Eşref Kolçak: Harun'um sanki çıkıp gelecek gibi...

Usta aktör Eşref Kolçak'ın oğlu Harun Kolçak olmadan geçirdiği ilk bayram...

Magazin

Eşref Kolçak: Harun'um sanki çıkıp gelecek gibi... Eşref Kolçak HT Magazin’den Arif Hür'e röportaj verdi. İşte o röportaj...
Yeşilçam'ın çınarlarından usta oyuncu Eşref Kolçak, bu yıl buruk bir bayram geçiriyor. Yedi yıl önce eşi Özcan Kolçak’ı, geçen temmuz ayında ise oğlu Harun Kolçak’ı kaybeden ve Gemlik’te yalnız başına hayat süren Eşref Kolçak, her şeye rağmen dimdik ayakta. Eski mutlu günlerin fotoğraflarına bakarak acısını bir nebze de olsa dindirdiğini dile getiren usta, oğlunun cenazesinde selfie çekenlere ateş püskürdü.

Oğlunuz Harun Kolçak olmadan geçirdiğiniz ilk bayram. Onun yokluğuna alışabildiniz mi?
İnanır mısınız Harun’cuğumun yokluğuna hâlâ alışamadım, inanamıyorum. Vefat ettiğini kabul edemiyorum! Onu özledikçe fotoğraflarına sarılıyorum maalesef. Sanki şu an kapı çalacak ve bir yerden çıkagelecek gibi bir hissiyat var içimde.

Onu hastalık sürecinde hastanede veya evinde ziyaret etseydiniz, bu hissiyat hâlâ olur muydu?
Harun’um gözümde gönlümde nasılsa öyle kalsın istedim. Ona hep ‘Oğlum sen benim için hastanede hemşirenin elinde gördüğüm Harun’sun, ben seni kafama kazıdım’ derdim. Benim gözümde o hiç büyümedi, hep çocuktu. Allah’a şükürler olsun son 1-2 yılında hem müzikal anlamda hem de arkadaşlık anlamında ciddi bir sevgi, saygı ve ilgi gördü. ‘Çeyrek Asır’ albümü, onun yeniden dirilişi oldu. Son dönemde onu ziyaret eden herkes yüzündeki nurdan bahsediyordu.
Harun’umun gözü açık gitmedi, mutlu ve huzurlu vefat etti. Bu yaşınıza kadar yaşadığınız en büyük acı oğlunuzu kaybetmeniz miydi?
Hayır. En büyük acıyı 1947 yılında henüz 20’li yaşlarımda annemi kaybettiğimde yaşadım. Şimdi ben cenazede kendimi yerden yere atıp, paralansam elime ne geçer ki? Hem bizim geleneklerimize göre bu çok yanlış. Asya’daki eski Türkler, yakınlarını defnettikten sonra toy denilen eğlence düzenleyip acılarını bir nebze bastırırdı. Üzüntüyü, tatlılıkla karşılamak lazım! Benim en sevindiğim nokta Harun’cuğumu annesi rahmetli olmadan önce umreye göndermişti.

'BENDEN EVVEL GÖÇTÜĞÜ İÇİN ONA ÇOK KIZGINIM'
Oğlunuza hiç kızdınız mı?
Kızdım! Benden evvel bu dünyadan göçtü diye çok kızdım. Sıra benimdi ama takdir-i ilahi diye bir gerçek var. Onu anacığının yanına verdiğim için içim rahat. Ana-oğul birbirini çok severdi. Ben çoğu kez araya girmeye çekinirdim.

Herhangi bir üzüntünüz var mı peki?
Torunumun olmaması. Torun sahibi olmayı, bayramlarda onun başını okşamayı çok isterdim ama Harun bize bir torun vermedi. Bu hususta annesi de hep sitem ederdi.

SELFİE ÇEKECEĞİNE DUA ET BE KARDEŞİM
İOğlunuzun cenazesinde insanların tabutun başında selfie yarışına girmeleri ciddi tepki aldı ve gündemi uzun süre meşgul etti. Siz bu görüntüler karşısında neler hissettiniz? Neredeyse çıldıracaktım. Cenazeye başsağlığı veya cenaze namazı kılmak için gelinir. 90 yaşımdayım bugüne kadar cenazede tabutun önünde fotoğraf çektiren insan görmemiştim.

Bu da yetmezmiş gibi cenaze törenine gelen sanatçıyla fotoğraf çektirmek için kuyruk olanlar. Ne cenazeye ne aileye saygı var! Oğlumun yanına gideceğim, yol istiyorum, kimse yol vermiyor. Selfie çekeceğine dua et be kardeşim! Olmaz böyle şey, insanlığımız bitmiş.

EL ÖPMEK YERİNE TELEFONLARI ÖPÜYORLAR
Bayramların artık tatil fırsatı olarak değerlendirildiği malum. Bayramlar sizin için ne ifade ediyor?

Ben çocukluğumda bayram yaşadım, şimdi pek bayramlık bir şey göremiyorum. Bir gün önceden hazırlığa başlardık. Yeni neslin en büyük bayramı ellerindeki telefonlar. Çocuklar ve gençler el öpmek yerine telefonlarını öpmeyi tercih ediyor. Ne bayram ne seyran kaldı. Komşular biraz et getirirse midem bayram edecek. Eski bayramların tadı bambaşkaydı.

HARUN'LA ARKADAŞ GİBİYDİK

Oğlunuzun müziği seçmesinde etkiniz oldu mu? Harun, 70’li yıllarda St. Benoit Lisesi’nde okurken, ‘Baba ben artık okumak istemiyorum, müzikle uğraşmak istiyorum, müzisyen olacağım’ dedi. Kararına saygı duydum ama eşim kıyamet koparmıştı. Biz baba-oğul gibi değil de arkadaş gibiydik. Harun sonunda istediğini aldı. 1-2 filmde rol aldı ama setlere alışamadı çünkü o müzik için doğmuştu. İyi ki de müziği seçmiş!

Onun şarkılarını kimse aynı şekilde yorumlayamaz, kendine has özgün bir tarzı vardı. İSTANBUL BİR CEHENNEM
34 yıl önce İstanbul’dan ayrılarak eşinizle birlikte Gemlik’e yerleştiniz. Uzun yıllar İstanbul-Gemlik arasında mekik dokudunuz. Neden İstanbul’u terk ettiniz? İstanbul tam anlamıyla cehennem, sıcaktan ve insan kalabalığından nefes alamıyorsun.

İnsanlar bu cehennemde yaşamak için nasıl can atıyor, anlam veremiyorum. Düşünün ben daha o yıllarda dayanamadım. Harun kendi başının çaresine baktığı için eşimle buraya yerleştik, iyi ki de gelmişiz. Burada gürültü, patırtı yok. İnsanlar birbirlerine sevgiyle bakıyorlar. TELİF HAKLARIMI İSTİYORUM
Sinema kariyeriniz nasıl başladı?1945’te Ses Tiyatrosu’nda başladım. Türkiye’nin sayılı baletlerinden biriydim. Anacığımı bir kere tiyatroya götürebildim.
1947’de annemi kaybetmek en büyük üzüntüm oldu. O benim hayat ağacımdı. Annemi kaybettikten sonra evden koptum, tiyatroda yaşamaya başladım. 1949’da askere gidip 24 ay askerlik yaptım. Sinemada, ‘Fedakar Ana’ ilk filmimdi. O yıllarda sinemanın bir değeri vardı. Şimdi gelin görün sanatçıların % 80’i açlık içinde ölüyor. Dünyanın her yerinde imzalı fotoğraflarım vardır ama güzel ülkemde beni sanatçı olarak görmüyorlar.
Devlet bizi sanatçı olarak kabul etmedi. Vergi almaya gelince sanatçıyım ama telif hakkımı istediğimde sanatçı değilim. Sigortamızı, telif hakkımızı bizi çalıştıran müessesenin ödemesi lazım, en büyük sömürüyü onlar yaptılar. 100 küsur yıllık sinemamız var hâlâ stüdyomuz yok. Yapımcılar sinemadan kazandıklarını sinemaya yatırmadılar. Yeşilçam oyuncuları için para tutmadı deniyor, siz ödeme yapmadınız ki tutalım! Üvey evlat muamelesi var. Sinemacılar sömürüldü. Sinema maalesef tekelleşti.

SETLERİ BIRAKMADIM BENİ ÇALIŞTIRMIYORLAR
Son yıllarda sinemadan ve ekrandan uzaksınız. Oyunculuğu bıraktınız mı?
Oyunculuğu bırakmadım, yapımcılar beni çalıştırmıyor. Çalışmamakla seyircilerime karşı mahcup oluyorum. İçim kıpır kıpır. Çalışarak ölmek istiyorum. Bu konuda sizi bayağı dertli gördüm... Sadece gençlerle çalışan set ekipleri türedi. Bu gençlerin annesi veya ninesi yok mu? Yeni dizilerde yalnız gençler var. Son dönemde birkaç yeni oyuncuyla çalışma fırsatım oldu. Sabah 8.30’da sete geliyorum, benden sonra gelen ‘Benim işim ne zaman biter’ deyip selam vermeden gidiyor. Onun işleri öne alınıyor. Bunu dile getirince kaprisli oluyorsun. Dünyanın neresinde böyle bir saçmalık var? Hâlâ insanlar beni gördüğünde boynuma atlıyor. Gözüm açık gitmek istemiyorum, telif hakkımı da versinler. Haraç istemiyorum.

Bugüne kadar kaç filmde rol aldınız?
128 sinema filmim var. Diziyi, film olarak kabul etmiyorum. Sütlüce’deki depo yangınında 50 filmim yandı. Geri kalanlar 3-5 kuruş vererek geçiştirdiler. Dilenci gibi kapılarına giderek aldım. Mahkemede yıllarca sürüneceğime hiç uğraşmadım. 2-3 tanesi hayatta, o yapımcılar kolay kolay can veremez. Hakkımı helal etmiyorum! Telif haklarım hâlâ ödenmedi.

Günümüzde sinemamızı nasıl buluyorsunuz?
Bol küfürlü! Çoğunu Türk filmi kabul etmiyorum. Bana darılmasınlar, bizim sinemamız bu değil. Özümüz bu değil. Milyonlar kazanıyorlar, helal olsun ama Türk sineması bu değil. Biz milletçe duygusalız, orada insan kendinden bir parça görmezse, halk hikâyeleri yoksa zevk almaz.

Eşref Kolçak, “Eşimin mezar taşında, ‘Evimin hanımı, çocuğumun annesi, benim kadınım’ yazıyor. Benim mezar taşımda ‘Sinema gelecek kuşaklara yazılmış canlı mektuplardır’ yazıyor. Harun’un mezar taşına da ‘Gir Kanıma’ şarkısının notalarını yazdırdım” diyor. Safra kesesini aldırdığını söyleyen 90 yaşındaki Kolçak, “Kalbimde ritim bozukluğu olduğu için pil taktılar. Bu yaştan sonra pilli bebek oldum. Şu an turp gibiyim” diyor.

FOTOĞRAF GALERİSİ İÇİN TIKLAYINIZ

Kaynak: haberturk.com
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: