ŞAHNAZ ÇAKIRALP'LE KEYİFLİ SOHBET

AYşe arman'ın oyuncu şahnaz çakıralp'le yaptığı keyifli sohbet

Magazin

ŞAHNAZ ÇAKIRALP'LE KEYİFLİ SOHBET Ben onu yıllar evvel 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar' filmiyle tanıdım. Ve çarpıldım. Farklı, duru bir güzellik. Abartısız, doğal bir oyunculuk.

Daha sonra bir sürü değişik rolle çıktı karşımıza, hep beğendiğim bir oyuncu ve merak ettiğim bir kadın oldu. Ve sonra Ercan Arıklı’nın sevgilisi oldu. 'Evleniyorlarmış!' dedikodusu çıktı ama müjdeli haberi alamadık, zaten akabinde de Ercan Bey vefat etti. Şahnaz Çakıralp ise bu konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı. Muzaffer Kuşhan’ın kampında bir de ne göreyim... Şahnaz Çakıralp! Meğer müdavimlerdenmiş, geçen sene tam 9 kilo vermiş. Hálá gelip gidiyor, 3 artı 4 formülünü uyguluyor. 3 gün çekimde, 4 gün kampta. Alman Lisesi ve Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu Çakıralp’ın babası avukat, annesi iş kadını, abisi diplomat.

*Şişmanlık sizin için ne ifade ediyor?

- Kendi adıma şunu söyleyebilirim: Ben hiçbir zaman şişman olmadım.

*Hadi canım. Ben sizi bayağı bayağı şişman hatırlıyorum!

- Ama o senin algın. Ben kendimi hiç öyle görmedim, değerlendirmedim. Biliyorsun herkesin şişmanlık algısı başka. Sana şişman gelen, bana gelmeyebilir. Bir ara kiloluydum, inkar etmiyorum ama şişman... Asla! İnsan, düzensiz beslenmeden, duygusal boşluktan ve daha bir sürü sebepten kilo alabilir. Ben de düzensiz yemek yemekten kilo aldım, ama hiç karalar bağlamadım, depresyona, bunalıma girmedim.

*Ne mutlu size. Kilo almak, bazı kadınların korkulu rüyasıdır. Benim için öyle mesela.

- Benim öyle dertlerim yok. Ben hep balık etiydim. Öyle tahta gibi bir kadın olmadım, istemem de. Her zaman 5 kilo oynar, alırım, veririm. Ama bir dönem, ekstradan bir 5 kilo daha aldım. Sonra üzerine bir 3 daha. Birdenbire oldu her şey, iki ay içinde. Neyse ki, kendimle hep barışığım, o yüzden aynada fark etmedim.

*İnsan aynaya bakınca o 8 kiloyu nasıl fark etmez?

- Gerçekten etmedim. Menajerim, babam ve arkadaşlarım 'Şahnaz kilo aldın, dikkat et!' diyorlardı. Ama ben aynaya baktığımda 'Evet zayıf değilim, ama öyle çok kilolu da değilim' diyordum. Algı böyle bir şey işte. Sen kendini güzel hissediyorsan güzelsindir. Bitmiştir.

*Güzellik sizin için ne ifade ediyor?

- Hah, geldik meselenin özüne. Ben hiçbir zaman güzelliği, hayatımın orta yerine koymadım. Karakter, kişilik, yetenek bunlar hep daha önemli oldu benim için. Bana hayatım boyunca güzel olduğum söylendi. Çocukluğumdan beri hep şu lafı duyarım: 'Ne kadar güzelsin! Ne kadar güzel gözlerin var!' Ortaokulda da, lisede de, üniversite de bu böyle oldu. Eve gelip aynaya bakardım, öyle çok aman aman bir şey görmezdim. İlk kez 21 yaşındayken güzelliğimin farkına vardım. Bir gece evden çıkmak için hazırlanıyordum, aynaya baktım, 'Evet ya' dedim, 'Ben hiç de fena değilmişim.' Yine de güzellik benim için bir ölçü değil, insanların beni dış görünüşüme göre değerlendirmelerini istemem, ben de kimseyi böyle değerlendirmem.

*0-8 yaş arası nasıl bir çocuktunuz?

- Güzel ve çok zayıf. Kurşunkalem gibi. Arkamdan tabakla koştururmuş annem, yemek filan yemezmişim. 12 yaşından sonra annemin istediği gibi bir çocuk olmuşum. Ondan sonra da hep balık etiydim.

*Peki benim sizi şişman, sizin kendinizi kilolu gördüğünüz o zaman... Nereden geldi o 8 kilo birdenbire?

- Festival zamanıydı. Altın Portakal’a gitmiştik, sonra Antalya’da biraz daha kaldım, İstanbul’a dönünce bir baktım 5 kilo fazlam var. Ben her sabah tartıya çıkıp 'Hmmmm 100 gram almışım' diyen bir tip değilim. Daha evvel uyanamamışım ama, demek ki kaçırmışım yemenin ucunu. Söylüyorum işte, düzensiz beslenme. En yakın arkadaşım Merve mesela, sabah 7’de kahvaltı eder, öğlen 12, en geç 1’de yemek yer, akşam da 7’de. Benim yediğimin herhalde 2-3 katını yer, ama hep düzenli beslenir ve ipincedir. Biz sabahlara kadar çekim yapıyoruz, yemek saatimiz belli değil. Bir de şu var: 1.5 yıl boyunca sabit bir kiloda kalıyorsunuz, 'Çok tatlı yiyorum, pizza yiyorum ama bak kilomu koruyorum' diyorsunuz. O yediğiniz pizzalar, tatlılar bir anda ortaya çıkıyor. Öyle de olmuş olabilir. Bir doktor bana bu şekilde açıklamıştı.

*Kilo alabilme kapasitenize şaşırdınız mı?

- Yok canım, ama insanların kiloma bu kadar takmasına şaşırdım. Bir de itiraf edeyim, şu durumu sevimsiz ve tatsız buluyorum: Biriyle karşılaşıyorsunuz, daha merhaba bile demedem 'Aaaa çok kilo almışsın!' diyor, ya da 'Aaaaa ne kadar zayıflamışsın!' Ne zamandan beri kilo alıp vermek dünyanın en önemli şeyi oldu? Bir arkadaşınızla kahvede buluşuyorsunuz, yıllarca görüşmemişsiniz, ilk muhabbet bu. Hayat bunun üzerine kurulu değil ki. Yani ne olacak, kilo bu, alırsın verirsin de. Al şimdi 9 kilo verdim.

*Değişen hiçbir şey olmadı mı?

- Yoooook. Çok bir şey değişmedi. Giydiklerim daha çok yakışıyor o kadar.

*Madem bu kadar umurunuzda değil! Niye kilo verdiniz o zaman?

- Çünkü televizyona iş yapan bir oyuncuyum. Televizyon da insanı 7 kilo fazla gösteriyor, bir de fazla kilon varsa yandın. Yoksa inan umurumda olmazdı. Ben 9 kilo fazlayken de aynaya baktığım zaman 'Evet, biraz topluyum ama gayet güzelim' diyordum. Benim kendime güvenim var. Belki de mesele bu. Kendine güvenin varsa, kilo milo seni ilgilendirmiyor. Ama dizi çekimleri var diye mecbur verdim kiloları.

*Peki ne yaptınız zayıflamak için?

- Önce diyetisyen denedim, 4 kilo filan verdim. Ama daha hızlı ve seri bir sonuç istiyordum. Bir arkadaşım 'Kuşhan’a git' dedi. Geçen yılbaşından hemen sonra buraya geldim, bir ayda gitti 9 kilo. 'Zor olacak' dediler, ben zorluk morluk hissetmedim. Ama belki de bu benim yapım. Çünkü bir şeyi yapmaya karar verdiğim zaman, kendimi o şeye tamamen veriyorum, bütünüyle adıyorum. Ben kendimi buraya adamasaydım, sürekli kaçmak isterdim, öyle olmadı. Dahası çok iyi bir arkadaş grubu edindim burada. Kiloları ormanda yürüye yürüye, güle oynaya verdik. Kollektif iş yapmak da hoşuma gider benim, disiplin de itiraz ettiğim bir şey değil. Dediler ki 'Verdiğin kiloların hepsini geri alacaksın!' Hiçbirini almadım.

*Şimdi durum ne?

- Vermek istediğim 4 kilo daha var. Kendime 3 artı 4 diye bir formül icat ettim. 3 gün çekimlerdeyim, geri kalan 4 gün yine buraya geliyorum. Bu ormanda dans ederek, atlayarak, zıplayarak yürüyorum. Kışın da balçıklara bata çıka yürüyordum, hoşuma gidiyordu.

*İlişkileriniz uzun mu sürer?

- Öyle de denilebilir, ama mesela 5 sene süren bir ilişkim olmadı. Evlenmeyi düşündüğüm oldu, bana evlenme de teklif edildi, ama hep direkten döndüm.

*Hazır mı hissetmediniz kendinizi?

- Olmadı işte.

*Kolay aşık olur musunuz?

- Şimdiye kadar iki kere aşık oldum.

*Biri Ercan Bey miydi? Ercan Arıklı yani...

- Evet. Ama daha fazla sorma. Ben özelimi anlatmayı sevmiyorum.

*Peki bu konuda son soru. Evleneceğiniz doğru muydu?

- Güzel bir ilişkimiz vardı. 3 kere evlenme teklif etti. İlk olarak birlikteliğimizin üçüncü ayında 'Daha dur ne oluyoruz, çok erken' dedim. İkincisinde kabul ettim ama bir ayrılıp bir barışıyorduk. Emin değildim. Üçüncüsünde tamam dedim. Sonra da kaybettim onu. Haberi aldığımda diplomat abimin yanında, Belçika’daydım, annemle yürüyüş yapıyorduk. Anneme bir telefon geldi ve elini başına götürdü 'Aman Allah’ım' dedi, böyle öğrendim yani. Ve tuhaftır, o sabah Ercan’la bir türlü kapatamadık telefonu. 'Sen kapat' diyordu bana, ben de ona 'Yok yok sen kapat' diyordum, böyle gitti, sonra uzun bir süre sessiz kaldık karşılıklı. Şimdi düşünüyorum da, bir tür vedalaşma gibiydi, sanki öleceğini hissetmişti. Hızlı giden İETT otobüsleri de aramızda bir espri konusuydu. O kadar çok otobüs şoförlerinden söz ediyordu ki, 'Çok hızlı kullanıyorlar, keşke bir önlem alınabilse' gibi, ben de hep 'Yine mi bu otobüs mevzuu!' diyordum. Şaka gibi böyle bir kazaya kurban gitmesi. İlk önceleri onun vefatını gayet soğukkanlı karşıladım, ama sonra uzun bir süre kendime gelemedim. Allah rahmet eylesin.

Oyunculuk adına neler yapıyorsunuz?

- 'Hatırla Sevgili' bitti, şu anda 'Asi' dizisinde çok matrak, çok eğlenceli bir rol oynuyorum. Pavyondan çıkmış bir kadın. Sevilen, tutulan bir karakter oldu.

İlerisi için neler hayal ediyorsunuz?

- Almancam ve İngilizcem çok çok iyi, oyunculuk kariyerime yurtdışında devam etmek istiyorum. 11 yaşında ailemle birlikte Viyana’da, Yarasa Opereti’ni izlemiştim ve babamın kulağına eğilip, 'Baba göreceksin bir gün ben şu sahnede olacağım' demiştim. İnanmayacaksın ama oldu. Üstelik o sözünü ettiğim İda rolü oldu. Avusturya yapımı bir filmde Karl Markovics’le başrol oynadım ben, Karl’ın oynadığı başka bir film bu yıl yabancı film dalında Oscar ödülü aldı. O filmde çok beğenildiğim için Yarasa Opereti’nin yapımcısı, 'Kim bu kız?' demiş, o şekilde oldu. Ben de tabii ağlamaya başladım, çocukluk hayalim gerçekleşti diye. Şimdi de hayallerim var. Bakalım.
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: