BECKHAM İBO

İbrahim Kutluay, Elle dergisine David Beckham'ın yatakta çektirdiği fotoğrafları anımsatan pozlar verdi.

Magazin

BECKHAM İBO Avrupa ve Türkiye şampiyonluğu tatmış bir basketbol yıldızı olan İbrahim Kutluay, yolun yarısını devirmesine rağmen hâlâ oyundan kopmadı. Sahalardaki heyecanına kısa süre önce eşi Demet Şener'den aldığı 'ikinci kez baba oluyorsun' müjdesinin heyecanı eklenen Kutluay, Elle dergisine konuştu.

- Şimdiye dek başarılı bir kariyeriniz oldu. Basketbolda yapacağınız başka bir şey kaldı mı? Hakikaten yaşamak istediğim her şeyi yaşadım, başarmak istedim her şeyi başardım. 15-16 yaşlarındayken de kendimi hep bu noktada hayal ediyordum ve o noktaya ulaştım. Tabii sadece hayal etmekle olmadı, çok çalıştım. Antreman yapmayı çok seven bir insanım. Basketbola 13 yaşında başladım, 32 yaşına kadar hayatımdaki en önemli şey basketboldu ve pek çok şeyden fedakarlık yaptım. Okul hayatıyla basketbolu bir arada götürdüm ve Ortadoğu Lisesi’ni bitirdikten sonra profesyonel oldum. Bana gelen şansı çok iyi kullandım.

- Yeni sezonda hangi takımda oynayacaksınız?

Biz ailece ülke ve şehir değiştirmeye alışığız ama yine de kolay bir iş değil bu. Transferler profesyonel sporculuk hayatımın bir parçası olduğu için değişikliklere çabuk adapte olmak zorundayız. Ben zaten sakin bir hayatta mutlu olamam. Ailemi sezon içinde çok göremediğim için en büyük mutluluğum ailemle ve kızımla vakit geçirmek. Aldığım teklifleri değerlendirirken de ailemi göz önünde bulunduruyorum. En doğru kararı oturup Demet’le birlikte vereceğiz.


- Bundan sonraki hedefleriniz neler?

İyi bir takımda şampiyon olmaktan çok, mütevazı bir takımı şampiyon yapmak beni daha çok mutlu edebilir. Mesela bir şehre basketbolu sevdirmek, hatta sadece basketbolu değil sporu geniş kitlelere sevdirmek...

- Siz spora futbolla başlayıp basketbolla devam ettiniz değil mi?

Futbolun karlı, çamurlu toprak saha ortamı çok hoşuma gitmedi. Basketbol salon sporu olduğu için daha güzel geldi, fiziğim de yatkın olunca öyle başladım... Futbol dünyada çok büyük bir endüstri ve kitleleri peşinden sürüklüyor. Basketbol şu an futbolun gölgesinde kalsa da yakın gelecekte futbola yetişecek bence, çünkü hem oynaması hem de seyri zevkli.

- Basketbolun oyuncusu ve seyircisi de futbola göre daha eğitimli ve seçkin sanki...

Salon sporu olmasından dolayı biraz böyle bir imajı var, ama futbol da düzey olarak giderek yükseliyor. Zaten bana göre Türkiye’de sporun en büyük sorunlarından biri eğitim hayatıyla sporu bir arada sürdürecek bir sistem olmaması. Dolayısıyla insanlar 16-17 yaşında bir yol ayrımına geliyor, çünkü spor sakatlık riski çok ciddi olan bir meslek. Maalesef bu nedenlerle sporu seven genç bir nüfusa sahip olmamıza rağmen kaydedeğer bir başarı elde edemiyoruz.

- Basketbolu bıraktıktan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Irmak Okulları’yla birlikte açtığımız ve çok keyif aldığım “İbrahim Kutluay Basketbol Akademi” adında bir basketbol okulum var. Açılalı sekiz yıl oldu. Bayağı talep gördüğü için okul sayısını artırıp Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde de okullar açmak istiyorum. Basketbolu bıraktıktan sonraki tek mesleğim bu olmayacak tabii. Tecrübelerimi ülkemizde sporun gelişmesi adına başka şekillerde değerlendirmek istiyorum.

- Hayatınızın kırılma noktaları nelerdi?

İlk sırada basketbol var. Futbolda belki de bu kadar başarılı olmayabilirdim. Bir de üniversiteye gideceğim sene Fenerbahçe’de oynayan bir Amerikalı oyuncunun tavsiyesiyle Amerika-Portland’daki bir üniversiteden burs aldım, hatta ciddi ciddi yazışmalarını filan da yapmıştım. Ancak son anda karar değiştirip Fenerbahçe’de profesyonel olarak kalmaya karar verdim. Yeni gelen antrenörümüz de bana inanarak şans verdi ve ben bu şansı iyi kullandım. Amerika’ya gitseydim belki hayatım başka bir yöne kayacaktı, çünkü her Amerika’ya giden çok iyi basketbolcu olacak diye bir şey yok. Sporcunun kendini geliştirmesi için antreman yapması yetmiyor, sahada pişmeniz lazım. Ben takımın en genç oyuncusuydum, Fenerbahçe çok büyük bir camia ve altyapıdan yetişip A takımda oynamış ve milli takıma kaptanlık yapmış tek sporcu benim. Hem futbol hem basketbol için geçerli bu söylediğim.

- Siz 35 yaşındasınız, basketbol için nasıl bir yaş bu?

Kişiden kişiye değişir. Kendinize nasıl baktığınızla da çok alakalı. Kendimi fiziksel anlamda hâlâ çok iyi hissediyorum. Özel kondüsyonerle çalışıp kendine yatırım yapan ve iyi bakan bir sporcuyum, zihinsel anlamda kafamda soru işaretleri olduğunda onları da aşıyorum. Ben iyi sporcuların her zaman kendi kendilerdini iyi motive edebildiklerine inanıyorum; sinirlerine hakim olmalı, kolay demoralize olmamalı ve baskı altında soğukkanlılığını korumalı. Ben kendi kendimin doktoru, mentoru ve antrenörüyüm aynı zamanda.

- Kazanma hırsı hayatınızda ne kadar etkili?

Her noktasında etkili, artık kanıma işlemiş. Tavla oynarken bile böyle... Sokakta çocuklarla top oynasam, o maçı da kazanmak isterim. Hem hırslı hem çalışkanım. Spordaki başarının en büyük parametresi de istikrardır. Bir sene iyi, bir sene kötü olursanız kalıcı olamazsınız.

- Kendi sınırlarınızı biliyor musunuz?

Bir sınırım yok, her şey hayalgücünüzle ve cesaretinizin büyüklüğüyle ilgili. Oynadığım pek çok takımda kaptanlık yaptım, liderlik görevimi de yerine getirdiğime inanıyorum.

- 30 gibi geç sayılabilecek bir yaşta NBA’e gitmeniz size ne kattı?

Çok şey kattı. Avrupa ile Amerika arasındaki sistem farkını gördüm. Bir de oraya gittiğimde Avrupa tarzı basketbol oynadığımı anladım. Amerika’da basketbol bir tür eğlence endüstrisi... Avrupa’da NBA ayarında basketbol oynansa da, daha çok kazanmaya ve skora endeksli.

- Basketbola başladığınız 14 yaşında da bu boyda mıydınız?

Değildim ama yaşıtlarıma göre biraz uzundum. Aslında bir basketbolcu için çok da uzun boylu olduğum (1.98) söylenemez. Çok iri bir vücut yapısına da sahip değilim, limitlerdeyim esasında. Kıyafet ve ayakkabı bulamamak gibi bir sorunum olmuyor hiç.

- Genç Türk oyuncuların NBA şansı var mı sizce?

Cenk Akyol’u da beğeniyorum, ama Fenerbahçeli Ömer Aşık’ın bence şansı büyük. Orada oynamaktan çok yıldız olmak önemli, bunun için de erken gitmek lazım. Benim 24 yaşında gitme şansım vardı ama grev olduğu için geri dönmek zorunda kaldım.


Hiç dejenere bir hayatım olmadı

- Bir sporcu olarak kendinize nasıl bakıyorsunuz?

Kamp döneminde haftada dört kez günde iki antreman yaparız ve yediğimiz içtiğimiz her şeyimiz planlı programlıdır. Normal hayatta da uykuma ve yediklerime çok dikkat ederim, sigara kullanmam ve nadiren alkol alırım. Yunanistan gibi bir ülkede 10 bin kişiye Türk bayrağı sallatmış biri olarak yaptığım en küçük bir yanlışın hem bana hem ülkeme zarar vermemesi için, her zaman sorumluluk duygusuyla çok dikkatli ve ölçülü yaşadım. Hiç dejenere bir hayatım olmadı.

- Bu disiplin içinde hiç “artık canımın istediği gibi yaşamak istiyorum” diye isyan ettiğiniz olmadı mı?

Benim canımın isteği buydu zaten, kimse beni zorlamadı ki... Başarıya giden yolun bu olduğunu bildiğim için seve seve yaptım. Arkadaşlarım tatile giderken ben her gün antreman yaptım. İyi ki yapmışım, fedakarlıkta bulundum, sonuçta ben kazandım. Zaman zaman karamsarlığa kapıldığım zaman da bunun üstesinden gelecek karaktere sahibim.

3 kez burnum 6 kez elim kırıldı

- Kaç kere burnunuz kırıldı?

Üç kere. İkisi kazara değildi, biraz kastiydi. Spor hayatım boyunca hep şanslı sakatlıklar yaşadım, spor hayatımı etkileyecek kalıcı ve ağır sakatlık yaşamadım. Bir de altı kez elim kırıldı.

- Takıntılı olduğunuz forma numarası 10’muş. Neden?

Zaman zaman mecburiyetten giyemediğim oldu ama hep 10 numara giydim. Ben 10 numara’da kötü oynayan oyuncu hiç görmedim. Zico, Maradona, Platini ve Erman Kunter 10 numara giyerdi. Basketboldaki idolüm Harun Erdenay’la aynı takımda oynarken o 9 numara giydi, ben de 10.

Yeşim ÇOBANKENT - Fotoğraflar: Nihat ODABAŞI
YASAL UYARI: Haberin kopyalanması yasaktır. Haber, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: