DÜNYA GÜZELİ AZRA AKIN AŞKA BAKIŞINI ANLATTI!

Azra Akın 2002 yılında önce Türkiye Güzeli seçilmiş, ardından da Miss World’de ‘Dünya Güzeli’ unvanını elde etmişti.

Magazin

DÜNYA GÜZELİ AZRA AKIN AŞKA BAKIŞINI ANLATTI! Yarışma sonrası reklam ve dizilerde oynayan, geçen yıl tiyatro oyunculuğuna adım atan, şu günlerde ise 'Yok Böyle Dans'ta yarışan Azra Akın, Harper's Bazaar dergisinin Aralık sayısında Şebnem Kırmacı'ya bilinmeyenlerini anlattı.

'Yok Böyle Dans'ta başarılı olacağınızı tahmin ediyor muydunuz? Bu projeyi kabul etmemin iki sebebi var. Birincisi, Acun çocuklar adına bir hayır işi olacağını söylediği için fikir bana sıcak geldi, ikincisi, dansı çok seviyorum. 2.5 yaşımdan itibaren müzik duyduğu an dans etmeye başlayan bir bebekmişim.

Bu yüzden, annem ve babam beni 4.5 yaşımda baleye yazdırdılar. 17 yaşıma kadar devam etti bu. Belki devam etseydim, kariyerim o yönde şekillenecekti.

“Keşke profesyonel olarak baleye devam etseydim” diyor musunuz? Evet, diyorum. Dans benim için çok özel. Dans etme duygusunu ta içimde, derinlerde bir yerde hissediyorum. Çocuklara yardım etmek ve tabii eğlenmek, keyfini çıkarmak için katıldım yarışmaya. Ben altı senedir bu ülkedeyim; ilk defa bir dans projesi geldi.

DÜNYA İNSANIYIM
Kendinizi doğduğunuz Hollanda'ya mı yoksa Türkiye'ye mi ait hissediyorsunuz? Türk'üm ve bundan gurur duyuyorum. Annem ve babam Türk. Türklüğüme çok meraklıyım, soyağacımı bile araştırdım.

Ve ne buldunuz?
Babamın babası Uşak Karahan'dan, annem Afyon'dan, anneannem Emirdağ'dan geliyor. Annem ve babam Eskişehir'de büyümüşler. Kendimi tamamen Türk hissediyorum ama aynı zamanda diğer kültürlere karşı hoşgörülü ve saygılıyım. Beni böyle yetiştirdiler, bu yüzden kendimi dünya insanı gibi hissediyorum. Bu gezegende hepimiz ruhlarız. Renk, dil, espri anlayışı, kültür farklı olabilir ama özde hepimiz aynıyız.

Fiziğiniz nereden miras?
Dedemin vefatı için köyüme gittiğimde akrabalarımı ve oranın halkını görme şansına sahip oldum. Çok şaşırdım; bütün kadınların burnu benim gibi küçüktü, ağızları da bana benziyordu. Orada çok huzurlu vakit geçirdim, benim için çok özeldi, duygusaldı. Çok derin hisler yaşadım, oraya ait olduğumu çok net hissettim. Sadece fiziksel özelliklerim değil, davranışlarım da benziyordu.

HAYIR İŞLERİ YAPTIM
Kendinize en uygun dans olarak hangisini görüyorsunuz? Latin dansları ve hip-hop. Hip-hop konusunda iddialı değilim ama büyüdüğüm müzik olduğu için içime işledi. Roman havası da seviyorum, halay çekmeyi de. Hollanda'da düğünlere giderdik; orada Ege havası da Roman havası da oynardık. Şimdi çalsın, mendilimi alıp kalkarım yine.

Roman havasında hakikaten dans eder misiniz?
Tabii. Ben utanmıyorum, nerede olsam kalkarım. Alışkanlıkla ilgili bir şey bu.
'Dünya Güzeli' yarışmasına katılmasaydınız şimdi ne yapıyor olurdunuz?

Çocukluğumdan beri yaratıcı alanlarda da sporda da parlıyordum. Sanatla ilgili bir şey yapacağım kesindi. 21 yaşındaydım, ajansım yarışmaya katılmamı teklif etti. Hem sanata olan düşkünlüğüm, hem de insanlara yardım etme tutkum, galiba karar vermeme yardımcı oldu. Miss World hayalim değildi ama bir şekilde bana kapılar açtı, yol gösterdi.

Hayatın, insanlara yardım etme tutkuma araç olsun diye bu yarışmayı karşıma çıkardığına inandım hep. Afrika'ya gitme ve insanlara yardım etme şansı buldum, Londra'da bir TV kanalında insanları disiplinli spora teşvik eden bir reality programına katıldım. Bir sene boyunca dünyada bir sürü hayır işi üstlendim.

SETLER OKULUM OLDU
Bencilliğiniz mi azaldı? Hepimizin kendine ait bir dünyası var, o dünyadan çıkmak lazım. Bu gezegende diğer insanlar nasıl yaşıyor, nasıl sorunları var; yarışma sayesinde gözlerimi bunlara açtım. 365 gün boyunca ya uçakta ya da bir yardım işindeydim. Sonra Türkiye'de turizm kampanyasının yüzü oldum, ardından bir film ve iki sene süren bir dizi geldi. Yarışmanın ardından 2007'ye kadar durmaksızın çalıştım. Sonra bir duraklama yaşadım ve bu bana iyi geldi. Geri dönüp kendime baktım, sakinleştim, ne istediğimi, ne istemediğimi düşündüm.

Ne istiyormuşsunuz?
Bir şekilde oyunculuk hayatıma girdi. Ama aslında hep içimde vardı. Yarışma sonrası oyunculuğa hazırlıksız yakalandım. Belki de iyi oldu ama eğitimini alamadım, birden kendimi işin içinde buldum, ne öğrendiysem setlerde öğrendim. Aslında eğitime inanan bir insanım ve ara verdiğim dönem eğitime ihtiyacım olduğunu anladım. Londra'da iki ay oyunculuk dersleri aldım. İki sene okumayı planlıyordum ama ne yazık ki kısmet olmadı. O eğitimimi tamamlamayı çok isterdim.

ŞU ANKİ İLİŞKİMDE ÇOK MUTLUYUM!
Aşk, hayatınızın neresinde? Çok önemli bir yerde. Hayatını paylaşmayı seven bir insanım.
Aşka bakışınız nasıl peki? Bence sevgi ve aşk huzurlu bir yerden doğar ve oradan devam eder. Ancak korku ve endişe içermeyen, güven veren bir alanda sevgi gelişir. Ancak böyle bir ortamda büyür ve kalıcı olur. Benim yapım bu; aşkın kalıcı olduğuna inanmak isteyenlerdenim, ölene kadar birinin elini tutma hayallerine inanıyorum.


Peki var mı sizce böyle bir aşk?
İnanmak istiyorum. Tabii benim de hayal kırıklıklarım oldu ama yapım böyle.
Şu anda nasıl bir his içindesiniz? Şu anki birlikteliğimden memnunum. Tabii daha önce benim de canım acıdı ama bence hepimiz çocukluktan gelen acıları ve yükleri taşıyoruz omuzlarımızda. Bu acılarımızla yüzleşmeliyiz ki iyileşelim. Ancak o zaman iyi ve sağlıklı ilişkiler kurabiliriz. Şimdiki sevgilimle çok mutlu ve huzurluyum.

TİYATRODA OYNAMAK SİNEMADAN KEYİFLİ
Sadri Alışık Tiyatrosu sizin için ne anlam ifade ediyor?
Sinemanın mı, tiyatronun mu peşindesiniz? Orası benim okulum. Geçen sene o kadroyla çalışmak çok iyi geldi. Tiyatro hep hayatımda olsun istiyorum ama sinema benim için biraz daha farklı. Yönetmenin bakış açısıyla, bir hikayenin parçası olmak çok güçlü bir tecrübe. Sinema görsel açıdan çok öne çıkıyor ve bu anlamda limitsiz gibi geliyor bana. Tiyatro ise daha gerçek, bire bir seyirciyle olmak beni cezbediyor.

Kaçış alanınız nedir?
Resim yapıyorum. Şimdi bir de bez bebekler dikiyorum.
Spor yapıyor musunuz? Stretching dersi alıyorum. Bütün bedenim çalışıyor, çok memnunum.
Altın Portakal'da gösterilen 'Peş Peşe' filminde oynamak nasıl bir tecrübeydi?

Banu ve Elif Alagöz'ün filmi. Geçen yaz çektik. İki kişinin hayatının nasıl kesiştiğini anlatıyor. Çok övgü aldık.
Sevdiğiniz filmler hangileri peki? Sevdiğim karakterler var. 'A Man For All Seasons'da Frank Langella, 'Sophie's Choice'de Meryl Streep, 'The Color Purple'da Whoopi Goldberg, 'Capote' filminde Philip Seymour Hoffman ve 'Big Fish'te Ewan McGregor...

HEPİMİZ KENDİMİZİN EN BAŞ DÜŞMANIYIZ
Şu anki ruh haliniz tam olarak nasıl? Şu an kabul etmeyi öğrendiğim bir süreç yaşıyorum; her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi tecrübe ediyorum. Bazı şeyleri kafaya çok takan bir insanım, bunu aşmaya çalışıyorum. Hiç değişmeyen bir özelliğim var; haksızlığa çok sinirleniyorum. Birisi haksızlığa uğradığı anda duygularıma hakim olmakta çok zorlanıyorum.

Nasıl bir çocuktunuz?
Ergenliğimde yaşıtlarım gibi asilikler yapan biri olamadım. Bazen kendimi çok yargılıyorum çünkü mükemmelliyetçiyim. Ama artık öğrendim; kendime kızdığımda bir çocuğa yaklaşırmış gibi kendimi avutuyorum. Hepimiz kendimizin en baş düşmanıyız. İnsan kendine iyi davranmayı öğrenirse başkalarına da iyi davranabilir.
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: