KUZEY GÜNEY'İN CEMRE'Sİ ELEŞTİRİLERE CEVAP VERDİ!

'Güzel Şeyler Bizim Tarafta'daki Ayşe rolüyle izleyeni hayran bırakan Öykü Karayel sezon başından beri Kuzey Güney'in Cemre'si olarak ekranda. Genç oyuncuyla kaseti başa sardık...

Magazin

KUZEY GÜNEY'İN CEMRE'Sİ ELEŞTİRİLERE CEVAP VERDİ! Geçen sene Krek’in, Berkun Oya imzalı ‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’dan çıkan hemen herkes, oyunun etkisini üzerinden attıktan sonra şu soruda buluşuyordu: “O kız kimdi ya?” Ufak tefek, ince sesli, mavi gözlü; son sahneye kadar başındaki örtüsü, ürkek oturuşu ama ne dediğini, ne istediğini tam bilen net cümleleriyle oyunun Ayşe’sinin kim olduğuydu merak edilen. Öykü Karayel ismi öyle girdi belleklere ilkin... Sonrası senenin bol konuşulan televizyon dizilerinden biriyle oldu; Kuzey Güney’in Cemre’si, mahallenin genç kızıydı artık. Ve haliyle artık çok daha fazla insanın tanıyıp bildiği bir oyuncu...

Konuşmaktan, kendisini anlatmaktan pek hazzeden birisi olmadığını duyup biliyordum; yine de ondan dinlemek istedim Ayşe’den Cemre’ye geçen bir yılda olan biteni...

Kimdir Öykü Karayel, neden oyuncu olmuştur?
1990, İstanbul doğumluyum. Çemberlitaş Kız Lisesi’ne gittim. Kenter Tiyatrosu, ben lise sondayken Akademi Kenter’i açmıştı. Bir sene oraya gittim. Hep tiyatro istiyordum. Dayım tiyatroyla uğraşıyordu; ikizim Ezgi ile onun provalarına, oyunlarına gidiyorduk. Çok eğlenceli geliyordu. Lise zamanında artık “Başka bir şey istemiyorum” dedim. Kardeşimle okul döneminde tiyatrolarda oynadık ama o tasarım okumayı seçti. Annemle babam, çok da emin olmayabileceğim tedirginliğiyle, “Tiyatro iyi güzel ama başka şeylere de bir bak bakalım” diyordu ama sonra anladılar kararlı olduğumu...

Ve İstanbul Üniversitesi’nin konservatuvarına girdin...
Akademi Kenter’de okumamın da etkisiyle hep İstanbul Üniversitesi istedim. Orayı kazanmak benim için dört sene önce çok çok büyük bir şeydi.

Krek’ten ne zaman haberdar oldun?
Bartu (Küçükçağlayan) bizim mezunlardan; ‘Bayrak’ oyunu vardı o dönem ve Berkun (Oya) ile çalışıyordu. Bartu okuldakilere haber verdi. Ben de gittim ve kabul edildim.

‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’ geçen seneden beri dilden dile dolaşıyor. Metni okuduğunda sen nasıl bulmuştun ilk?
Hayatımda umarım en az bunun kadar güzel roller gelir. Aslında umutsuzum; Ayşe’yi, oyunu düşününce... “Nasıl olur” diyorum, “Başka ne oynayacağım ki ben bunu oynadıktan sonra?” O öyle bir rol...

Ayşe’de o kadar gerçeksin ki, o kız gerçekten evinden, mahallesinden çıkıp da sahnedeki o koltuğa oturmuş gibi. Nasıl çıktı Ayşe?
Benim için tamamen provalarda oluyor. “Gözlem yaptınız mı?” diye soruyorlar, “Yok, gözlem yapmadım” deyince de kötü algılıyorlar ama... Öyle bir şey değil. Zaten oynadığım rol sizin, benim gibi... Ayrı bir gözleme gerek yoktu. Sürekli gördüğüm insanlardan biriydi Ayşe. Metnin yazılma şekli çok etkiliyor. Bazı metinlerde, bir cümleye - okulda yapıyordum bunu - günlük hayata nasıl yaklaştırabilirim, ben nasıl söylerdim normalde, diye bakarım. Ama Berkun’un oyunlarında virgülün yerini değiştiremiyorsunuz zaten olabileceğinin en mükemmel halinde yazılmış. Unuttuğum bir kelime olduğu zaman içim acıyor.

20 yaşında bir genç kız, okuldan yeni mezun olmuş. Bir oyunda oynuyor ve bir anda oyun gören bir dolu insan “Kim bu kız?” diye sormaya başlıyor. Nasıl geçti o dönem senin için?
Bunda metnin çok fazla etkisi olduğunu düşünüyorum ama ben de Ayşe’yi oynamayı çok sevdiğim için ben de beceriyordum. İyi hissediyordum kendimi.

Bir sürü insanın bir anda senden bahsetmeye başlaması egoyu büyüten, başa çıkması zor bir şey değil mi?
Bende tam tersi oldu. Ben daha çok kapandım... “Yapıp yapabileceğim şey bu mu, buraya kadar mı?” oldum. Hâlâ öyle hissediyorum.

Oyunun meselesinin sendeki karşılığı nasıl? ‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’, hiç de büyük cümleler kurmadan Türkiye’de insanların arasındaki ayrışmaya dair bir şeyler söylüyor...
Birbirini anlamayan, dinlemeyen insanlar üzerine yazılmış bir oyun bu. Bunu sadece nasıl daha net gösterebiliriz diye; bu kız buralardan gelmiş bir kız, bu adam da İstanbul’un bilmem neresinden gelmiş bir adam diyebiliriz hissiyle yazdığını düşünüyorum. Yoksa türbanı, müslümanlığı irdeleyen bir oyun değil. Tamamen iletişim kuramamanın derdinden çıkmış bir oyun.

Oyun duyuldukça dizi teklifleri almaya başladığını duymuştum. İstemediğini de... Ne oldu da Kuzey Güney’i kabul ettin?
O dönemde çok istemiyordum, televizyon başka bir şey... Biraz ışık saçan biri olman gerekiyor ki herkes seni beğensin ve izlesin. Tiyatroda çok iyi olan bazı oyuncuları televizyonda görüp “Eee?” dediğin zamanlar oluyor. Ondan korkuyordum, beceremeyeceğimi düşünüyordum kamera karşısında. Ama bir yerden başlamam gerekiyordu. Ve Ay Yapım bunun için en doğru yerdi.

Senaryoyu nasıl bulmuştun?
Şöyle bir durum oluşmuştu bu işin tanıtımı yapılırken: Kıvanç Tatlıtuğ’un ve Buğra Gülsoy’un âşık olacağı kız... Benim gibi minyon bir kız için de öyle çok iç açıcı gözükmüyor bu (gülüyor). Aslında bu kesinlikle tiple ilgili bir şey değil ama onu başarmak için hakikaten öyle durmam gerekiyordu. Ben de yavaş yavaş bunu başarıyorum. Ben biraz geç ısınıyorum, ancak 10’uncu bölümde falan geldi o hal bana.

Cemre’yi nasıl oturttun kafanda?
Bayağı zordu benim için, mahalleli bir kız... Mesela Ayşe bana daha yakın bir karakterdi galiba, biraz daha dinleyen, duran bir kız o. Cemre’yi şimdi anlıyoruz ama başlarda mahalleli bir kızdı. Hastalıklı halleri vardı. Zorlandım başlarda. Oyunda, oynadığınız şeyin zamanla oturma durumu söz konusu. Dizide onu bir anda yapmanız lazım. Alışamadığım kısmı buydu, başlarda. Ama insanlar bekliyor orada, benim de yapmam lazım. Başlarda o yüzden öyle problemler oldu. İzleyici de çok iyi anladı bunu. Dediğim gibi geç ısınıyorum. Şu anda bayağı ısındım. Cemre’ye de artık hak vermeye başladığım için daha da içine girebiliyorum.

Anneni oynayan Zerrin Tekindor’la çok iyi paslaştığınızı düşünüyorum.
Zamanla, paslaştıkça o ilişki yansıyor. Samimi bir şey görünce insanlar da beğeniyor. O anne-kız ilişkisi çok gerçek geliyor tabii ki.

Yapıyoruz öyle şeyler!
‘Kuzey Güney’in son bölümlerinde bütün kadınlar çok fesat, herkes kendi çapında arkadan iş çeviriyor. Kadınların bu şekilde çizilmesi rahatsız etmiyor mu?
Hepimiz öyleyiz aslında, yapıyoruz öyle şeyler sonuçta... Bana o kadar sert gelmiyor.

Kendi eleştirim daha ağır
Bir sene önce normal bir hayatın varken tanınır oluyorsun, birkaç ay sonra da “Bu kız yeteri kadar güzel değil” deniyor magazin eklerinde...
Zaten ben en ağır eleştirileri kendime yapabiliyorum. İnsanların eleştirilerini tabii ki önemsiyorum ama onlar, benim kendimi eleştirdiğim kadar kötü gelmiyor. Bu işin doğasında var, insanlar eleştirecek...

TAVSİYE
Bir arkadaşına şu anda ‘Muhakkak gör/izle/dinle/ oku/git’ diyecek olsan:
Hangi film? Bir Zamanlar Anadolu’da.
Hangi oyun? Krek’in bütün oyunları.
Hangi kitap? Kürk Mantolo Madonna – Sabahattin Ali. Hangi mekân? Galata Kulesi’nin dibindeki çay bahçesi.

KAYNAK: RADİKAL
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: