'KAÇMAK DEĞİL DURMAK İSTEDİM!'

Sanem Çelik kendisine sorulan soruyu beğenmeyince röportajı terk etti.

Magazin

'KAÇMAK DEĞİL DURMAK İSTEDİM!' Yönetmen Kudret Sabancı ile görüntülendikten çok kısa süre sonra soluğu Los Angeles'ta alan Sanem Çelik, 2,5 yılın ardından yine Türkiye'de... 'Güldünya' dizisi için yurda dönen oyuncu, 'Ben Türkiye'den kaçmadım, sadece durulmaya gitmiştim' diyor.

Los Angeles'ta duruldum...

Los Angeles bana çok iyi geldi. Orada durdum ve kendime baktım. Hissettiğim sıkışıklıklardan orada arındım, olayları daha net görebildim. Deli dolu bir kızken biraz susmuş, sinmiş bir kız olduğumu fark ettim. 2,5 yıl boyunca da Türkiye'ye hiç gelmedim. Bol bol tatil yaptım. Bale yapmayı özlemiştim, caz dansları ve klasik bale dersleri aldım. Kamp yaptım, fotoğraf çektim, resim yaptım, yürüdüm, sağlığımla ilgilendim. Ve bunların bütünü içerisinde aslında duruldum.

Bu fikir önceden vardı...

Daha önceden de Los Angeles'a gitme fikrim vardı. Türkiye'den kaçmadım ben, sadece orada yaşamak istedim. Zamanı geldi, gittim. Benim bundan önce de sektörde olmadığım çok oldu. 'Kara Melek' ile 'Aliye' arasında sekiz-dokuz sene var mesela... Yurtdışına gitmeyi daha önce akıl edememişim, şimdi ettim ve gittim. Hepsi bu... Yokluğumda burada çok güzel filmler çekilmiş, güzel yerlere gidilmiş, oyunculuk anlayışı da tatlı bir aşama kaydetmiş.

- Nasıl gitti Los Angeles, biraz anlatır mısın?

Los Angeles çok güzeldi. İki sene iki ay kaldım. Bana çok iyi geldi orası.

- Ne yaptın orada peki?

Orada durdum.

- Nasıl durdun?

Bayağı durdum.

- Hayata karşı mı?

Evet, kendime baktım.

- Ne gördün?

Çok zor anlatması... Çünkü kendimden bahsediyoruz. O buradaki oluşun bana yansımasına baktım daha doğrusu. Bunu şimdi cümlelendirmem çok zor. Doğru şeyler de gördüm, çeşitli sıkışıklıklar da hissettim fakat orada bunlardan arındım. Olayları daha net görebildim. Ne yaşadığımı, hayatın nerede olduğunu...

- Deli dolu bir kız mı gördün?

Deli dolu bir kızken biraz susmuş, sinmiş bir kız olduğumu fark ettim. Fakat o deli doluluk baki. Güzel bir şey deli dolu olmak.

- Gidip geldin mi hiç iki yılda?

Hayır, hiç gelmedim.

- Özlemedin mi buraları peki?

Özledim ama oradaki pozisyon çok daha kıymetliydi, onu bölmek istemedim. Bölük bölük gelmektense orada kalıp olup bitene bakmak daha mantıklı geldi.

- Mesleğinle ilgili bir şeyler yaptın mı orada?

Hayır.

- Nasıl geçti günlerin?

Tatil, tatil... Bale yapmayı özlemiştim. Birtakım yerler buldum orada, caz dansları, klasik bale dersleri aldım. Kamp yaptım, doğanın içindeydim. Fotoğraf çektim, resim yaptım, yürüdüm, sağlığımla ilgilendim. Ve bunların bütünü içerisinde aslında duruldum.

- Oraya giden Sanem’le bugünkü Sanem arasındaki farkı söyleyebilir misin? O iki yıl sana ne kattı?

Daha önce hiç gitmemiştim Los Angeles’a. Bilerek orayı seçtim ki, değişiklik olsun. Kendimi yaşantısına bıraktım, ne olacaksa olsun diye... Üç buçuk aydır buradayım. Bu üç buçuk ayda, iki senedir bana orada ne olduğunu çok da çözebilmiş değilim. Yavaş yavaş o cümleler gelecek diye düşünüyorum. “Bana orada şöyle oldu, ben oradayken böyle oldu...” diyebilmek için bir zamanın geçmesi gerekiyor. Şu aralar karışığım. Burada olmaktan memnunum ama orada olmak istiyorum.

- Özlüyor musun orayı?

Evet.

- Oradayken Türkiye’yi özlemiyor musun?

Özlüyorum ama Türkiye’yi 31 yıldır biliyordum. Orayı ise iki senedir biliyorum, oraya da biraz şans vermek istedim. Sadece bir yeniliğe, temizliğe, bir farkında olmaya ihtiyacım vardı. Bunun için de mekân değiştirmemin gerekli olduğunu düşündüm. Gidip başka bir yerde kendime bakmak istedim. Beni hiç bilmeyen bir yerde bir insana “Merhaba, ben Sanem” dediğim zaman nasıl bir tepki alıyorum, bunu görmek istedim. İyi bir insan olmuş muyum, yoksa Türkiye’de meşhurluğun vermiş olduğu pozisyonda sıkışıp kalmış mıyım, kendimi geliştirebiliyor muyum... Biri beni tanıdığı zaman hiç yoktan, sıfırdan seviyor mu?

- Nasıl oluyormuş peki, seviyor muymuş?

Evet, yanlış bir yerde olmadığımı gördüm. Bir şeyler hayatımda beni nereye doğru götürürse götürsün, ben kendi yolumda ilerlemiş olduğumu fark ettim. Ben kendime kendi inançlarım doğrultusunda iyilik etmişim aslında. Zaten hiçbirimiz kötü bir niyet için dünyada bulunmuyoruz.

- Peki Türk oyuncuların hiçbir şey yapmadan yurtdışında, Los Angeles gibi pahalı bir yerde ve iki yıl yaşayabilecek kadar birikimleri oluyor mu?

Nasıl yaşadığına bağlı. Kontrollü yaşarsan, ne yaptığını bilirsen yaşarsın. İstanbul’un da lüks yerlerine para yetmez ama güzel yerleri de var yaşayabileceğin. Bu senin imkanlarınla, hayata bakış açınla doğru orantılı.

- Sen nasıl bir hayat yaşadın orada?

Çok huzurlu, çok keyifli, minicik bir hayat yaşadım.

- Çok para harcamadın yani?

Hayır, çok para harcamaya ihtiyacım yoktu zaten. Ben kendim için gittim oraya. Alışveriş yapayım, gezeyim tozayım diye gitmedim. Ben oraya kendimi görmeye gittim. Başka bir isteğim de yoktu, masraf da yoktu.

- Setleri özlemedin mi?

Özledim. Ben seti her zaman özlerim.

- Şimdi settesin. Mutlu musun?

Çok mutluyum.

YURTDIŞINA GİTMEYİ ŞİMDİ AKIL EDEBİLDİM

- Gittiğinde herkesin takip ettiği başarılı bir işi bitirmiştin. Tekrar döndün ve yeni bir diziye başladın. Ya aynı ilgiyi ve başarıyı yakalayamazsan?

Aynı ilgi, aynı başarı olur mu, bilmiyorum. Farklı ilgi, farklı başarı olacaktır ya da başarısızlık veya ilgisizlik. Bunun önemi yok. Ben sadece projeyi okuduğumda burada olmam gerektiğini düşündüm.

- Diyelim ki bu dizi tutmadı. Bu seni Los Angeles’a döndürür mü?

Dönmek ne demek pardon?

- Yerleşir misin oraya?

Tekrar oraya da giderim, başka yere de giderim. Gezerim, dolaşırım, dünyayı görürüm, öğrenirim.

- Sürekli olarak dönüp dönmediğini anlamaya çalışıyorum.

Bir yere gitmedim, niye oradan bakıyorsunuz ki? Ben orada yaşamak istedim sadece.

- Ama iki buçuk yıldır yoksun sektörde...

Benim ondan önce de sektörde çok olmadığım oldu. “Kara Melek”le “Aliye” arasında sekiz-dokuz sene var.

- Evet ama ben yurtdışına gidip kaldığın dönemden bahsediyorum.

Yurtdışına gitmeyi akıl edememişim, şimdi ettim ve gittim.

- Peki Los Angeles’tayken Hollywood’da olan bitenleri, grevleri takip edebildin mi?

Etmedim. Evet duydum ama takip etmedim.

- Orayla burayı kıyaslama şansı buldun mu?

Kıyaslanacak bir şey bulamıyorum. Biri eksi, biri artı.

- Orası artı, burası eksi herhalde?

Hayır, öyle bir şey demedim.

- Neresi eksi o halde?

Nasıl görmek isterseniz... Şöyle diyeyim o zaman, burada artı olan şeyler orada eksi oluyor.

- Mesela?

Burada daha çok insan ilişkileri var, orada yalnızlık var. Dolayısıyla oranın artıları buranın eksileri olabiliyor. Oradaki yalnızlığında kendini öğrenme halin var, burada o kalabalığın içerisinde kendinle baş başa kalamıyorsun. Alın size artı eksi. Bence nereden baktığına bağlı. Hiçbir şey daha eksi ya da daha artı değildir.

- Takip ediyor muydun Amerikan televizyonlarını?

Çok fazla televizyona zaman harcamadım ama film seyrettim bol bol, keyifliydi. Güzeli de vardı, kötüsü de. Onlar da her şeyi mükemmel yapıyor değil.

- Türkiye’ye geldikten sonra bıraktığın yerle bugün bulduğunun arasında fark var mı? Sektör anlamında soruyorum.

Sürekli bir değişim olduğu gerçek. Bir şeyler değişmeli zaten. Her şey aynı olmamalı, değişmeli, gelişmeli, ilerlemeli. Çok güzel filmler çekilmiş, güzel yerlere gidilmiş, oyunculuk anlayışı da tatlı bir aşama kaydetmiş. Güzel şeyler oluyor sinema sektöründe, biraz izin vermek lazım.

KİMSEYİ YARI YOLDA BIRAKMADIM

- Sinema teklifi aldın mı hiç?

Almadım.

- Çok fazla sinema filmi çekildi, bunların çoğunda da dizilerde yıldızlaşan oyuncular yer alıyor. Sana...

Ben sinemada dizide yıldızlaştığım için mi... Ne demek istediniz?

- Sinemadaki birçok isim dizilerden geliyor. Sen de dizide yıldızlaşmış bir isimsin. Sana teklif gelmemesi tuhaf...

Amerika’ya giderken bu mevzuyu kapayarak gitmiştim. Oyunculuk adına dinlenmekti arzum. Dizi teklifi geldi, belki sinema için de arandım fakat ortalıkta yoktum. Ben oraya durmaya gittim gerçekten.

- O süreçte çok iyi bir teklif gelseydi?

Şu süreçte çok iyi bir teklif geldi ve ben buradayım. Dolayısıyla iyi bir teklif gelmiş olsaydı ben yine burada olurdum.

- O zaman bu teklif gelmeseydi, sen orada yaşamaya devam edecektin...

Bilmem, şu anda buradayım.

- Bu teklif geldiği için buradasın ama.

Bu teklif geldi, burada olmam gerekiyordu. Oradan buraya çekmek zor oluyordu, şimdi daha kolay oluyor işimiz.

- Kaç gün çalışıyorsun şimdi?

Beş-altı gün.

- Dizi sektöründe bu kadar yoğun tempoda çalışılmasını nasıl değerlendiriyorsun? Ölümlerle sonuçlanan tatsız olaylar da yaşandı...

- Ne ölümleri?

- Sonbahar dizisinde iki set çalışanı öldü...

- Haberim yok.

- Nasıl yok? Bugün de oyuncular, set çalışanları Taksim’de yürüyüş yapıyor.

- Sette çalışırken mi öldüler?

- Hayır uzun çalışma saati sonrası set dönüşü trafik kazasında. Kara Melek zamanında da bu kadar uzun muydu diziler?

Daha kısaydı. Şimdi 90 dakika. Bir haftada çekilmesi çok zor. Bu yüzden durmaksızın çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Bu, dizi sektöründen mi kaynaklanıyor yoksa kanalların isteği mi? 120 dakikada film oluyor zaten.

- Günlerin nasıl geçiyor?

Kostüm giy çıkar, makyaja git, saç topla, çekim yap.

- Onun dışında kalanlar?

Onun dışında resim yapıyorum, geziyorum, arkadaşlarımı görüyorum.

- Daha önceden resim merakın var mıydı, Los Angeles’ta mı edindin?

- Vardı, gitmeden de yapıyordum...

- Yağlı boya mı, göstersene bir tanesini...

- Yağlı boyayla başladım pastel çalışıyorum.

- Merak ettim ben de, versene bir tanesini gazeteye basalım...

- Yok yayına vermiyorum resimlerimi.

- Sergi açmayı düşünmüyor musun?

- Yok ben öğrenim aşamasındayım kimi zaman kopyalıyorum kimi zaman yaratıyorum.

-Peki sinemalara bakabildin mi geldikten sonra, kaç aydır Türkiye’desin?

- 3 buçuk ay oldu. Hiç izlemedim, takip edemedim.

- Geldikten sonra takip edebildin mi?

Geldikten sonra Derviş Zaim,in Çamur’unu izledim, Bulutları Beklerken’i izledim şimdi de vizyondan yeni kalkan Üç Maymun’u merak ediyorum DVD’leri çıkar yakında umarım.

- Söylediklerin çok güzel filmler de popüler filmleri izlemedin mi... Osmanlı Cumhuriyeti, Arog, Mustafa son üç ayda vizyona giren filmler...

Arog zaten yeni başladı onu merak ediyorum. Ben çoğunun vizyonunu kaçırdım ama burada olduğum sürece ne olup bittiğini anlayacağım, ben anlamak istemesem de birileri anlatıyor nasılsa.

- Diziler 13 bölüm planlanıyor, sonra tutunca uzattıkça uzatılıyor. “Aliye”de de öyle oldu, uzattıkça uzattınız diziyi...

Biz kim? Uzatan ben değilim, ben oyuncuyum.

- Yapımcılar ve senaristler uzatıyor, oyuncular da dizinin parçası, o yüzden siz dedim. Bu biraz saçma değil mi? Oyuncular illa oynamak zorunda mı? Oyuncunun bırakma hakkı olamaz mı?

Evet, her şeyin bir zamanı var. Sınırları zorlayıp uzatmaya kalktığımız zaman bizim için de yorucu oluyor ama tutunca biraz daha uzasın istiyor kanal. Öyle de şartlar var, sözleşmeler var. Bize öyle olacak deniyor, kabul etmek zorunda kalıyoruz. “Kara Melek”te iki sezondan sonra “Ben yokum” dedim. Onlar devam etmek istediler ama ben anlaşmamı iki sene önce yapmıştım. Kimseyi yarı yolda bırakmadım, bilinen bir şeydi bu. Ama onlar bensiz devam etmeyi tercih ettiler.

SORUYU BEĞENMEDİ RÖPORTAJI BIRAKTI

- Daha önceden de Los Angeles’a gitme fikri var mıydı sende?

Vardı.

- Bir kaçma sonuçta...

Kaçmadım ben. Zamanı geldi, gittim.

- Sonuçta o meşhur yakalanma görüntüleri basında yer aldıktan sonra gittin. Bu gidiş direkt onunla mı ilgiliydi, yoksa gerçekten böyle bir planın var mıydı?

Ben bu sorunun cevabını verdim.

- Neydi?

Hatta birkaç tane soru sordunuz bu maksatla, ben cevabını verdim.

- Ben ilk defa sordum bu maksatla.

Bu maksat benim niye oraya gidişimin sebebi... Siz zorluyorsunuz.

- Hayır zorlamıyorum, olayı öğrenmeye çalışıyorum sadece. O konuyla ilgili ne konuştun ne de açıklama yaptın... İki yıl orada yaşamak kaçmak değil miydi?

Çok güzel bir röportaj yaptığınızı düşünüyorum. Çay içer misiniz (masadan kalkıp gidiyor, 3 dakika sonra geri dönüyor)

- Ama o olaydan sonra da hep sustun... Neden röportaj vermiyorsun merak ediyorum.

Başka sorunuz yoksa röportajı bitirelim...

- Biz seninle gitmeden önce de çok konuşmak istedik.

Zaten bu konuyla ilgili zamanında yazdıklarınızı da okudum... (Masadan kalkıp, alelacele elim sıkarak uzaklaşıyor)

kutu 2

KADINLARIMIZA BİLMELERİ GEREKENLERİ ÖĞRETECEĞİZ

- Biraz “Güldünya” dizisiden bahseder misin?

Dizimiz aile içi şiddeti anlatıyor. Topluma faydalı olur inşallah. Bizim hikâyemiz kadına karşı şiddet üzerine. Toplumda kadınlarımızın bilmesi gereken bazı şeyler var. Şiddetin ne olduğu, neye maruz kaldığı zaman ne yapması gerektiği, korunabilecek, sığınabilecek yerlerin olup olmadığı gibi... Çoğu kadın yardım istemeyi bilmiyor.

- Peki rolüne çalışırken şiddet gören kadınlarla buluşup, konuştun mu hiç?

Hayır.

- Öyle birileri var mı hayatında?

Çok fazla yok açıkçası. Bu diziyi çekerken acayip hikâyeler öğreniyorum, hayatın içine daha fazla giriyorum.

- Etrafında hiç şiddet görmüş kadınlar yok muydu?

Tabi ufak tefek şiddetler var ama ben bu dizinin içindeki hikâyelerden yaşamadım. Yaşayanı da yok çevremde.

- Dizi ne zaman başlıyor?

5 Ocak’ta.

- Dizi de yer alan alacak yardım hattı telefonları da gerçek değil mi?

Haberim yok, öyle mi?

- Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son kampanyasının telefonları onlar...

- Dizinin sonunda yer alan telefon numaralarıyla aynı mı, aaa güzelmiş...

- Los Angeles’tayken dizilerden teklif alıyor muydun?

Alıyordum.

- Peki neden onları değil de “Güldünya”yı kabul ettin?

Ben genelde iş seçimleri konusunda içgüdülerime güvenirim. Senaryoyu okuyup yattığımda ertesi sabah aklımdaysa, ben o işin içinde olacağıma inanırım. Eğer aklımda değilse de zorlamanın doğru olmadığını düşünürüm.

- Şu an kaçıncı bölümü çekiyorsunuz?

Dördüncü bölümü.

- Nasıl gidiyor çekimler?

Çok güzel gidiyor, çok eğleniyoruz. Keyfimiz yerinde. Sessiz sakin çalışıyoruz, herkes saygılı yaptığı işe.

Hürriyet
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: