PEKİN

Magazin

PEKİN TARİHÇE

Çin uygarlığı Sarı nehrin oluşturduğu büyük balçık ovasında doğdu. Çinli çiftçileri erken çağlarda batı yaylasına çeken bu bereketli topraklardı. Ancak iklimin giderek kuraklaşması, köylülerin bu topraklara yerleşmesini sınırladı. Her ne kadar ülke doğal koşullar açısından çeşitlilik gösterse de ülkenin birliği, tarımsal yaşama bağlı bir toplumsal düzen sayesinde sağlandı.

Eski Çin tarihçileri tarihlerinin başlangıcını çok eski çağlarda egemen oldukları öne sürülen hükümdarlara değin götürürler, bu hükümdarları birçok yeni teknik ve kurumu yaratan bilge kişiler olarak gösterirlerdi. Fuşi kehaneti, Şınnong tarımı, Huangdi tekniği, Yao ve Şun hükümet yönetimini icad etmişlerdi. Konfuçiusçulara göre adı anılmaya değer ilk krallar üçü de bilgelik örneği olan Yao, Şun ve Yü'dür.


İ.Ö. 221'den başlayarak en doğudaki ülke Çin'in Çin Beyi tarafından fethedilmesiyle Çin'in derebeylik sistemi çözülmeye yüz tuttu. Çin Beyi kendini birinci imparator ilan etti (Şi Huangdi). İmparatorluğun başkenti Şaanşi'de, Şi'an yakınındaki Şienyang oldu.

Şiongnular'ın sızmalarının durdurmak için imparator kuzey-batı sınırına kadar uzanan ve 2000 km'yi aşan Çin Seddi'nin yapılmasını emretti. (Çin seddi kuzey devletleri tarafından bölüm bölüm inşa ettirilen dev bir yaoıdır. Yüzyıllar boyu ülkenin kuzey sınırını meydana getiren Çin Seddi, Bohai körfezinden başlıyor, Huang Hı nehrine ulaşıyor ve Lancou'ya kadar nehri izledikten sonra, Gobi çölünün güney kıyısından batı yönüne dönmektedir.)

Bu dönemde bütün derebeylikler ortadan kaldırılmış, bütün yerel beyliklere son verilmiş, soylular sınıfı parçalanmış ve hiçbir hanedan değişikliğinden etkilenmeyecek merkeziyetçi bürokratik bir hükümet sistemi kurulmuştur.

Uzun bir süre ülkeyi etkisine alan bu yönetim zamanla değişikliklere maruz kaldı. Özellikle 1840 yıllarında Londra'nın misillemesi, köylülerin yoksulluğu bir iç bunalımı hazırladı ve Avrupalıların yayılması hasadın da kötü olmasıyla birlikte çabuklaştı.

1934-35 yıllarında ise Guomindang'ın milliyetçi kuvvetlerinin saldırısına uğrayan komünistlerin 'uzun yürüyüş'leri başladı. Guomindang'ın sol kanadı japon tehlikesine karşı komünistlerle bir ulusal uzlaşma istiyordu.

1 Ekim 1949'da Mao Zidong, Komünist partisinin iktidara geldiğini ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulduğunu Pekin'de ilan etti. Yeni rejimi yalnız sosyalist ülkeler, İngiltere ve İskandinav hükümetleri tanıdı. Böylece ilk temizlik, Mançuya'yı yöneten Gao Gang ve Şandong'u, Ciangsu'yu, Anhuei'yi, Ciciang'ı ve Fucien'i denetleyen Jao Juşi, yönetimden uzaklaştırılmasıyla gerçekleşti.

1966 yılı ise Çin'de kültür devrimi yılı olarak bilinmektedir. Devrimi görmemiş olan genç kuşakları yetştirme kampanyası yapıldı. Partinin içinde bir fırtına beklentisi vardı. Bir tarafta öğretiye bağlı kalmaktan yana olan Mao Zıdong, onun en sadık yoldaşı olarak bilinen Lın Biao ve Çın Boda bulunurken, karşı tarafta kimi üniversiteliler, başta belediye başkanı olan Pıng Cın olamk üzere Pekin belediyesi ve en önemlisi de devlet başkanı Liu Şaoçi ile ona bağlı olan devlet adamlarıydı.
En sonunda, partinin Merkez komitesi, Kültür devriminin 16 ilkesini kabul etti.

9 Eylül 1976 yılında Mao öldü. 1983'te Ulusal halk meclisi Li Şiennien'i cumhurbaşkanlığına seçti. 1989'da Mihai Gorbaçov'un Pekin'i ziyaret etmesiyle, Çin-Rus ilişkileri düzeldi. Aynı ay içinde öğrenciler ve halk rejimin liberalleşmesi için ayaklandı.

Olaylar üzerine Pekin'de sıkı yönetim ilan edildi. Ordu öğrencilerin muhalefetini ancak kan dökerek bastırabildi. Cao Ziyang görevden alınarak yerine Jiang Zemin getirildi. Binlerce kişi tutuklandı, birçok kişi idam edildi. 1990'da sıkıyönetim kaldırıldı.

Felsefe: Çin düşünce tarihini üç akım belirler: yönetme sanatına esin kaynağı olan bir toplumsal ilişkiler kaynağı önerek konfuçiusçuluk; insansal ile tanrısalın birbirinden ayrılmadığı evrensel düzeni açıklamaya çalışan taoculuk; Çin'e İ.S. I. Yy.'da giren, çin düşüncesine metafizik ve dinsel bir boyut kazandıran, çinlileşirken de büyük değişikliklere uğrayan buddhacılık. Bu akımlardan her biri, öteki ikisini dışta bırakmak şöyle dursun, onlardan özgün öğeler almış ve öğretisini ya da öğretisinin etkinliğini zenginleştirmiştir.

Seçmecilik ve etkili olma kaygısı, Çin düşünce ve uygarlığının özgül yanlarını açığa vuran başlıca özelliklerdir. Pratik bir deneyimi dile getiren simgeler bakımından zengin olan Çince, soyut düşüncelerin açıklanmasına elverişli değildir. Tıpkı bunun gibi, bir bilgeliğin etkileyici değeri de, onun öğreti olarak dile getirilişinden çok daha üstündür.

Çin düşüncesine göre, insan ile doğa, birbirinin kökçe karşıtı değildir; her ikisi de aynı evrensel düzenden kaynaklanır ve insan, bu düzenin gerçekleşmesine etkin olarak katkıda bulunmalıdır. Söz konusu düşünürler daha çok, bu evrensel düzenin (dao) uyumunu korumaya yönelirler. Dao, hem düzen hem de ritimdir ve evrendeki tüm çevrimsel hareketin ilkeleri olan yin ile yang'ın sırayla ortaya çıkmasıyla gerçekleşir.

Konfuçiusçuluk: Konfuçius, daha İ.Ö. V. yy.'da, aile ilişkilerinde uyumu örnek alan bir yönetim ahlakını savunarak, siyasal sorunlara yöneldi.

Konfuçiusçuluk dar anlamda bir felsefe olmaktan çok, dünyayı bir görüş tarzıdır. Örneğin, bir devlette düzeni egemen kılmayı bilen insanın nasıl yetiştirileceği sorununa çözümler getirir. Böylece, erdem en önemli konu olur.

Çünkü başkalrını yönetmek demek, önce kendini yönetmek demektir; erdem de, erdemli insan olmak isteyen insanın her zaman daha çok geliştirmesi gereken bir iç nitelikler bütünlüğüdür. Öyleyse, her şey eğitime ve Konfuçius'un çok sayıdaki özdeyişlerinden biri olan şu sözlerine bağlıdır: 'Kendinize ne yapılmasını istiyorsanız, başkalarına da onu yapın.'

Taoculuk: Taoculuk, hem bir felsefe okulu hem de bir dindir. Bazı yazarlar, Daodıcing yazarı Laozi'nini, Konfuçius'un çağdaşı olduğunu ve onunla görüştüğünü ileri sürer. Dao aslında, çince anlamıyla, bir 'yolu' yani, evreni doğuran kozmik bir ilkeyi belirtir. Taoculuk, bir başka Çinli filozof olan Cuangzi tarafından yeniden tanımlandı.

Cuangzi, insan bilgeliklerinin, göreli oldukları için değer taşımadıklarını söyler ve insanların mutluluk özlemlerinin de, onların doğal yeteneklerine göre sınıflandırılması gerektiğini ileri sürer.
Taoculuk, ruhun ölümsüzlüğünü de kabul eder.

Çin'in sahip olduğu çok çeşitli geniş nüfus onu dini inançlar bakımından da çeşitlendirmiştir. Hakim olan 5 ana inanca göre; Konfüçyizm, Budizm, Taoism, İslam, Katoliklik ve diğer Hristiyan inançlar sayılabilir. Ayrıca Çin'de 6, 8 ve 10 numaralarının uğurlu olduğuna inanılmaktadır. Ancak 4 ve7 numaraları hiç sevilmez.


YİYECEK & İÇECEK


Çin Çayı

Çin'e gidenler yıllardır söyler durur: 'Çin'de Çin yemeği yenilmez'. Aslında Çin yemeği, Batı ülkelerinde, o ülkelerin damak tadına adapte edildiği için güzelmiş, Çinde susam yağı kullanıldığı için ağırmış ve kokarmış... Hepsi yalan. Yemekler olağanüstü güzel. Susam yağı ise bildiğimiz bitkisel yağlara sadece bir damla karıştırılıyormuş.

Ancak bilindiği üzere, Çin'de çayın apayrı bir anlamı vardır. Batılılar çayı daha çok susuzluklarını gidermek için tüketmekte. Oysa Çin ve Japonya'da çay Budist inancın bir uzantısı. Çay bundan beş bin yıl önce ilk kez Çin'de içilmiş. Çin çayı, 2.75 mt'ye kadar uzayabilen bir çeşit. Soğuk kış koşullarına dayanıklı olup ekonomik olarak en azından 100 yıl kadar verim vermekte. Darjeeling ve Sri Lanka enlemlerinde yetiştiriliyor. İkinci sürümdeki yaprakları gerçekten nefis bir tat ve içime sahip. Zaten Çinliler iki bin yıldır da çay üzerine yazıp çizmekte. Bunların bir kısmı elbette çayın yetiştirilmesi, türleri, hazırlanması üzerine teknik bilgileri içeren yazılar. Ama bence daha etkilisi, Çinlilerin çaya yükledikleri mistik anlamları içeren yazılar.

5000 yıllık bir mutfak olan Çin mutfağının özellikle son zamanlarda dünyada olduça popular olduğu bir gerçek. Bu bir tesadüften çok, Çin'in kendine özgü etnik tarzda hazırlanmış, lezzetli ve hoş görünümlü yemeklerinden kaynaklanıyor. Yemeklerde bolca bulunan renk, baharat ve aromada kesinlikle sınır yok.

Sarmısak, acı biber, tarçın, zencefil, soya sosu, susam yağı, turşu, sirke ise en çok kullanılanlardan. Öyleki Çin'de yemekler sadece damak tadına değil, göze ve ruha da hitap ediyor. Kokular ise başlı başına bir macera.

Çin yemeklerinin ana malzemesi pirinç olmakla birlikte, en basit malzemelerden biri soya fasülyesidir. Yemeklerde soya yağı kullanıldığı ve genelde sebze ağırlıklı olduğu için salığa en faydalı mutfaklardan biridir. Çin mutfağında ekmek yoktur, ekmek yerine yemeklere buharda pişmiş pirinç eşlik eder.

Pişirme teknikleri olarak buharda, haşlama ve stir fry'dır. Çin mutfağında kullanılan pişirme teknikleri genellikle iki aşamalıdır. En büyük özelliği yemeklerin çabuk pişirinmesidir.Çok yüksek ateşte ve Wok denilen tavalarda pişirilir. Çin yemekleri genellikle lokma büyüklüğündedir. Yemek çabuk pişirildiği için besin değerleri ölmez ve sebzeler gevrek kalır.

Çin'de kahvaltılar bizim Anadolu kültürüne benzer bir biçimde çorbayla yapılıyor. Çorbanın yanı sıra her zevke hitap edebilecek kadar çok çeşitli omlet ve domuz salamı, kahvaltılık sosis bulmak mümkün olsa da Çin'de peynir yok. Sadece birkaç büyük mağazada özelikle yabancılar için satışa sunulmuş çok pahalı fiyatlarla peynir alabirsiniz. Zaten Çin'de süt de pek yaygın değil.

Tatlı çeşitleri de oldukça fazladır. Tatlılar alışık olduğunuz gibi değil, meyveyle hazırlanmış hafif tatlılar şeklindedir.
Çin'de kolaların tadı çok farklı. İçinde daha çok şeker var. Bildiğimiz markalar bile nedense alıştığımız tadın çok daha ötesindeydi. Ayrıca her ne kadar sıcak bir ülkede olsa, Çinlilerde buz kullanmama alışkanlıkları var. Yemeklerde genellikle pirinç şarabi içilir. Yemeklerden sonra ise yasemin çayi veya yeşil çay içilir. Çayın tarihi ise M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanır.



GÖRMEDEN DÖNMEYİN


Uzak Doğu kültürü her zaman her zaman ilginizi çekmişse, Konfüçyüs'ten, Zhu Xi, Hu Shi'den haberdarsanız, Tao ve Buda hakkında bir fikriniz varsa, Çin tiyatrosu, Çin operası hatta Çin sineması, karşılaştığınız ilk seferde yüreğinizin tellerini ilk seferde oynatmışsa; hayatınızın bir döneminde Mao'yu ilgiyle izlemişseniz, Kızıl Kitap'ı, Uzun Yürüyüş'ü, 4'lü Çete'yi biliyorsanız, Tianan Men Meydanı'nı, Yasak Şehir'i, Yaz Sarayı'nı, Cennet Tapınağı'nı merak ediyorsanız, bu ülkeye seyahat fikriyle elbette büyülenirsiniz.

Pekin'de, insana bir uzak Doğu ülkesinde bulunduğunu hissettiren tek şey, Çin harfleriyle yazılmış tabelalar. Gerçekten Çin'de bulunduğunuzu idrak edebilmeniz için ise Tianan Men Meydanı'nda birkaç saat geçirmeniz, en azından Yasak Şehir'e, imparatorun Yazlık Sarayı'na, Çin seddine gitmeniz gerekiyor. Tabii Cennet Tapınağı da unutmayin.

Buda Tapınağı'nda Budistlerin ibadet şeklini görün. Çin'de ateistlerin çoğunlukta olduğunu ancak yaşlılar ve emeklilerin Budizmi seçtiklerini öğreneceksiniz. Altın Buda,Yeşim Buda heykellerine tapınan Budistler değişik insan ve inanış manzaraları sergiliyorlar.

Ne zaman gitmeli?
Eğer bir gün Çin'e turist olarak gitmek isterseniz, bunun için vaktinizi ve paranızı ayırırsanız, lütfen öncelikle bahar aylarını tercih ediniz. O güzelim Dünya harikası Çin Seddi'ne kaçar gibi teleferikle değil, adım adım basamak basamak yürüyerek çıkın, dağlar boyunca süren altı bin kilometrelik bu duvarı doya doya seyredin. Hun saldırılarından korunmak amacıyla yapılmış olan bu tarihi efsaneyi içinize sindirin.

Yazının ileriki bölümlerinde okuyacağanız dünyanın sekizinci harikası olmaya aday Terra Cotta Askeri Müzesi'ni titremeden, donma tehlikesi geçirmeden gezin, yaşayın ve sevdiklerinize anlatmak için adeta bir okul gibi, bir ders gibi öğrenin. Yanınızda mutlaka yiyecek götürün. Öğlen ve akşam yemeklerinde hiçbir şekilde ekmek bulma şansınız olmadığından ekmek sorununuzu çözün.

Tuzlu yemek isterseniz yanınızda tuz taşıyın. İngilizce bilmeyen veya bilse bile Çince dışında konuşmayan Çinlilere derdinizi anlatamazsınız. Kendi hazırlığınızı kendiniz yapın. Paranızı uçaktan iner inmez Yuana çevirin ve dönüşte havaalanında alışveriş yapma imkanınız olmayacağı için son kuruşunuza (Yuan!) kadar harcayın veya uçağa binmeden önce dolara çevirin. Aksi takdirde elinizde Yuanlarla dönmek zorunda kalırsınız.

Başkentte Yaşam: Pekin; 4 bin yıllık gizemli bir tarihin 6 asırlık başkenti.. Ama uzun, yeşil ağaçlarla çevrili bir yoldan kent merkezine yolculuk yapınca, Batı ülkelerinden aşina olduğumuz Çin mahalleri yerine, Amerikan mimarisine uygun gökdelenlerle buluştugunuzda biraz şaşırabilirsiniz. Gerçektende Pekin tam bir kapitalist ülke kenti havasında.

Üzerinde son model Mercedes'lerin, Audi'lerin, Volkwagen'ların vızır vızır aktığı caddeler, 5 yıldızlı otellerin ve isimlerini ezbere bildiğimiz uluslar arası büyük şirketlerin tabelalarını taşıyan devasa gökdelenler, modern giysileriyle kaldırımlarda yürüyen sevimli insanlar, tertemiz, üzerinde bir öp bile bulunmayan kaldırımlar...

O meşhur bisikletler bile neredeyse tek tük görünüyordu. Gerçi son yıllarda Pekin'e, özellikle Şanghay'a gidenlerin dilinden düşmeyen bir öyküydü Çin'deki akıl almaz gelişme. Ne varki, insan gözüyle görmedikçe hayalinde canlandıramıyor.

Eski şehrin yerinde yeller esiyor. Tek katlı, klasik binaların yerine Pekinliler artık, büyük apartmanlarda, banyolu duşlu evlerde yaşıyorlar.

Yasak Şehir: Yasak Şehir'e giderken yolda görebilieceğiniz manzaralar çok ilginç olabilir; sokakta traş olanlar, sabahın erken saatlerinde meditasyon yapan insanlar... Ucuz olduğu için sokak berberlerinin tercih edildiğini ve ellerinde büyük bir top tutuyormuş izlenimini veren, dans ile spor arasındaki meditasyonu yapanların ise çoğu yaşlı. Pekin'in merkezinde bulunan Yasak Şehir Gu Gong adıyla bilinir. Ming ve Quing hanedanları zamanında imparatorluk sarayı olarak kulanılmaktaydı. Şimdilerde ise 74 hektarlık alanda dünyanın en büyük sarayı olma özelliğine sahip bir müze olarak hizmet vermektedir. 2 kısma ayrılmıştır. Kraliyet ailesinin rengi olan sarı buranın ana rengi olmuştur. Şuanda hem yurtiçinden hem de yurtdışından binlerce misafir ağırlamanın haklı gururunu yaşamaktadır diyebiliriz.

Qin Terra Cotta Müzesi: 1974'te yapılan bir dizi kazı çalışması sonucu ortay çıkarılan arkeolojik bulgulara göre burada binlerce atlı savaşçının yaşadığı ortaya çıkartılmıştır. Tüm eserler bu müzede ziyaretçilerin ilgisine sunulmuştur.


Mogao Mağaraları: Dunhuang'daki Gobi çölünde bulunan mağaralarda Budizme el sanatlarına ait duvar resimleri ve heykellere rastlamaktayız. Mt. Huangshan: Anhui'nin güneyinde 72 adet tepenin bulunduğu alan ulusal park olarak dizayn edilmiş ve UNESCO tarafından da resmen ilan edilmiştir.

Batı Gölü: Hangzou'nun batısında bulunan bu doğa harikası gölde Çin'in en çarpıcı manzaralarını yakalamanız mümkün. Hatta ünlü şair Su Shi2nin de şiirlerine konu olmuştur. Burası gerçekten Tanrı'nın dünyaya armağan ettiği bir cennet niteliği taşımaktadır.

Çin'de Sağlık: Genel olarak hijyene pek önem verilmemesi, stresli bir hayat tarzı ve normalin üstünde bir kalabalık sağlık problemlerinin en önemli nedenleri olarak gösterilebilir. Eğer Çin'de hasta olursanız, bütün büyük şehirlerde uluslar arası standartlara uygun modern klinikler bulabilirsiniz. Daha küçük yerlerde ise size yararlı olabilecek öneriler ya da doktor adresleri sunabilecek eczaneler bulunmakta.

Bu doktorlar, Çin'in geleneksel yöntemiyle ya da alışık olduğunuz Batı tarzında sizi tedavi etmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Ama bizim size önerimiz; eğer Çince bilmiyorsanız, yanınızda derdinizi Çince anlatabilmenize yarayacak bir tercüme kitabı bulundurmanız.
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: