ERKEKLERE SEKS KILAVUZU!

ERKEKLER İÇİN SEKS KILAVUZU! Uzun süreli bir ilişkinin içinde misiniz? Başka kadınları mı düşlüyorsunuz? Belki de düşlemenin ötesine geçtiniz. Dışarı çıkmanın ve 'bayan doğru'lardan oluşan uzun kuyruktan yenisini seçmenin vaktinin geldiğini mi düşünüyorsunuz? Hayatınızdaki kadınla seksüel bir ilişkiyi sürdürmek neden bu kadar zor? Şimdi o kıvılcımı tekrar ateşlemenin ve heyecanı geri getirmenin yolunu öğrenin.

Magazin

ERKEKLERE SEKS KILAVUZU! Aşk hakkında yalan söylüyorlar, hem de hepsi… Film yapımcıları, şarkı sözü yazarları, şairler, öğretmenler, kadın magazinlerindeki eksperler, nasıl mutlu olusunuz tarzında kitapların yazarları, arkadaşlarınız ve aileniz. Bu saydıklarımızdan hiçbiri, yetişkinlerin en önemli psikolojik sorunuyla ilgili gerçeği söylemezler. Bir süredir ilişkide olanlar ve endişelenmeye başlayanlar için güzel haberlerimiz var. Her şey yolunda. Aklınızdan soğuk gölgeler gibi geçen gizli şüpheler sizi düşünmeye mi sevk ediyor? Normal. Kavga mı ediyorsunuz? Normal. Ateşli seks hayatınız sıradanlaştı mı? Normal. Düşünceleriniz başkalarının teninde boğulmaya mı başladı? Bu da normal.
Biliyoruz ki “sonsuza kadar mutlu yaşadılar” sözü bir masal. Tüm filmlerde, aşk romanlarında vaat edilen şeyler, doğruyu söylemek gerekirse psikolojik, nörolojik ve biyolojik olarak imkânsız. Kariyerlerini uzun dönemli ilişkileri incelemeye adayan profesörlere soracak olursanız, aşık olma fikri, modern dünyanın yarattığı koca bir yalan. Son derece iyi giden ilişkilerin, kanlı korku filmlerinde eli satırlı katilin peşinden koştuğu aptal sarışınlar gibi paramparça olmalarının sebebi, aşkın işleyişi hakkındaki yanlış inanışlara dayanmakta.

Bilim adamlarına göre batı kültürü, ilişkilerden çok kolay ve çabuk vazgeçiyor. Bir şeyleri devam ettirmek için çaba sarf etmiyor. Üretim toplumundan tüketim toplumuna geçtiğimiz için her şeyde olduğu gibi sekste ve aşkta da hızlı bir şekilde tüketim yaşanıyor. Bunda bizim aşka olan çarpık bakış açımızın da payı var. İşler yokuş aşağı gitmeye başlayınca yüksek beklentiler, insanı şu şekilde düşündürmeye sevk ediyor “yanlış karar verdim, yeni birini bulmalıyım.” Ama vakaların çoğunda bu durum doğru değil.

Uzmanlara göre genellikle çok sık söylediğiniz şey ‘benim ilişkimde ters giden bir şeyler var; ona karşı, kız kardeşime benzer şeyler hissetmeye başladım’ sözü. Şimdi -bu duygusal sistemi anlarsanız- bu, kesinlikle öngörülebilir ve normal bir şey. Ama insanlar bunu anlamıyorlar. Bu nasıl oldu? Nasıl böyle yanlış yola girdik ve fonksiyon dışı hale geldik? Bunun yanıtı, bireysellikte gizli.

Bizim jenerasyonumuz bireyselliği fazlasıyla benimsiyor ama bunun bir ideoloji olduğunu unutarak, doğa kanunu olduğuna ve insanların bu şekilde yaşamaları gerektiğine inanıyor. Biz bireyselcilere göre hayatın anlamı, bütün potansiyelimizi kullanmak. En yüksek başarıya, en yüksek tatmine ulaşmayı arzuluyoruz. Bu yüzden günümüzdeki ilişkilerde tek bir şey var, o da bireysel mutluluk. Bunun anlamı şu: çılgınca seks, hafif romantizm, zar zor duygusal bağ. Tüm bunları ruh eşimizle, paramparça psikolojisi her açıdan bizimkini tamamlayan biriyle yaşamamız gerekiyor; kırık bir tabağın parçalanmış iki yarısı gibi…


Beynimiz aşka, uyuşturucuya verdiği tepkinin aynısını veriyor. Sonunda bağımlı oluyoruz. Bittiğinde de duygusal çöküşten yakınıyoruz.

Asla Olmayacak!
Bu büyük, mutluluk dolu rüyanın ne kadar imkânsız olduğunu anlamak için öncelikle, bu idealin günümüz koşullarıyla en ufak bir benzerlik taşımadığını fark etmeniz gerekmekte. Uzun süreli ilişkiye bakışınız ve ilişkiden beklentileriniz, gerçek hayatta ve uygulamada geçerli olan anlayışlardan çok uzak. Günümüzde çokeşlilik, ayarlanmış evlilikler, sosyal ve finansal çıkarlar doğrultusunda evliliğe giden ortaklıklar gibi birçok ilişki çeşidine rastlayabiliyoruz hâlâ.

Bireyselliğin değiştirdiği anlayışla birlikte, son 50 yılda uzun süreli ilişkileri devam ettiren etkenler de oldukça değişti ve ortaya yeni etkenler çıktı. Feminizmin güçlü etkilerini hissettirmesi, çocuk sahibi olmak gibi bir nedeni arkasına alan evliliğin, günümüz bireyselliğin bencilliğine uygun bir hal almasını sağladı. Artık ana neden, güzel duygular yaşamadan duygusal destek almak. Din, komşuluk ilişkileri ve aile kavramı gibi desteklerin birer birer hasar görmesi, uzayan çalışma saatleri ve hayat beklentileri, ‘ölüm bizi ayırana kadar’ durumunun yorucu bir maraton haline gelmesine sebep oluyor. Kısacası, yapmayı planladığımız bu şeyler hiç bu kadar zor olmamıştı.

Kalp ve Seksin Çatışması
“İnsan düşünen hayvandır” lafını bir yana bırakın; insan, iki kalpli bir hayvandır. Bünyemizde iki kalp, iki farklı aşk sistemi barındığını bilmelisiniz. Bizim bildiğimiz kalp, aptal olanıdır. Hayatın içine, keyfe birdenbire balıklama atlar. Savaşa, sanata, cinayete ilham verir; her şeye geçici olarak renk katar. Bu durum, birçokları tarafından tutkulu aşk olarak tanımlanır. Sürekli değildir çünkü beynimiz buna izin vermez. Aslında tutkulu bir aşkın içindeyken uyuşturucu etkisinde gibiyiz. Phenylethylamine adlı nörokimyasal bir madde salgılanmaya başlıyor. Ayrıca beynin çeşitli yerleri de harekete geçiyor; uyuşturucu madde kullanımı sonucu bünyede dolaşmaya başlayan, dopamin adlı sinirsel taşıyıcı maddenin salgılanması da var. Beynimiz uyarıcı maddelere nasıl tepki veriyorsa, aşka da aynı tepkiyi veriyor. Dengesini korumak için çeşitli kimyasallar üretiyor ve böylece daha toleranslı olunmasını sağlıyor. Ama bu durum geçtiğinde, tekrar dengesiz hale geliyor ve tam tersi yöne doğru gidiyoruz. Umutsuzluğa boğuluyor, acı bir hayal kırıklığı yaşıyoruz. İşte, yaptığımız hatalar da o zamana rastlıyor.

Bir sabah uyanıyoruz ve bütün o heyecanın gittiğini görüyoruz. İşte o zaman, ikinci kalbimizin çalışmaya başladığını fark edemiyoruz. Bu ikinci kalbin ortaya çıkardığı şey, bağımlı bir aşk. Bunun oluşması, diğerine göre zaman alıyor. Vahşi, akıl almaz, ne yapacağı bilinmez kardeşine karşın bu daha akıllı, kibar, olgun bir adam gibi davranıyor. O kadar ateşli ve görkemli olmasa da, yıllar geçtikçe büyüyerek daha çok yol alıyor. Başarılı bir ilişkide tutku hiçbir zaman tam olarak ölmüyor zaten; köz olarak kalıyor. Bazen yeniden alevlendiğini görüyorsunuz; bazen o kadar soğuyor ki tamamen söndüğünü sanıyorsunuz. Bağımlı aşk, üstünde bir sürü mum olan 50. yıldönümü pastanızı yerken onun yüzündeki kırışıklıkları hayran kalmanızı sağlıyor.

Bağımlılığın temelinde güven ihtiyacı yatıyor. Olayın can alıcı kısmı, her zaman bir güven arayışında olmamızdan kaynaklanıyor. Eskiden anne ve babamıza muhtaçken, şimdi ilişki yaşadığımız kişiye bağımlı oluyoruz ve beklentilerimiz ondan yana oluyor. Tabii ki birlikteliklerimizin tek nedeni bu güven ihtiyacını doyurmak değil ama ilişki büyük oranda bunun üzerine kurulu olduğu için, farkına varmadığınız problemler çıkıyor ve bu problemler yatak odanıza da atlıyor. 50’li yıllarda insan davranışlarını anlamak için maymunlar üzerinde bir dizi deney yapılmış ve bu deneylere göre bir çocuğun davranışlarını, güvenlik ve araştırma merakının etkilediği tespit edilmiş. Çocukken annemizin eteğinin dibindeyken, büyüyünce kendi ayaklarımızın üstünde durmaya başlayıp annemizin arkasına saklanmaktan vazgeçiyoruz. Romantik partnerimize gösterdiğimiz duygusal ve tehlikeli bağ da çocukken annemize gösterdiğimiz bağın bir uzantısı.

Hiçbir zaman güvenlik duygusundan vazgeçmiyoruz ve kendimize koruyucular arıyoruz. Bunun ironik tarafı da, insanların böyle bir aşka sahip olduklarını anladıkları zamanın, ilişkilerini bitirdikleri zamanla aynı olması. Birçok insana göre boşanma olayıyla birlikte, taraflarda birbirleriyle temasa geçme ihtiyacı doğuyor. Ayrıca bu dönemde insanlar, birlikteyken duygusal anlamda pek bir şey paylaşamadıklarını düşündükleri birinin yol açtığı üzüntüyle yara alıyorlar.

Aşkı tanımaktaki başarısızlığımızın bir diğer kanıtı, bu konudaki cehaletimizin sonucunda yarattığımız ilişki katliamı. Tabii ki bu bir kural değil. Ayrılan birçok çift, bunu haklı nedenlerden ötürü yapıyor. Sonsuz mutluluk masalının aksine, romantik uyuşturucu, çiftlerin birbirlerine uygun olup olmadığının sağlıklı bir göstergesi değil. Birçok çift, iki kalp arasındaki bu boşluğa düşmeden, aşkın bir halinden diğer haline sağlıklı bir geçiş yaşıyorlar. Ama bu çiftler bile, tanıdıklığın getirdiği, yavaşça oluşan erozyona engel olamazlar.

İnsanlar yeni ve farklı şeylere dikkat eder. Karşınızdaki kişiyi yeni yeni tanıyorsanız, ona dikkat etmeniz gerekir. Uzun süreli ilişkilerde ise karşınızdakinin davranışlarını, nerede ne yapacağını bilirsiniz. Bu da artık dikkat etmenize gerek kalmadığı anlamına geliyor.
Duygularımız ise, iyiliğimiz ve mutluluğumuz tehlike altında olduğunda harekete geçen bir savunma sistemi işlevi görüyor. Sevgilinizin davranışları daha tahmin edilebilir olduğunda, duygularınız ancak sinir bozucu bir şey yaptığında harekete geçer hale geliyor. Bunun sonucunda, ortaya çıkan durum belli: panik ve karşınızdaki insanı sevmediğiniz düşüncesi. Oysa bunun nedeni, insanın doğasında gizli. Duygularımızı ve dikkatimizi yöneten donanım, bu şekilde ayarlanmış.
Benzer bir durum yatak odasında da geçerli. Aslında, uzun süreli ilişkilerde seks hakkında bilinenler çok az. Araştırmalara göre çiftlerin % 20’si bazen yıllarca seks yapmadan da evli kalabiliyorlar. Uzmanlara göre, ilk seferde hissettiklerinizi hissetmeniz, ne yazık ki bir daha asla mümkün olmuyor. İşte bunu anlamayan ya da vahşi seksin ateşini hep diri tutmak isteyen insanlar, seri halde birçok ilişki yaşamak durumunda kalıyorlar. Bir yandan da hayatın başka alanlarında oldukça gerçekçi, ruhsal konulara prim vermeyen ama aşkın kaderine inananları da aynı son bekliyor. Cazibe denen uyuşturucunun etkisinde kapıldığımız büyü, kendi öykümüzün kahramanı gibi hissetmemizi, bizi bekleyen fırtınalı geleceği göğüslememizi sağlıyor. Ama aslında, ilişki sırasında başkalarını çekici bulmak normal bir şey. Psikologlara göre bunu yaşamanız, bitkisel hayatta olmadığınızı gösteriyor.

Hayat boyu sürecek ilişkinin ödülleri, o kadar fark edilir değil. Tutkulu aşkın aksine, size porno filmlerindeki gibi bir seks vaat etmez. Balayınız bittiğinde, içinizdeki bireysel tutkuların çağrısına kulak tıkamalı ve mükemmel bir ilişki beklentisi içine girmemelisiniz; aksi halde 51. yaş gününüzde striptiz kulübünde sizi hiç de çekici bulmayan bir dansçının kalçalarına bakarken bulabilirsiniz kendinizi. Bu arada eski karınız da daha akıllı biriyle mutlu mutlu yaşıyor olur.

Evlilik ve seks kültürü
Toplumsal gelenekler, yatak odasındaki alışkanlıklarımızı belirleyen etkenlerin en başında geliyor. Ancak tarihin her döneminde, tüm toplumların tek eşliliği ve bildiğimiz anlamda evlilik kurumunu öngördüğünü söylemek olanaksız.

Sosyal antropologlara göre, Japonya’da 1950’lerin sonlarına kadar varlığını sürdüren, ‘yobai’ (gece emeklemesi) adında bir gelenek varmış. Buna göre, gece herhangi bir kadının evine giden ve onun adını söyleyen bir erkek, onunla sevişebilirmiş. Yani buna göre, evli bir adam komşusunun karısını ziyaret edebilir; karısı da başka biriyle yatıyor olabilir ve bunu kimse sorgulamaz. Hepiniz o dönemde Japonya’da yaşamayı isterdiniz herhalde ama bazı şeyler bu kadar alenen yapılınca, ortaya başka sorunların çıkması da kaçınılmaz. Mesela en basitinden, babalık konusunda tam bir karmaşa yaşanır; gerçi herkes birbirine benzediği için, bunu çok da önemsememeleri mümkün. Yine de, bu örnek bize evliliğin doğal bir durum değil, kültürel bir kavram olduğunu gösteriyor.

İlişkiler ve aldatma kavramı
Amerikan Hastanesi’nden psikolog Aslı Akkan’a göre uzun ilişkilerde çiftler bir olmaya çalışırken birey olduklarını unutuyorlar. Zaman geçtikçe ilişkiyi kurtarmak adına kendilerini düşünmekten vazgeçiyorlar. Bu durum ilişkilerin sıradanlaşmasına, sıkmasına hatta çiftlerin boğulmasına sebep oluyor. Akkan’a göre bunu mümkün olduğunca önlemek için tarafların kendilerine zaman ayırmaları, kendi arzularının ne olduğunu belirleyip onları tatmin etmek için bir gayret göstermeleri yararlı olur. Bunun yanı sıra kendilerine güven duygusunu en üst seviyeye çıkarmak da yıpranmayı aza indirecek önemli unsurlardandır. Dr. Aslı Akkan ilişkiye bağımlı olmamızın sebebinin kişinin sürekli olarak partneri tarafından terk edileceği, gerçekten sevilmediği ve sonunda yalnız kalacağı korkusundan kaynaklandığını öne sürüyor. Bunun sebebinin de çocukken yaşanan kaygılı ve çelişkili ilişkilerden kaynaklandığını söylüyor. Bir ilişkideyken başkalarıyla seksüel ilişki kurmamızın sebebiyse çiftlerin kişilik yapıları, duygu durumları ve iletişim biçimlerine göre farklı nedenleri var ve bunun psikolojik olarak genel geçer bir cevabı yok.

YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: