KENAN İMİRZALIOĞLU, TATLITUĞ İÇİN NE DEDİ?

Magazin

KENAN İMİRZALIOĞLU, TATLITUĞ İÇİN NE DEDİ? 13 yıl öncesine ait bir kare var aklımda. Manken Kenan İmirzalıoğlu yapacağımız röportaja sevgilisi ile gelmiş. Sonbahar olmasına rağmen Ortaköy’de çay bahçesine oturmuşuz. Çay bardakları ile ellerimizi ısıtıyoruz. Bir ara soğuktan sevgilisinin burnu akıyor. Çok doğal bir reflekse dönüyor, elleriyle kızın burnunu siliyor. Sanki o burun kendi burnuymuş gibi... Ya da yanındaki sevgilisi değil çocuğuymuş gibi... Ne zaman onu görsem bu kare geliyor aklıma. Şefkatli bir adam olduğuna dair inancım tam. Sohbete bu duygumu anlatarak başlıyorum. Biraz utanıyor. “Bu büyük adamlara has bir durum sanki. İri olunca sanki korumanız kollamanız gerekiyor gibi... Göğsüm geniştir evet. Çelebi adam derler ya, öyle” diyor. Şefkat verdiği kadar şefkat beklediğini de anlatıyor: “37 yaşındayım ama ‘Annem sesini duymalıyım’ diye aradığım çok oluyor.” Röportaj bu duygularla başlıyor.

* Neden bu sene dizi yok? Yoksa her an olabilir mi?

- Yok her an olmayacak. Önümüzdeki sene inşallah. İki yıl çok yoğun çalıştık. ‘Ezel’ kolay bir iş değildi. Hatta bugüne kadar yaptığım bütün diziler arasında en zorlusuydu. Bu sene kendimle ve sevdiklerimle ilgileneceğim. 36 saat kesintisiz çalıştığımızı biliyorum. İlk başladığımda bana “Bizim buralarda öleceksen bir hafta önceden haber vereceksin” demişlerdi. Kasetin vaktinde televizyon kanalında olmasından daha önemli bir şey yok. O yüzden bir yıl ara vermem her açıdan büyük bir gereklilik. Eskiden annem “Allah sağlık versin” derdi, oyunculuğa başladığımdan beri “Allah akıl sağlığınızı korusun” diyor. Annemin duaları bile değişti.

* ‘Ezel’ ruhunuzda nasıl izler bıraktı? Katlayıp rafa kaldırabildiniz mi karakteri?

- ‘Ezel’ rafa kaldırılabilecek bir şey değil. Onun yeri gönlümüzde. ‘Ezel’ Türk dizi sektöründe özel bir işti. Her açıdan. Özellikle ilk sene. Aynı ekip bir araya gelip tekrar ‘Ezel’ kalitesinde, tadında bir iş yapabilir miyiz; bunun garantisi yok.

* Dizi izliyor musunuz?

- Arkadaşlarımın yaptıkları işlere fikirlerimi söylemek için bakıyorum ama kaptıramıyorum kendimi. İşin mutfağını çok iyi bildiğim için hep arka plana eleştirerek bakıyorum. Öndeki büyüye kapılamıyorum.

* “Kardeşim” diye yakınlığınızı anlattığınız Kıvanç Tatlıtuğ’un ‘Kuzey Güney’ini nasıl buldunuz?

- Kıvanç bir kere çok büyük emek vermiş. Zaten konuşuyorduk altı ay gibi bir süre sıkı bir şekilde çalıştı. Hem oyunculuğuna hem fiziğine. Bence o karakteri de olabilecek en iyi hale getirmiş. Buradan tekrar tebrik ve takdir etmek isterim.

* Bu değişimin ilk adımını ‘Ezel’deki ‘Sekiz’ karakteriyle atmıştı?

- E tabii ki. Kıvanç öyle bir değişiklik istiyordu. ‘Aşk-ı Memnu’ her ne kadar büyük başarılara sebep olsa da yıpratıcı bir roldü. İnsanlarımız rolle gerçeği karıştırdıkları için onu amcasının karısıyla ilişkiye giren adam olarak haddinden fazla yordular. Genç yaşta birinin bunları göğüsleyebilmesi kolay değil. Türkiye’de işle gerçek karıştırılıyor ve oyuncuya saygısızlık yapılıyor çoğu zaman. Ama o işi ve duruşuyla tüm bunlara gerekli cevabı verdi. Ve karşılığını da alıyor diye düşünüyorum.

* Peki baklavalarını nasıl buldunuz?

- Ben Güllüoğlu tercih ediyorum. Kıvanç’ınkileri almayayım.

* O kadar kısa süre içinde bu hale gelmesini takdir etmiyor musunuz?

- Oyuncu için motivasyon çok önemli. Önünüze bir hedef koyunca yapıyorsunuz. Ben mesela ‘Yandım Ali’ye hazırlandığım dönemden biliyorum. O adamın iyi dövüşmesi gerekiyordu. O dönem derslere ve sıkı spora başladım. Bu mesleği seven insan gerektiğinde baklava da yapar, çok kilo alıp şişman da olur.

ÇİÇEKLERİMLE İLGİLENMEME HERKES ŞAŞIRIYOR

* Siz hiç kilo almadınız ama?

- Düzenli spor yapıyorum. Damak tadına çok düşkün biri olarak kendimi frenlemeyi de öğrendim. Her istediğimi yiyorum ama az yiyorum. Baklava kaslara sahip değilim tabii. Bu ancak öyle bir karakteri oynayacak olursam olur. Yoksa ne gerek var. Belki de bundan sonra kilolu birini oynayacağım, kim bilir...

* Boş vaktiniz çok bu aralar. Gün nasıl bir rutinde akıyor?

- Çalışırken ailemle geçiremediğim zamanları şimdi telafi etmeye çalıyorum. Ankara’ya daha çok gidiyorum.
Bende gececi bir durum da var. Severim geceleri. Sabah kalkar kalkmaz anfiyi açarım. Müziğimi koyarım. Arkasından gazeteler, kahvaltı, spor ve onun getirdikleri… Ha bir de çiçeklerimle ilgilenirim.

* Siz ve çiçek?

- Bak şaşırdın. O benim doğalım. Çiçeksiz yaşayamam. Ama evet, arkadaşlarım da çok şaşırıyor.

* Hayvan da besliyor musunuz?

- Yok. Küçükken Ankara’da köyde hem kedi hem köpek vardı, daha sonra bir köpeğimi traktör çiğnedi, çok üzüldüm.

AŞIK DEĞİLİM

* Ayaklarınız yere çok mu sağlam basıyor?

- Ayaklar hâlâ 46, iyi basıyor doğal olarak. Çılgın olmayı öğrenmeyi, dalgalı sularda yüzmeyi de istemiyor değilim açıkçası ama pek beceremiyorum. Yetiştirilme tarzımdan. Ankaralı olmaktan ötürü bizim sıkı tutanaklarımız var. Etrafımda görünmez bir kafes var sanki. Fakat mesleğim gereği kafesi ve kafayı kırmam gerektiğinin farkındayım. Zaman zaman kırıyorum, kırdığım için de mutlu oluyorum ama bazen de çok mu rahattım acaba diye kendimi eleştiriyorum. Yani hiçbir zaman kendimi tam da bırakamıyorum.

* Bir kadın için yaptığınız en çılgınca şey, en baş döndürücü sürpriz neydi?

- Valla çok baş döndürücü sürprizlere ihtiyacım olmadı diyeceğim. Çok klişe ve küstah bir cevap olacak.

* Ben zaten yeterince baş döndürüyorum mu diyorsunuz...

- Yok yok. Her zaman yeterli olmuyor o. Bir süre sonra alışılıyor ona. Ne diyeyim. Bunlar özel.

* Bir zamandır sizi Özge Akbulut ile birlikte görüyoruz. Aşık mısınız? Ruh haliniz nasıl?

- Aşık mıyım? Değilim... Ruh durumum iyi, sakin, huzurlu.

* Buldunuz mu hayatınızın kadınını?

- Şu an mutlu olduğum, keyif aldığım bir ilişkim var.


Kaynak:
Hürriyet Pazar / Sibel Arna

Bunlarda ilginizi çekebilir: