Soner Arıca: Yalnızlığı sevmeye çalışıyorum!

Uzun bir aradan sonra 'Yapboz' adını verdiği single'ı ile hayranlarının karşısına çıkan Soner Arıca samimi açıklamalarda bulundu. İşte başarılı sanatçının GECCE.COM'a verdiği özel röportaj...

Kültür-Sanat

Soner Arıca: Yalnızlığı sevmeye çalışıyorum! Neden albüm yerine single yapmayı tercih ettiniz?

Aslında albüm için çalışıyorum ama önce vokalistim Ferhat köse için stüdyodaydım, bir şarkıyı da beraber söyledik, sonra Barış Manço anısına 'Arkadaşım Eşşek' şarkısının yapımı albümün ertelenmesine sebep oldu, albüme kadar 2 single daha yapmak, yıl sonunda da albümü tamamlama niyetim var..

Sizce Yapboz şarkısı efsane olmuş Soner Arıca şarkıları arasına girer mi?

Tereddütsüz girer diyorum, içerik ve işleniş açısından çok uygun, aslında bazı şarkılarım ilk çıktıkları zaman hemen çok dinlenenler kategorinse giremeseler de biraz zaman geçince çok paylaşılan şarkılar haline gelirler, buna en iyi örneklerden biri 'Neredeydin' şarkımdır... ama 'Yapboz' hemen her dinleyenin ilk adımda olumlu yorumlarını aldı.. Bence tüm repertuarımın ilk sıralarında yer alacak..

Müzik dünyasında bulunduğunuz yerden memnun musunuz?

Aslında dünyada olduğum yerle daha çok ilgileniyorum, çünkü dünya içerisindeki diğer dünyalardaki memnuniyet için bazen benim dışımdaki bileşenler önemli olabiliyor, söz konusu müzikse; genel dinleyici eğilimi ve bu eğilime şekil veren pazarlama anlayışı bazen kimliğiniz ve yapmak istediğiniz şarkılarla uyum içerisinde yürümeyebiliyor.. Sadece kısa dönemlik algılara bakmadan, kendi stilini oluşturabilmiş biri olarak bulunduğum yerden memnunum, müzik yoluyla ilişki kurabildiğim 100 insandan 90’ının onayını aldım, alıyorum çünkü..


55 klip çekerek en fazla klip çeken sanatçı olarak biliniyorsunuz. Bu kadar fazla klip çekmenizin bir nedeni var mı?

Çok özel bir nedeni olup olmadığını bilmiyorum, klipler artık bir şarkının varlığını daha belirleyen çalışmalar, belki o şarkıları desteklediğini düşündüğüm içindir, bir tamamlama hali diyelim, aslında şarkıyı doğru ifade ettiğinde çok keyif alıyorum, belki sinemayı da çok sevdiğim için olabilir..

Müzik yarışmaları hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizden jüri olmanızı isteselerdi bu teklifi kabul eder miydiniz?

İlk başladığı yıllarda ilginç bulmuştum, ama şu aralar ne var, nasıl yapılıyor gerçekten bilmiyorum.. Genel olarak 'Yarışma' kavramına uygun biri değilim, bana çok stresli geliyor her anlamda, bu konuda söyleyeceklerim çok idealist gibi algılanabilir hatta sıkıcı bile gelebilir, o yüzden kısaca benim için zor olurdu diyebiliyorum, mecbursun birine seni beğenmedim demeye, belki iş başa düşünce yapılıyordur.. Gizli oylama yapacaksam olabilirdim.


Son zamanlarda oldukça yaygınlaşan hit şarkıların bir albümde toplandığı Best Of albümleri dinliyoruz. Best of Soner Arıca albümü planlarınız arasında var mı?

Aslında 2012 yılında 'Şarkılar Aşkı Söyler' adında bir albüm yaptım bu içerikte, 1994-2012 yılları arasındaki en önemli slow hit şarkıları yeniden aranje edilerek yaptığım bir albümdü.. Bana göre de en kıymetli çalışmalarımdan biridir, özet gibi adeta.. O albüm çıktığı zaman bir takım yaşamsal sorunlarım oldu, çok üzerinde duramadım.. Yakın zamanda yenilenmiş haliyle dijital platformlarda tekrar yerini alacak..

90’lı şarkılara yoğun bir ilgi var. Bunun nedeni 2000’li yılların şarkılarının yetersizliği olabilir mi?

Aslında tamamen her anlamdaki erişim, tüketim fazlalığı ve hızı doğal olarak duygularımızı da etkiliyor, bu da şarkıya, şiire, filme, romana yansıyor. Beğendiğimiz bir örnek –ki o da tüketimi yormadan yaptıracak olması lazım- benzer şeylerin yapılmasını tetikliyor, doğal olarak çeşitlilik azalıyor, benzer sözel ve melodik yapısı olan dolu şarkıyla iç içeyiz, bir müddet sonra doğalı bu gibi oluyor,ben de böyle şarkılar yaptım zaman zaman..ama duygularımızın beslenmesi için başka içerikte şarkılara ihtiyacı var, gerektiği kadar beslenemiyorlar, ben bunu marketlerde 'organik ürünler' bölümü olmasıyla çok paralel buluyorum, aslında niye öyle bir bölüm olsun ki değil mi?

Sizi yıllarca pop müzikle dinledik. İlk defa rock bir şarkıyla çıktınız sevenlerinizin karşısına nasıl tepkiler aldınız?

Evet şarkının öyle bir tavrı var ki yaparken duygusunu ne kadar sertleştireceğimiz konusunda çok düşündük, cayır cayır yanan bir düzenleme de yapabilirdik, ben de öyle yorumlayabilirdim, niyetimiz 'ne yaptı şimdi böyle?' dedirtmek değil şarkının ruhuna varmak olduğundan doğru sonuca ulaştık bence... Bestecisi ve aranjör Burak Saltan şarkıyı bana gönderdiğinde 'Ben bu şarkıyı taşıyabilirim' dedim. Sessizlik oldu tekrar ettim 'Bu şarkıyı taşıyabilirim, o yüzden yapmak istiyorum' diye... Üstelik başka iki şarkı için çok da yol almıştım, 'Yapboz'u öne aldım.. İnsan kendisini şarkıya bu denli ait hissedince, mutlaka başkalarına da geçiyor bu duygu, buna kayıtsız kalabilen çok az kişi olur, konumuz da onlar değil zaten.

Klibinizi Paris’te çekmenizin özel bir nedeni var mı?

Orada bir klibim olsun çok istiyordum, 2003 yılında Paris’te kaldım, aslında bir ayağım hep orada olsun planlarım da vardı ama kader o yönde izin vermedi, kitap kapağım dışında neredeyse Paris’te çekilmiş tek kare fotoğrafım yok gibiydi.. Tabii ki sadece o şehirde klip olsun da ne olursa olsun diye düşünemezdim, uygun şarkı gerekiyordu. 12 yıl sonra bu şarkıya kısmet oldu. Bana göre şarkıdaki hesaplaşma, insanın yaşadığı yerden daha uzakta bir haykırışı hissettiriyor, şehir zaten her köşesiyle buna çok müsaitti.. Bir anlamda Fatsa’da çekilen 'Yüreğime Ekti Seni' klibinden sonra en kişisel isteğim diyebilirim.


Albüm aralıkları uzadı, bu aralarda farkı bir şeyler mi yaptınız mı?

Müziğin dinlenme mecraları değişince otomatikman albüm araları da açıldı, ama hemen hemen 2 yılda bir albüm yaptım. Tüketim o kadar hızlı ki o güne ait şarkı albümden mi, single mı anlaşılamıyor. 2008'den itibaren arka arkaya 5 sezon 5 farklı oyunla tiyatro sahnesindeydim, provaları, turneleri uzun ve yoğundu, o dönem müzikten uzaklaştım gibi bir algı da oluştu, tiyatro benim özel ve sahne hayatıma çok şey kattı. Çok da sevdim orada olmayı ama müzikle olan ilişkimi tekrar o sıcak haline getirmek için 1 yıldır tiyatro sahnesinde değilim, çok ilginç ya da sempatik bir oyun gelmezse de sanırım bir süre daha olmayacağım.

Ekranlarda çok gözükmüyorsunuz. Bildiğim kadarıyla Nanna restoranda sahne alıyorsunuz. Ekranlarda olmadığınız zamanlarda sahne performansları dışında neler yaptınız?

Ekranlarda çok olmak için bence TV programı yapıyor olmak lazım, onun dışındaki çokluk bence bir süre sonra görüntü kirliliğine dönüşüyor, sürekli müziğin mutfak kısmında da olduğum için zamanımın büyük kısmı müzikle iç içe diyebilirim.. Evet bu sezon Nanna’da 9 yılı geride bırakıyorum.. Gerçekten çok ciddi bir zaman bu, fakat bunda en büyük etkenin sahnede daha ters köşe bir ambians yaratmamıza bağlıyorum, benden genel beklenenin aksine ağırlıklı kısmı eğlenceye dayalı bir repertuaar ve tavırla her Cumartesi o sahnedeyim.. BVS Grubun Anadolu yakasına kazandırdığı bir armağan bence Nanna.. Mekan ve ben bütünleştik. Cuma gecceleri de Yeliz sahne alıyor, onun için de aynı şey geçerli, sanki sahne hayatımız orada başladı ve hep orada devam ediyor gibi, klasikleşmek dediğimiz şey de böyle oluyor.

Vefat eden Ağabeyiniz Erdoğan Arıca da Türk Futbolu’nun önemli isimlerinden biriydi. Onun hakkında neler söylemek isterseniz?

İçimden geçenlerin tümünü söylesem destan olur, özetini yapmaya kalktığımda, hayattaki şanslarım nelermiş diye düşündüğümde ilk sırada duracak isim,ne ilginç ki şanssızlıklarımın ilk sırasında da onu erken kaybetmek var. Varlığını bilmenin gücüne çok ihtiyacım vardı, ama hayat bazen size sert yanlarını gösterebiliyor... Zaten sporseverlerin ve yakından tanıyanların çok onayladığı biriydi.. Benim için kişilik özelliklerinin yarısını bile alsam 'Adamlık' kavramına çok yaklaşacağımı bildiğim, iyi ki bu evrende hayatıma dokundu dediğim çok ama çok farklı örnek bir figürdü.. Bana da aslında zor bir kıyaslama mekanizması miras bıraktı, onun erdemleriyle kıyasladığımda ne yazık ki bir çok insan sınıfta kalıyor.

Belki de Hiç Unutmadım adlı romanınız var. Hayranlarınıza yazarlıkta yeni sürprizler yapacak mısınız?

Mutlaka, sadece bu konuda zamanı doğru kullanamama gibi bir sorunum var, yazmak içimdeki birikintilerden kurtulmanın en iyi yollarından biri, bu birikmiş şeyler illa negatif olmak zorunda değil. Kurtulma kavramı negatif bir şey çağrıştırabilir, bilmiyorum belki bir dönemdir ama söyleyemediğim her şeyin ağırlığı altında ezildiğimi hissettiğim anlar var ve bu çok yorucu. Haklı olmam önemli değil, fakat bir şey fark ettim insanlar sen ruhunu özgürleştirmeyi başardıkça kendi başarısızlıklarından olsa gerek, kelepçelerini şakırdatıyorlar, iç ve oluşturmaya çalıştığım dünyamda, bana uymayan fikir ve tartışmalardan uzak durmak istiyorum, şimdilik yazmak ve müzik yapmak bana bu kaçışı sağlıyor ama bir gün onlar da yetemeyecek gibi geliyor, ve yalnızlığı sevmeye çalışıyorum, çünkü yol oraya doğru gidiyor galiba...

RÖPORTAJ: Linet Yurdakul
[email protected]
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: