BU EKİPTE KALECİ BENİM!

Genç komedyenleri, ustaları Yılmaz Erdoğan ile Kelebek'in bayram röportajı için bir araya geldi.

Magazin

BU EKİPTE KALECİ BENİM! Kanal D'nin ilgiyle izlenen mizah programı 'Çok Güzel Hareketler Bunlar'ın genç komedyenleri, ustaları Yılmaz Erdoğan ile Kelebek'in bayram röportajı için bir araya geldi.
Bu iş insanların iştahını açtı

'Çocuklarım' dediği öğrencileriyle gurur duyduğunu belirten Yılmaz Erdoğan, 'Çok Güzel Hareketler Bunlar' projesinin benzerini yapma hazırlığında olanlar için izleyiciyi uyardı: 'Çakmalarımızdan sakının!' Erdoğan, ekibine girmek için 10 binin üzerinde başvuru olduğunu da söyledi ve ekledi: 'Bu bize resmen ulaşanlar. Bu iş insanların iştahını açtı.'

Kaleci benim, 10 numara Ersin....

Ünlü tiyatrocu ayrıca ekibini bir futbol takımına benzetti: 'Bir takımda birisi 10 numara giyer, birisi 5 numara. 10 numara, o takımın daha serbest oynayan, yaratıcı özellikleri daha çok olan adamıdır. Bizde de durum aynı. Şu anda takımın 10 numarası Ersin. Oyun kurucusu Eser, hızlı forvetlerimiz Bülent ve Oğuzhan... Kaleci de galiba benim. Çünkü o çok riskli bir bölgedir.'

İlk atölyeciler kaç yılında toplandı?

- Yılmaz Erdoğan: 2005 yılında... 2006 yılında da ikinci bir ekip geldi. Yani şu anki grup, iki ekibin karışımından oluşmuşdur.

Bu çocuklar atölyeye ilk geldiklerinde nasıldı, şimdi nasıllar?

- Y.E: Bizim meslek, temelde çok özgüvenle ilgili bir şeydir. Sahneye çıkmakla ilgili bir heyecan vardır. Bu heyecana kimisi sahne heyecanı der kimisi başka bir şey ama bu tamamen sahne korkusudur. Çünkü bu meslek, bir cüret meselesidir. Algı öyledir en azından. Bu okulda, öncelikli olarak bu işin öyle olmadığını öğretiyoruz. Kısacası çocuklara önce sahne korkusunu yenmeleri gerektiğini öğreterek işe başlıyoruz.

'Korkma' diyerek öğretmiyorsunuz herhalde, nasıl öğretiyorsunuz?

- Y.E: Bu mesleği niçin yaptıklarını, bu mesleğin nerelere gidebileceğini, aslında dünyayı değiştirebileceklerini anlatarak başlıyoruz işe. Burada herşeyden önce yazarlığı öğrenirler ve evet, bir yazar bazen her şeyi değiştirebilir. Tarih yazarları yazar. Dolayısıyla ilk egzersizler çocuklara bunları öğreterek geçer. Bu sahne, yani Mutfak sahnesinde şunu yaparız: 'Atlayın, yüzün bakalım' deriz. Çoğu, 'Yüzme bilmiyoruz ki' tepkisini verir. 'Kutular da suyun üzerinde durabiliyor, sen de durabilirsin' diyerek sahneye atarız onları. Tabii sadece bununla ilgili değil ama böyle bir eğitim sürecinden geçiyor bu çocuklar. Mizahın tam olarak ne olduğu, güldürme meselesinin en saygı değer şeklinin hangisi olduğu gibi hem teknik hem de değerlerle ilgili bir eğitim süreciden geçerler. Bizim aramızda çeşitli okullardan gelen arkadaşlar da vardır. Ama burası okullarla profesyonel dünya arasında bir star okuludur. Hedef oraya ulaşmak. Tabii bu okulun güzel tarafı, bitmeyen bir okul olması. Kısacası bu arkadaşlar 50 yaşlarına geldiklerinde hálá bu okulun öğrencileri olacaklar.

O yüzme bilmeyen çocuklar, ustalarının gözünde şimdi nasıllar?

- Y.E: Futbolcu olduğum için ben bu ekibi bir futbol takımına benzetiyorum. Çünkü bizim durumumuz futbol takımı meselesine çok benziyor. Mesela bir takımda birisi 10 numara giyer, birisi 5 numara giyer. 10 numara o takımın daha serbet oynayan, yaratıcı özellikleri daha çok olan adamıdır. Bazıları daha görev adamıdır. Şimdi bizde de durum aynı. Şu anda takımın 10 numarası, Ersin. Oyun kurucusu Eser, hızlı forvetlerimiz Bülent, Oğuzhan... Bülent savunmayı bilen birisidir de ayrıca. Güzel kontratak futboluna uygun Şahin var... Tabii bu takım, sadece erkeklerden oluşmuyor. Kızlarımız da var.

Peki kaleci kim?

- Y.E: (Gülüyor) Kaleci galiba benim... Çünkü o çok riskli bir bölgedir. Yani onlar genç ve hata yapabilirler ama kalecinin hata yapma şansı yoktur. O yüzden kaleci benim.

Mart ayında yeni bir ekip kuracağınız doğru mu?

- Y.E: Evet... Bu ekip de derslere katılacak. Ama bizim burası okul gibi değil. Biz sadece alaylı sisteme kendimizce akademik bir form tutturmaya çalıştık. Bizde sınıf yok, atölye var. Herkes o atölyede. Yeni gelmiş, eski gelmiş fark etmez. Burası marangoz atölyesi gibi yani.

EKİBE GİREBİLMEK İÇİN 10 BİN BAŞVURU VAR

Duyduğum kadarıyla şu an sizin atölyeye girebilmek için 10 binin üzerinde başvuru varmış?

- Y.E: Evet... Bu bize resmen ulaşanlar. Ben nereye gitsem şimdi bunu konuşuyorum. Bu iş insanların çok iştahını açtı.

'Çok Güzel Hareketler Bunlar' projesinin bir benzerini yapma hazırlığında olan başka bir ekip de varmış. Öyle duydum...

- Y.E: Çakmalarından sakının... (Gülüyor) Neyse, bize çok başvuru var. Şu anda nasıl bir seçme yapacağımı bilmiyorum. Buraya girme meselesi bizde genellikle kefillik sistemiyle oluyor. Yani içeriden birisi kefil oluyor. Yine bu sistemle alacağız yeni öğrencileri... Öbür türlüsü çok zor. Binlerce insanı çek, bak falan, bunlar bizim yolumuz değil.

Hiç kavga ediyorlar mı?

- Y.E: Yok. Bu kadar kalabalığın içinde küçük sürtüşmeler oluyor ama kendi aralarında da çözüyorlar. Bizde bir kıdem sistemi de vardır. Bülent eskidir, Gülhan eskidir... Bir de kaptanlar var. Eser ve Ersin takım kaptanıdır ve bu işler onların da sorumluluğundadır. Onların çözümleyemeyeceği bir iş olursa bu, bana ve atölye meclisine gelir. Şimdiye kadar böyle bir şey olmadı. Dersler döneminde olmuştu. Ama şimdi böyle bir şey yok.

Yazdıkları skeçleri, beslendikleri kaynakları nasıl buluyorsunuz, düşüş var mı?

- Y.E: Beğenmediğim skeçler oluyor tabii. Ama beslenme kaynakları açısından çok başarılılar. Biz burada memlekete ders verecek ukalalar yetiştirme derdinde değiliz. Her şeyden önce bu çocuklar burada tevazuyu öğrenirler. Ama o da bir sınırdır. Çünkü tevazuya da inanırlar. Yani çocuklar kendi dünyalarında çok iyi gelişme kaydediyor. Tabii seneye bundan daha iyi olacaklar, ele alacakları konular değişecek...

Bazen komik skeçler de ortaya çıkaramıyorlar ama...

- Y.E: Bu çok normal. Biz aslında ekranda yayınlanan bölümlere temposu düşük skeçler koymayabiliriz. Ama bu da sahte olur.

Temposu düşenler, erken mezun olma tehlikesiyle karşı karşıya mı?

- Y.E: Yok. Buradan mezun olmak için, buranın ahlaki, disipline yönelik prensipleriyle ilgili sorunlar olması gerek ya da kendi kişisel tercihleriyle giderler. Yoksa performansı düştü diye kimseyi mezun etmem. Çünkü bu okulda birisinin performansı düşmüşse, o benim de kabahatimdir. Çalışmadıysa, illa ki çalıştırırım. Aslında okullarda, hocalarla ilgili bir performans testi de olması gerekir. Bir öğrenci başarısız olmuşsa, bunu hocaya da sorarım. Hele atölyede 'bu arkadaş yapamıyor' diye bir şey olmaz. Çünkü her insan bir başka dünyadır ve onun dünyasını iyi anlaman gerek. Daha duygusal birine yaklaşımın başkadır, meseleye daha analitik bakan arkadaşa başka...

Ben onların bu dünyalarına girmekten çok zevk alıyorum. Çünkü onlarla beraber ben de öğreniyorum.

Yani burası, hakikaten her şeyi bilen birinin, hiçbir şeyi bilmeyen insanlara bir şey anlattığı bir yer değil. Benim yaptığım aslında bir rehberliktir.

ATÖLYEDEN ÇIKAN TEK KALFA TOLGA ÇEVİK’TİR
Şimdi bu çocuklar üç yıldır çırak. Kalfa aşamasına gelen var mı hiç?

- Y.E: Henüz atölyemizde hiç kalfa olmamıştır. Bir tane kalfa vardır o da Tolga Çevik’tir. Şimdi kendisi ustalar ligine gitti ve gayet gurur verici performansı var. Bunun dışında burada daha hiç kimseye kalfa unvanı verilmemiştir. O aşamaya daha kimse gelmedi. Kalfa demek, bir usta ile birlikte ders vermek demektir. Hatta usta, 'top sende' dediğinde o kalfanın dersi yürütmesi demektir. Böyle kalfa olunur. Ama bu çocuklar kalfa olacaklar, usta olacaklar. Bu okulu bizden sonra da sürdürmeleri gerekir. O yüzden de BKM meselesini, bir okul çatısı altında toplamak istiyorum. İnşallah bir gün, 100’üncü yılı kutlanır. Bu ülkede 100’üncü yılını kutlayan özel sanat okulu yoktur. Bu zor iştir çünkü. Ben, bu işi geliştirerek götürmek ve sanatın bütün birimlerinde adam yetiştirmek istiyorum. Allah ömür verirse, hayatımın emeklilik meselesini bu okulda geçirmek isterim. Çünkü çok huzur buluyorum.

Şöyle genel bir yargı vardır: Komedyenlik ve yazarlık öğretilemez...

- Y.E: Doğru, bu iki şey öğretilemeze bağlanmıştır. Vallahi öğretiliyor... Yani bu performans farkını ortadan kaldırmaz ama bence en azından bir oyuncu, çok büyük bir yazar olmayabilir ama bir teksti eline aldığında, o teksti iyi deşifre edebilmelidir. O yüzden bizde yazarlık dersi ağırdır ve bizim ekipte hiç yazmamış adam yoktur. Ben bunu bizim çocuklarda gördüm. Öyle içinde olacak diye bir şey yoktur. İçindeki geliştirilecek zaten. Hatta bazısının içine bu işi de koyarız. Örneğin Oğuzhan buraya yazar olarak geldi ama ben ona, 'Bizde oynamak mecburidir' dedim. Denedi ve çok da başarılı oldu.

Poposu kalkan erken mezun olur

Yani bu çocuklar tamam mıdır Yılmaz Bey, hepsi geleceğin iyi komedyenleri midir?

- Y.E: Seyircinin karşısına çıkardığımıza göre, o ölçüde tamamdır. Ama bizim meslekte, 'ben tamamım' demek kadar tehlikeli bir şey yok. Aslında 'ben' demek kadar tehlikeli bir şey yok. Bunlar iyi şeyler değil. Aslında hepimiz 'ben'in birer parçalarıyız. İşte bu çocuklar burada, bunu da öğreniyorlar. Daha derin mesleki bilgi alırlar. Çünkü bu bizim egomuzla ilgili bir şeydir. Mesela buraya, atölyeye gelen insanların ego meselesini çözeriz. O yüzden bu ekipteki bütün arkadaşlar önce Mutfak’ta garsonluk yaparak işe başlamışlardır. Mesela bizim gelmiş geçmiş en iyi barmaidimiz Burcu’dur, Büşra’dır. Hálá da yaparlar. Mutfak’ta personel-oyuncular diye bir ayrım yoktur. Garson olan arkadaşlar da sahnede oynamıştır. Yeni bir ekip geldiğinde de aynı süreçten geçecektir.

Popo kalkmaya müsaade etmem diyorsunuz...

- Y.E: Önce onu indiriyoruz. Ama buna rağmen coşarsa da erken mezuniyet olur

YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: