GEÇMİŞ OLSUN

Göğüs kanserine yakalanan Oya Başar, iki yıl aradan sonra ekranlara geri döndü.

Magazin

GEÇMİŞ OLSUN Göğüs kanserine yakalanan ve halen kemoterapi tedavisi gören Oya Başar, iki yıl aradan sonra ekranlara geri döndü. 'Benim Annem Bir Melek' dizinde başrol oynayan ve sette olmanın kendisini çok mutlu ettiğini belirten Başar, 'Eskiden başkaları kurtulsun diye kendimi ateşe atardım. Şimdi kendime yangında ilk kurtulacak eşya muamelesi yapıyorum' diyor.

Ne kadar güzelsiniz, ne kadar hoşsunuz.

- Teşekkürler Sema'cığım. Bana çok güzel enerji verdin.

Oya Hanım, bildiğim kadarıyla kemoterapiniz devam ediyor. Her şey yolunda mı, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

- Evet, devam ediyor. Zor bir dönem geçirdim. Ama şu an daha iyiyim. Çünkü ilacım değişti. Bu ilaç biraz daha hafif bir ilaç. Daha az yan etkileri var ama tabii bu da daha farklı şeyler yapıyor, o da ayrı. Beş haftalık bir kemoterapim kaldı. Ondan sonra beş hafta da radyoterapi göreceğim. Ve hastalığa veda edeceğim. Kendisine güle güle diyeceğim.

Bu hastalığı hiçbir zaman trajik bir hale getirmediniz... Kendi dünyanızda neler yaşadınız?

- Ben hiçbir şeye pesimist bakmak istemiyorum. Tabii bu hastalık, hafife alınacak bir hastalık değil. Ne kadar gücünüz yerinde olursa olsun, hayata ne kadar sıcak, ne kadar esprili bakarsanız bakın, bu hastalık insanın içinde bir endişe yaratıyor. Her şeyden önce ilaçların yan etkileri var. Vücudunuza büyük miktarda zehir veriyorlar. O zehir, bir yeri iyi ederken, diğer tarafları tahrip ediyor. Doğal olarak bu durum bir süre sonra sizi ürkütmeye başlıyor. Diyelim ki bir yerinizde bir kanama oluyor, o zaman başka bir yere sıçradığını düşünerek panikliyorsunuz. Ben bu gelişmeleri de üstünde durmayarak geçiştirmeye çalıştım. Çünkü üstünde durmanın hiçbir anlamı yok. Bunun çaresi yok. Öyle ya da böyle bu süreci geçireceksiniz.

Saçınız döküldü... Sizinle dört ay önce yaptığımız röportajda kemoterapinin bütün yan etkilerine hazırlıklı olduğunuzu söylemiştiniz ama, hazırlıklı olmakla olmuyor değil mi Oya Hanım?

- Açıkçası saçım konusunda pek bir zorluk yaşamadım. Dediğiniz gibi bundan dört ay önce sizinle röportaj yapmıştık ve o dönem sadece bir kez kemoterapi almıştım. Yani sizinle yaptığımız o röportajda çekilen fotoğraflar, benim son saçlı fotoğraflarımdı. Neyse o röportajdan üç, dört gün sonra hiç farkında olmadan elimi saçıma götürdüm ve üç, dört tutam saç geldi. Ben de o sırada saçlarımın döküleceğini falan unutmuşum... Şok oldum... Panikle bir daha elimi saçıma götürdüm, yine elime bir tutam saç gelince, şaşırdım. O an saçlarımın döküleceği aklıma geldi. Derken saçımı taramaya başladım. Tarağın üstünde binlerce saç. Hemen taramayı bıraktım. Çünkü o akşam dışarı çıkacaktım, kel bir kafayla dışarı çıkmamak için fazla taramadım.

Biraz dizinizden konuşalım. Dizideki Neriman Hanım, oğullarına düşkün, tam bir Türk annesi...

- Çok hoş bir kadın. Dizideki aile, herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği, bizim aile yapımıza çok uygun bir aile. Bütün fertler çok çılgın ve sıcak. Bütün oyuncu arkadaşlarımız da gerçekten çok iyi oldu. Hepsi yerli yerine oturdu. O da çok önemli. Öyle olunca başarı yakalandı. Çok iyi başladık. İnşallah da böyle devam eder.

Neriman Hanım, hiç 'yavrum'suz konuşmuyor. Çok komik bir kadın.

- Neriman, biraz benim annemdir. Çünkü benim annem hiç 'yarum'suz konuşmazdı. Bir de hep yemeğe takıktı. Hep kendi yaptığı yemeği beğenir, başkalarının yaptığını beğenmezdi. Allah rahmet eylesin. Neriman, aslında melek gibi bir kadın. Çünkü o kötü bir şey yapmıyor. Sadece herkese sevgi dolu yaklaşıyor. Herkes de ona kızıyor. Hafif bir cadılığı var içinde ama özünde iyi bir insan. Onun tek derdi çocukları. Çocuklarını çok seviyor, koruyor.

Siz oğlunuzun kız arkadaşlarına nasıl davranırsınız? Neriman Hanım'la benzer yanlarınız var mı?

- Oğlumun kız arkadaşları ile çok iyi geçinirim. Onlar da beni seviyor gibi görünüyorlar ama bilmiyorum tabii.

Oğlunuzu kıskanır mısınız?

- Kıskanmam. Paylaşırım herhalde. Oğlumu çok seviyorum. Oğluma karşı büyük bir tutkum vardır. Bunu herkes bilir. Fakat onun mutlu olması beni çok mutlu eder. İnşallah çok seveceği, anlaşabileceği insanla birlikte olur. O mutlu olsun, ben bağrıma taş basarım yani. (Gülüşmeler)

Erkek anneleri nedense karışmadan duramazlar...

- Aslında bütün bunları yapan biziz. Kadın, erkek evladı öyle bir alıştırıyor ki, o çocuk büyüdüğünde annesi gibi bir kadın arıyor. Anne affedicidir. Oğlan buna alıştığı için, karısının da kendisini affetmesini ister. İşte orada yanılgıya düşüyor. Ve mutsuzluklar da genelde hep o noktada başlar.

Siz evliliğinizde bunu yaşadınız mı?

- Hayır yaşamadım. Benim kayınvalidem muhteşem bir kadındı ve beni çok severdi.

Dizi ilk bölümüyle güzel bir reyting aldı. Sevenleriniz sizi çok özlemiş...

- Ben büyük konuşmayı pek sevmem. Tarzım da değildir. Ama şöyle söyleyeyim, halk Oya Başar'ı özledi. Ben de özlemeleri için 19 yıl aralıksız çalışmanın ardından ara vermiştim. Zaman zaman yeni yüzlere, yeni projelere ihtiyaç vardır. Siz gideceksiniz, başkaları gelecek ki sonrasında insanlar o sevdikleri tatları arasınlar. Ben o zaman dilimini bekledim. Bir özlendim, bir de proje bazında doğru bir proje geliştirdiğime inanıyorum. Seyirci sizi sever, sizin programınıza bakar. Siz ne kadar önemli oyuncu olursanız olun, hikayeniz iyi değilse, sizi bir kez seyreder, ikinci kez seyretmez. Onun için önemli olan hikayedir, yapılan iş önemlidir. Projeyi hallettikten sonra da cast önemlidir. Bunlara çok dikkat ettim. Adım adım, dikkat ederek yol aldım. Dizinin sevilmesi insana hayat veriyor. Biz bunu ne için yapıyoruz, alkışlanmak için. Bir laf vardır, kabiliyet iltifata tabidir... Çok güzel bir söz. Sen bana iltifat et, ben sana
kabiliyetimi göstereyim. Ben şu an gerçek hayatımı oynuyorum. Yani şimdi gerçek rolümü oynuyorum. Biz sanatçı olarak alkışa alışmışız. Bu iki yılın en güzel günüdür bugün. Çünkü dizimiz halk tarafından sevilmiş, beğenilmiş, alkış almıştır. Telefonlarım susmuyor.

Neler değişti hayatınızda?

- Şimdi her şeyi kendime daha az dert etmeye çalışıyorum. Şu an kendime yangında ilk kurtarılacak eşya muamelesi yapıyorum. Eskiden yapmıyordum bunu. Kendime bu kadar özen göstermiyordum. Orada kalırdım, başkaları kurtulsun diye ben yanardım. Şimdi öyle değil.

Keşke insan bunun daha erken farkına varabilse...

- İşte keşkeyle olmuyor. Yaşam bu. Yaşıyorsun, gidiyor. Keşke onu yapsaydım, keşke bunu yapsaydım diyorsunuz ama belki de o zaman daha kötü bir şey çıkacaktı. Yine de yaşadıklarımız güzel şeyler. Allah bana güzel şeyler vermiş.

14 saat uyuyorum

Kendinize birkaç tane peruk alacağınızı söylüyordunuz. Aldınız mı?

- Ah sorma Sema'cığım, geciktim. Saçımı kestirdikten sonra peruk aldım. O kadar çabuk dökülebileceğini hiç tahmin etmedim ki! Dökülme başladıktan sonra da gidip kestirdim. Zaten kestirmezseniz saç dipleriniz çok acıyor, ağrı yapıyor. Ağrı yapmasın diye ben de gidip usturaya vurdurdum.

Usturadan sonra aynaya baktığınızda ne hissettiniz?

- Öyle baktım. Bir şey hissetmedim... Ama herkes bu halimi çok beğeniyor...

Ama gerçekten çok güzelsiniz. Gözleriniz çok güzel gözüküyor... Mesela ben gözlerinizin renginin bu kadar koyu mavi olduğunu bugüne kadar hiç fark etmemiştim...

- Evet, öyle diyorlar... Ben de komplekse kapılacağım ama... Saçlıyken çirkin miydim yani? (Gülüşmeler) Neyse, şimdi bir sürü saçım oldu. Biraz daha iyi olsam, her şey daha güzel olacak. Çünkü geçen hafta çok iyi değildim. Bir hafta evde yatmak zorunda kaldım.

Neden?

- Enerjim düşüyor. Çok canlı gözükürken, akşam oldu mu birden bire fenalaşıyorum. Yatıyorum, kalkamıyorum. 14 saat uyuyorum... Allah'tan çocuklarım, dostlarım yanımda...

Estetik yaptıracağım

Ben sizin göğüs dekoltesini çok sevdiğinizi biliyorum. Radyoterapiden sonra estetik yaptıracak mısınız?

- Radyoterapiden sonra göğüs iyice yamuluyormuş. Bir simetri bozukluğu olacak. O zaman dekolte giyemeyeceğim için tabii ki de yaptırmam gerekecek. İstiyorum yani. Ama bu yaz olmaz artık, bir dahaki yaza...

Bakarsınız Türkbükü'nde bikinili görüntüleriz sizi... (Gülüşmeler)

- Bundan sonra belki öyle olurum ne biliyorsunuz? (Gülüşmeler) Şimdiye kadar çıkmadım, bundan sonra çıkarım belki. Biraz photoshop yaparsanız çektiririm... Ama Sinan (Özbalkan) çekerse, çektiririm, söyleyeyim yani. (Gülüşmeler)

Tamamdır. Sinan Ağabey'le birlikte geliriz, söz... Peki, 'Benim Annem Bir Melek' dizisiyle ekranlara geri
döndünüz. Bu proje, rahatsızlığınızdan önce oluşturduğunuz bir projeydi. Ama şimdi hayata geçti. Böylesi daha iyi oldu sanırım... Sizin için güzel bir motivasyondur sette olmak, öyle değil mi?
- Tabii ki... Bu proje, benim hastalıktan önce hazırladığım bir projeydi. Necati Akpınar ile bunu birlikte yapmaya karar vermiştik. Hastalanınca bir süre ara verdik. Ondan sonra kendimi toparlamaya başlayınca tekrar gündeme geldi. Kimseyi yarı yolda bırakmamak için kendimi iyi hissettiğim dönemi bekledik. Doktorumun da izniyle çalışmaya başladık. Bu diziyi bu şekilde çekmek varmış. Dediğiniz gibi her işte bir hayır vardır. Yaşarken hiçbir şeyin garantisi yok. Beş dakika sonra belediyenin açtığı bir çukura da düşebilirsiniz. O yüzden Allah her şeyin hayırlısını versin. Sema Denker / Kelebek
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: