktan. Bir anda doğal hayata geri dönüş... İnsanların da çok ihtiyacı var böyle bir şeye. Bence film sadece basit bir komedi filmi değil. İnsanları dakika başı güldürmek üzere yapılmış bir film değil. İçinde çok ciddi sosyal mesajlar da veriyor. Çok şeye gönderme yapıyor. Biz güldürelim yeter mantığıyla yapılmış bir film değil. Bence Cem’in de kariyerinde yeni bir sayfa o anlamda.

Cem Yılmaz yönetmen koltuğunda nasıl biriydi?

- Çalışma ortamında gerektiği yerde çok ciddi tavrını koyup, gerilip, gerektiği yerde de oyuncuları ve seti bir anda kahkahaya boğuyordu ve bütün o gerginliği alıp götürüyordu. Yönetmenlik bir tür diktatörlük gibi bir şey... Hem dediğini yaptıracaksın hem de sevileceksin. Çünkü sadece buyurarak da bir şey yapamazsın. Cem bir yandan da filmde oynadığı için onun yaptığı gerçekten delilik.

Filmle aynı zamanda yeni albümün de geliyor. Nasıl bir albüm bu? Alışık olduğumuz Nil mi var, farklı biri mi?

- Değişik bir albüm, öncelikle bunu söyleyebilirim. Bugüne kadar yaptığım şeyler çok birbirinin aynısı değildi. Hep değişik türlerde ve değişik dünyalarda gezinmeye çalıştım ama bu albüm bence daha olgun, daha duygulu. Ben bile dinlediğim zaman nasıl bu kadar kendi canımı da, başkalarının canını da acıtacak şeyler yapmışım diyorum. Bana göre duygu yükü yüksek, büyümüş bir albüm. Kadınlara ithafen bir söylem yok, bu yeni bir şey...

KIYAFET KONUSUNDA DELİRECEĞİM ARTIK

O zaman daha olgun bir Nil var artık...

- Şunu gördüm; büyümüşüm, daha duygulu olmaktan çekinmemişim, çok fazla zekanın, esprinin arkasına sığınmadan daha kalkansız ortaya çıkmışım. Öyle görüyorum kendimi. Müzikal olarak da şöyle bir değişiklik var. Bu albümü Alper Erinç’le yaptık. Bu zamana kadarki albümleri Ozan Çolakoğlu’la yapmıştım. Bu biraz başka babadan çocuk yapmak gibi oldu. Değişim istiyordum ve başkasıyla çalışınca o değişim hissedildi. Benim şu ana kadar en beğendiğim şarkıların olduğu albüm oldu.

Ne zaman çıkacak albüm?

- Bu ay çıkarmayı düşünüyoruz. Şu an miksleri yapılıyor. İnşallah sarkmaz. Şu anda albümün adının 'Nil Kıyısında' olmasına karar verdim ama belki değiştiririm, emin değilim. 'Nil Kıyısında' koymamın nedeni, kendi kıyılarımda yolculuk ettiğim için ve insanları da bu nehrin kıyısına çağırdığım için. Gelin, bir de kıyılarımı görün; her zaman öyle değil, böyle bir tarafım da var demek istedim.

Kıyafetlerinle her zaman çok konuşuldun. Yeni albümde bu anlamda sürprizler var mı?

- Okuduğum dergilerden midir, Londra’dan mıdır, takip etmenin artık hat safhasında olduğumdan mıdır, kıyafet konusunda delirme seviyesine geldim. En son dün Brüksel’de şapka yapan bir adama mail attım: 'Biz mi Brüksel’e gelelim, nasıl yaparız?' diye. Olay şu modacı, şu tasarımcıdan çıktı artık. Çok enteresan, tuhaf şeylerin peşine düşmeye başladım. Biraz da buluyorum. Berlin’e, Londra’ya gittiğimde değişik bir şey bulduğumda bu benim için yapılmış, burada beni bekliyormuş deyip topluyorum. Önem veriyorum, çünkü artık üstüme yapıştı lanet olası şey (gülüyor). Mecburum! İkincisi de şöyle hoşuma gidiyor; müziğiyle, sözüyle, haliyle değişik durmaya çabalayan ve bu konuda iddiası olan birisinin bence görsel anlamda da bunu devam ettirmesi lazım.

Müzik, oyunculuk, köşe yazarlığı, reklamlar... Zaman yönetimini nasıl yapıyorsun? Çok yorulduğunu, tükendiğini hissettiğin oluyor mu?


- Ben hayatında gördüğün en tembel insanlardan biriyim. Örneğin gazetedeki köşeme hafta sonu bir saatimi ayırıyorum. Yazma şeklimde şöyle bir tuhaflık var; boş ekrana oturuyorum, ne yazacağım hakkında hiçbir fikrim olmuyor, oturuyorum, şelale gibi yazıyorum, bir kere okuyorum ve yolluyorum. Dört sene oldu. Bu benim haftada bir çıkardığım bir bildiri gibi geliyor. O sırada neysem onu kelimelere döküyorum. Albüm desen, yılın sadece belli bir süresi gerçekten çok konsantre olduğum bir iş. Film, sadece iki aydı. Genele baktığında oradan oraya çok koşturmuyorum.

Bu yıl senin için çok verimli bir yıl gibi...

- Hayatımda birçok yeniliğin olduğu bir dönem. Benim için güzel geçmesini istediğim ve bunun için çalıştığım bir dönem.

ÖZEL HAYATIMDA ÇOK MUTLUYUM

Özel hayatını bu kadar iyi muhafaza etmeyi başarmak zor oluyor mu?

- Aslında çok enteresan bir şey bu. Ben buna hazır kart reklamları sırasında karar verdim, 2000 yılıydı. Ondan sonra bu otomatiğe bağlı olarak böyle gitti. Bundan da çok memnunum. Şöyle söyleyeyim, insanlar zaten senden habersiz kafalarına göre yazıp çiziyorlar. Ben onlara da cevap vermiyorum. Böyle bir şey yok da demiyorum, böyle bir şey var da demiyorum. Bazen çok abuk şeyler yazıyorlar, ama bu ucu bucağı gelmez bir açıklama süreci olduğu için beni çok yoruyor. Deliler gibi hayattan saklanır bir halim yok. Hayatımı bildiğim gibi yaşıyorum.

Peki mutlu musun?

- Evet, hayatımda çok uzun süredir biri var ve mutluyum.

Bir gün anne olmayı istiyorum

30 yaşında çocuk yapmak istediğini duymuştum. Yaş 31...

- Bir gün anne olmayı istiyorum. Hatta birkaç kere anne olmayı istiyorum. Gerçekten çocukları çok seviyorum. Doğum yapma yaşı git gide ileriye atılıyor. O yüzden rahatım biraz. Geçenlerde genlerime baktırdım. Neyse ki uzun bir doğurganlık yaşım varmış. Geç de doğum yapabilirmişim.

Köşe yazılarından birinde okumuştum. Babanın bir hayat felsefesi vardı; ŞÜP, yani şükret, üret paylaş. Senin buna benzer bir hayat formülün var mı?

- O yazının üzerine bir okuyucum bana çok güzel bir mail attı. Dedi ki, 'Ben izninizle ŞÜP formülünü geliştirmek istiyorum.' ŞÜP artı sev yaptı. Benimki de böyle olabilir.

YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: