CEKETLİ MÜŞTERİDEN NEFRET EDİYORUM!

İstanbul’un gecce hayatının patronlarından İzzet Çapa: “Ceketli müşteriden nefret ediyorum. Bir de yaşı 30’un altındaki müşteriyi sevmiyorum. Kendi paralarını kazanmadıkları için harcamasını da bilmiyorlar. Hepsi siyah ceket pantolon, Sicilya ailesi gibi dolaşıyorlar. Onların faşizmine boyun eğmemek için Cahide’ye ara verdik”

Magazin

CEKETLİ MÜŞTERİDEN NEFRET EDİYORUM! İzzet Çapa deyince aklınıza ne geliyor? Eğlence, eğlence ve de eğlence... Gecce hayatına damgasını vuran Çapaların (Ahmet ve Celal Çapa'dan söz ediyorum) üçüncü halkası. Ha bire mekan açıp kapıyor, en başarılı olduğu noktada Cahide'ye pat diye ara vermekten korkmuyor. Evcilik oynamaya niyetlenip oyunu kurarken eğlenen, her şey düzenlenince sıkılıp bırakan çocuklar gibi biraz. Babasından kalmış ona bu huy, imkanlar ne olursa olsun yeni olanı denemesi gerek.

Her anını birlikte geçirdiği ekibi de onun gibi... Birlikte gezip ilham arıyorlar. Cahide Kabare, Londra'da bir gay mağazasının vitrininden ilhamla yapılmış mesela. İzzet Çapa ile Nişantaşı'ndaki ofisinde buluştuğumuzda da Londra'dan yeni dönmüşlerdi. Ne kadar yorgun ve uykusuz da olsa neşesi yerindeydi.
İtiraf edeyim, çocukluğundan başlayıp bugünlere uzanan sohbet sırasında en şaşırdığım, gençliğinde komünist olduğu söylemesi oldu. Bir de "Asosyalim" demesi tabii...

Üç kardeş aynı sektörde büyük başarılar kazandınız. Sizin sırrınız nedir?

Babadan kalma yaratıcılık diyebiliriz. Ama benim ve abilerimin hayat felsefesi herkes için hiçbir şey ifade etmemektense bazıları için özel olmak. Sevil sevilme, beğenil beğenilme, yeter ki kayıtsız kalmasınlar!

Bunu başka mesleklerde de yapabilirdiniz. Neden üçünüz de aynı sektördesiniz?

Herkes birbirini kıskanmış çünkü. Celal Ahmet'i, ben Celal'i... Celal çok havalı bir adam, onun yanına ulaşamazdım. Cartoon Bar diye çok popüler bir yeri vardı, bir gün içeri alınmadım. O kıskançlık krizinin de etkisi oldu.

Ağabeylerinizi kıskanarak mı büyüdünüz?

Tabii. Çocukluğumda en büyük takıntım boyumdu. Celal yakışıklı, uzun boylu. Babam da... Hep niye kısa boyluyum diye üzülürdüm. Annem de şöyle derdi: "Bak oğlum, pahalı parfümler hep küçük şişelerde olur."

Kaç yaş var aranızda?

Babamın yedi evliliğinden üç çocuğu olmuş: Ahmet, Celal, ben. Hepimizin arasında 10'ar yaş var. Babam Bedii Çapa'nın hanımlarının genel bir profili var. Hepsi iyi eğitimli, agresif, dominant. Babam hep prototiplerle evlenmiş. Duyunca hepsi bana saldıracak! Ölümüne yakın hastanede hepimiz ağlıyoruz; Celal'i, beni çağırdı. "Sakın ağlamayın" dedi, "Daha yedinci evlilikteyim, beş tane daha bulmadan ölmeyeceğim."

Çok mu çapkındı?

Çok yakışıklıydı, kadınlar onu çapkın olmaya zorluyordu. Bir gün diyor ki anneme, "Bizim genel müdür karısını aldatıyor, onlarla yemeğe gitmek zorundayız". Meğer babamın sevgilisiymiş o kadın! Annem hemen boşadı tabii. Cenazesine Fikret Hanım hariç bütün hanımları gelmişti.

Bu eşler birbiriyle görüşür müydü?

Görüşmezlerdi çünkü hepsinin Bedii Çapa'ya bir tutkusu vardı. Bunların arasında bir tek Gönül Yazar'ın herkesle arası iyiydi, Fikret Şeneş hariç. Hatta 1973'te Kıbrıs Savaşı çıktığında Gönül Yazar babamı arayıp "Çok korkuyorum, sizde kalabilir miyim?" demişti. Hakikaten gelip kaldı da.

"Son zamanlarında babamın ölmesini çok istedim"

Nasıl etkiledi sizi babanızı kaybetmek?

Babama tapardım, çok kötü bir dönemeç oldu. Ama son zamanlarında ölmesini çok istedim. Düşünün, çok güçlü ve yakışıklı bir adam, kanser... Eriyor bitiyor, Tanrı'ya yakarıyorsun kurtulsun diye...

Mutlu bir aile miydiniz?

Her burjuva ailesinde olduğu gibi içinde entrikaların döndüğü, eğlencenin bol olduğu, genel olarak mutlu bir aileydik. Babamın zamparalığı hariç!

Gelen giden çok olur muydu?

Tabii, çok misafir ağırlanırdı. Annemin dayısı Ekrem Muhittin Yeğen (ünlü yemek kitabı yazarı), babam Çapamarka'nın kurucusu, sadece yemek üstüne yani! Bebekliğimde, babam Çapamarka pirinç unlarının sahibi, annem de bana sürekli pirinç unundan yemekler yapıp yediriyor. Şişko, löpür löpür bir çocuğum. Babam "Bu çocuk gıda zehirlenmesi geçirecek" diye pirinç ununu yasaklıyor. Annem de bakkaldan alıp pişiriyor. Ve işte görüyorsun sonum böyle oluyor. Hep bir davet vardı evde. Biz hiçbir zaman zengin bir aile olmadık ama hep zengin zannedildik.

Çapalar nasıl zengin olmaz?

Hiçbir şeyimiz yoktu. Ailenin diğer fertleri tarafından her şeyi elinden alınmış bir adamdı babam. Ama 1 lirası varsa, biz onu en iyi şekilde harcıyorduk. Babam işsiz kaldığında benim kumbaramı kırarak o parayla evde misafir ağırlandığını bilirim. Öldüğünde hiç miras kalmadı. Ya da Celal bana öyle söyledi!

"12 Eylül'de babam yeşil parkamı ve kitaplarımı denize attı"

Siz her akşam gezer misiniz mekanlarınızı?

Eğer o mekanın bana ihtiyacı varsa uğruyorum, yoksa eğlenmeye gidiyorum.

Başka nerelerde eğlenirsiniz?

Evde otururum ya da kimsenin ummadığı yerlere giderim. Bir de İzzet Çapa bu kadar sosyal bir çevrenin içinde aslında asosyal bir adam. En fazla iki arkadaşı olan, son derece çekingen bir adamım. Kendini ekibiyle birlikte bir kafese kapatıp anahtarı da dışarı atmış diyebiliriz.

Çok arkadaşınız var gibi görünüyor halbuki.

Onlar müşteri. Babam hep şunu dedi: "Tencerem kaynarken, maymunum oynarken". Kimin zor günlerde yanınızda olduğunu test ediyorsunuz.

Evde misafir ağırlar mısınız?

Sevmiyorum. Evim benim özelim. Zaten o kadar kötü dekore edilmiş bir evim var ki...

Eğlence sektörüne girmeden önce nerelerde eğlenirdiniz?

Boğaziçi Üniversitesi'ne giderken üç defa İşletme Fakültesi'nden kovuldum. Bütün nedeni gecce hayatı. Paramı en çok Küfe, Astoria ve Regine'de yedim. Bir de Valentino vardı. Her gecce giderdim istisnasız. Annem beni şirketinin yönetiminde söz sahibi yapmıştı, paraya ihtiyaç oldukça çeker, maaşlarını dağıtırsın demişti. Hiç unutmuyorum bir ocak ayında, "İzzet bankadan para çek de maaşları dağıt" dedi. Bankayla dükkan arası 100 metreydi, hiç bitmedi. Çünkü paraları Küfe ve Regine'de yemiştim. Korkunç bir olaydı.

"Eski kırolardanım. Serpil Benay'a şampanya gönderirdim"

O kadar para nasıl gitti?

Bizim zamanımızda sahneye çiçek göndermek modaydı. Mesela Astoria'da Serpil Benay'a sürekli çiçek, şampanya gönderirdim. Eski kırolardanım yani!

Sonuçta üniversiteyi bitirdiniz mi?

Hayır. Devamsızlıktan bitiremedim. İyi ki bitirememişim. Deniz Gökçe benim hocamdı. Her gördüğümde diyorum ki, "Hocam sayenizde üniversiteden atıldım. Yoksa şimdi bankada kravatlı, az maaşlı bir adam olacaktım. " Lisede çok parlak bir öğrenciydim. Herkes siyasete gireceğim sanıyordu.

Neden?

Bizim zamanımızda sol fraksiyonda olmak çok önemliydi. Sonra dediler ki, "Her genç 20 yaşına kadar idealist ve komünist olabilir. Kendi parasını kazandığı zaman kapitalist olduğunu göreceksiniz". Hakikaten de aynen öyle oldu. Ama 12 Eylül travmasını hâlâ atlatamamış olanlardan biriyim. 12 Eylül sabahı babam yeşil parkamı, Çetin Altan ve Uğur Mumcu kitaplarımı denize attı. Ağır bir biçimde depolitize edildik.

Bugün dünya görüşünüz hâlâ sol tandanslı mı?

Daha liberalim herhalde. Ütopyalara inanmıyorum. Mustafa Sarıgül hayranıyım. Onun gibi bir adam sosyal demokratların başına geçmediği sürece köhne zihinlerle başarısız olunacağı açık.

22 Temmuz'da kime oy verdiniz?

Baskın Oran'a.

O günden bu yana yaşanan muhafazakarlaşma gecce hayatını nasıl etkiledi?

Muhafazarlık sadece ramazan ayları için geçerli. Yarın ne olur bilmiyorum ama bugüne kadar AKP hükümeti tarafından hiçbir rahatsız edici uygulamaya tabi tutulmadık. Ama ramazanda ilk defa dükkanımı kapattım çünkü iş yoktu.

Türbanlı müşterileriniz var mı?

Arada sırada başı açık arkadaşlarıyla gelenler oluyor. Gelmeseler kutuplaşıyorlar diyoruz, geldiklerinde de "Görüyor musun, buraya da geliyorlar". Herkes gittiği yerde içki içmek zorunda değil ki. İlla aynı görüşte olmam gerekmiyor.

"Beni çekebilecek ya da yaşadığımız hayatı kaldırabilecek kimse yok"

Kendiniz mutfağa giriyor musunuz?

Eskiden çok güzel yemek yapardım. Ama ben mutfaktan çıktıktan sonra evde çalışan kadının sinir sistemi çok bozuluyor. Küçükken annemin konken arkadaşları geldiğinde yemekler yapılırdı, ben de hep mutfakta seyrederdim. O zamanlar dört çeşit zeytinyağlı olurdu, şimdi çüş derler adama.

En çok neye para harcıyorsunuz?

Seyahatlere.

Bu hayatın içinde aşk nerede duruyor?

En üst noktada. Ama meslek aşkı. Bu saatten sonra ne beni çekebilecek ne de benle yaşayabilecek birisi olabilir.

Hayat yalnız geçer mi?

Buradaki sözcük seksse, o zaten yapılabilecek bir şey. Ekip arkadaşlarımla ve işlerle yaşadığım aşk daha keyifli.

Göz önünde bir hayatınız var. Sevgilinizin sizi mi, yoksa o hayatı mı tercih ettiği konusunda paranoya yaşıyor musunuz?

Oluyor biraz, elinde değil. Yaşadığımız hayatı kaldırabilecek kimse yok. Başlangıçta medyada gösterilen, suni tatlandırıcıyla lezetlendirilmiş bir görüntü var ama içine girdiğin zaman o suni tatlandırıcı boğazını yakıyor.

"İlhan Selçuk gözaltına alındı, işler yüzde 35 azaldı; demek ki müşteri duyarlı"

Cahide'yi neden kapattınız?

Müşteriler diktatör olmamayı öğrensinler diye! Cahide'nin müşterisinden sıkılma hakkı yok mu?

Ama gecce kulüplerinden içeri girmek bile mesele. Asıl diktatör mekan sahibi olmuyor mu?

Senin çalıştığın gazetede, her gazeteci olmak isteyeni işe alıyorlar mı? Almıyorlar.

Ama bize para veriyorlar, siz gelenlerden para alıyorsunuz.

İnsanlar para veriyorlar diye illa Cahide'yi ömür boyu açık tutacak değilim ya... Bu da benim lüksüm!

"Erkek erkeğe gezen müşteriyi hiç anlamıyorum"

Cahide'de drag queen'lerin (kadın kılığına girmiş erkekler) şovu çok tuttu. Hani Türkler çok muhafazakardı?

Biz olmayan bir şey yaratmadık ki, Osmanlı'dan beri var olan zenneyi modernize ettik. Ama bugün drag queen'leri de öldürdük. Yepyeni bir Cahide geliyor, çok sıkı bir estetik ameliyat oldu. Artık kadınların erkek kılığında olduğu bir dünya yaratıyoruz. Ters Cahide!

Sevmediğiniz bir müşteri tipi var mı?

Ceketli müşteriden nefret ediyorum. Ama işadamı ceketli değil bahsettiğim. Bir de yaş ortalaması 30'un altındaki müşteriyi sevmiyorum. Kendi paralarını kazanmadıkları için harcamasını da bilmiyorlar. Hepsi 20'li yaşlarda, siyah ceket-pantolon, Sicilya ailesi gibi dolaşıyorlar ortada. Onların faşizmine boyun eğmemek için Cahide'ye ara verdik. Artık insanların eller havaya yapabilecek ne morali var ne ekonomisi ne de ruhsal dengesi. Gündüzleri antidepresan alan insanları gecceleri içkili düşünebiliyor musun?

Gündem nasıl etkiliyor gecce hayatını? Mesela İlhan Selçuk'un gözaltına alındığı gün dolu muydu mekanlar?

İşler yüzde 30-35 düştü. Bir yerde de mutlu oluyorsun. Ölene kadar eğlenelim diyen insanlar değil, duyarlı insanlar geliyor demek ki.

Kim giremez sizin mekanlarınıza?

Ayılar. Hatta resmini çizip koymuştum kapıya, "Maganda giremez" diye. İçki içmeyi bilmeyenleri, tehlikeli kadın profillerini sevmiyoruz.

En sevdiğiniz müşteri kim?

Ailesiyle eğlenmeye çıkmış olanlar. Erkek erkeğe gezen müşteriyi hiç anlamıyorum. Beş tane erkek bir yere gidip niye eğlenir?

"Cengiz arkadaşım ama bana söyleyeceğini köşesinden söylüyor"

Cengiz Semercioğlu boxer ile poz vermenizi eleştirdi ve basında fazla yer aldığınızı söyledi.

Ben şarkıcı ya da oyuncu değilim ki yüzüm eskisin. Boxer ile resimlerimin çıkmasını eleştiriyor Cengiz. Ben orada Çapamarka'nın lansmanını yaparken boxer ve ceketle bizim iş anlayışımızı anlatıyorsam niye alıp kullandınız mı diyeceğim? Öyle desem, "Yıllardır magazindeydin, ne oldu popon mu kalktı?" derler.

Huzursuz oldunuz mu yazıyı okuyunca?

Başlangıçta oldum, sonra da düşündüm. Cengiz başarılı bir yazar, benim arkadaşım. O bile bana söylemek istediklerini gazetedeki köşesinden söylüyor. Sonuçta benim galerim ya da emlak şirketim yok. Show business yapıyorum. Bu da işimin bir parçası diye düşündüm...

"Hiçbir dönemimde mafya benden haraç istemedi"

Şu anda hiçbir mülküm yok. Ama açtığım dükkanları mülk sayarsan çok zenginim.

Tekstil işi yapıyordum, bir Arap Yahudisi tarafından sıkı dolandırıldım. Dört sene Dedikodulu Meyhane'de kazanıp o borçları ödedim. Ama heyecanı ve keyfi çok güzeldi. İlk aşkını unutamazsın ya, onun gibi...
Bizde çok demokrat bir oylama vardır. Mesela "Cahide Sayfiye" mi, "Cahide Yazlık" mı diye bir oylama yaptık. Sekiz yöneticinin yedisi Cahide Yazlık yönünde oy kullandı, ben de sekiz oy yerine geçecek Cahide Sayfiye'yi önerdim. Korkunç demokratız!

Sofa Otel'in içinde Longtable'ı açıyoruz yakında. Podyumun içinden geçerek gireceksin, içeride asma bahçesiyle karşılaşacaksın. Asmalar Bursa'nın ve İzmir'in köylerinden geliyor.

Hiçbir dönemimde mafya benden haraç istemedi. Bana göre bataklık varsa sinek vardır. Tabii şimdi bu röportajdan sonra aramazlarsa iyi!

Paralı ve zengin müşteri en cimri müşteridir. Sürekli "kazıklanacağım" korkusu yaşar.
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: