TOSUN: ‘DENEYECEĞİM’ DEĞİL ‘OLACAK’ DEDİM!

Almanya’da doğup büyüyen 23 yaşındaki Cansu Tosun’un Türkiye’ye gelirken tek hedefi oyuncu olmaktı. Şansı yaver gitti, önce Yılmaz Erdoğan’ın ekibine katıldı, hemen ardından ilk dizisine başladı. Üstelik ona önerilen başroldü. TRT 1’de yayınlanan “Küçük Hanımefendi” dizisinde Neriman’ı canlandıran Tosun, şimdi hem elde ettiği başarının mutluluğunu yaşıyor, hem de babasına verdiği sözü tutmanın.

Magazin

TOSUN: ‘DENEYECEĞİM’ DEĞİL ‘OLACAK’ DEDİM! “Küçük Hanımefendi”de Neriman’ı canlandırıyorsunuz. Ne olacak Neriman’ın sonu, hep öyle hasta mı kalacak?

Neriman, babasına çok düşkün bir kız. Ve içine kapanık biri. Babası ölünce, üvey annesi onun mirasına konmak için bir oyun oynuyor ve Neriman’ın hasta olduğuna inanmasını sağlıyor. Neriman’ın bu oyundan çıkmasının tek bir yolu var; Ömer’le evlenmesi. Böylece Neriman kendi parasının sahibi olacak, Ömer de mali durumunu düzeltecek. İşlerin nasıl gelişeceğini zamanla göreceğiz...

Almanya’da doğup büyüdünüz değil mi? Nasıl bir çocukluktu sizinki?

Nürnberg doğumluyum, aslen Kayseriliyiz. Fırat adında bir ikizim var. Çok güzel ve sakin bir çocukluğumuz oldu. 5 yaşındayken baleye başladım. Kardeşimle birlikte fotomodellik de yaptık, birçok Alman markasının yüzü olduk. 15 yıl bale, modern dans, jazz dans yaptım. O dönemde sahneye çıkmayı kafama koydum. Eğer sevdiğim işi yapacaksam, ya sahnede ya da kamera önünde olmalıyım diyordum.

Buna rağmen ticaret eğitimi almışsınız...

Evet, Almanya’da ticaret okulunu bitirdim. Sonra da bir firmada çalışmaya başladım. Çok güzel bir maaşım, bir de arabam vardı. Ama çalışırken, istediğim işin bu olmadığını, daha fazla sürdüremeyeceğimi anladım. Ben oyuncu olmak istiyordum...

Dans dışında sahne deneyiminiz var mıydı?

Evet, çeşitli zamanlarda Alman Tiyatrosu’nda sahneye çıkmıştım.

YILMAZ ERDOĞAN “SEN DE KATIL DERSLERE” DEDİ

İstanbul’a gelmeye nasıl karar verdiniz?

Zaman zaman Nürnberg’deki Türk Filmleri Festivali’nde görev alıyordum. O dönemde oyunculuk teklifleri geliyordu ama ailem buna pek sıcak bakmıyordu. Çünkü seçmeler için İstanbul’a gelmem gerekiyordu. Tek bir seçme için buraya gelip gitmem de anlamsızdı. 1,5 sene önce, şu anki menajerim Şebnem Özberk’le tanıştım. “Oyuncu olmayı çok istiyorsan, İstanbul’a gelip eğitim al” dedi ve bana çok inandığını söyledi. Ailemle konuştum, onlar da bana bir yıl deneme süresi verdiler.

Siz de İstanbul’un yolunu tuttunuz ve gelir gelmez de Yılmaz Erdoğan’ın ekibine katıldınız...

Aynen öyle. Şebnem’in yanına geldikten bir hafta sonra, BKM Mutfak’taki dersleri izlemeye giderken, Yılmaz Erdoğan “Derslere sen de katıl” dedi. Ben de BKM Prot ekibine, yani profesyonel oyunculuk ekibine başladım. Sanırım Türkiye’de en iyi böyle bir noktadan başlayabilirdim. Eğitim süreci hâlâ devam ediyor. Yılmaz Hoca’dan bu eğitimi almak benim en büyük hazinem oldu. Ardından diksiyon derslerine başladım. Birkaç ay sonra da Meryem Uzerli’yi “Muhteşem Yüzyıl”a öneren Ünal Silver, “Küçük Hanımefendi” dizisinin yönetmen ve senaristine beni önermiş. Bana iki gün zaman tanıdılar, daha sonra seçmelere katıldım ve oyunculuğumu beğendiler. Böylece dizinin ekibine katılmış oldum. Yani buraya gelişimden yedi ay sonra ilk projeme başlamış oldum.

Şimdi sırada neler var peki?

Şu an 23 yaşındayım. Öğrenmeye aç, yeni şeylere karşı algısını açık tutan biriyim. Kendimi sürekli geliştirmek ve edindiğim bilgileri depolamak istiyorum. BKM Prot’un yanı sıra Çağ Çalışkur’dan da dersler alıyorum. Türkçemi geliştirmek için de bol bol kitap okuyorum. Yani bugünlerde ya dersteyim, ya sporda, ya sette ya da kursta.

‘DENEYECEĞİM’ DEĞİL ‘OLACAK’ DEDİM

Menajerinizin tavsiyesi üzerine İstanbul’a geldiğinizi söylediniz. Buraya yerleşmeyi daha önce hiç düşünmemiş miydiniz?

Benim babam iyi eğitimli bir insandır. İşçi olarak Almanya’ya gittiğinde çok sıkıntılar çekmiş. Bize hep İstanbul’a dönmek istediğini söylerdi. İstanbul gerçekten benim için hayal gibiydi. Buraya gelmeden önce babama bir söz verdim; en geç iki sene içerisinde evimi alacağımı, böylece benimle birlikte burada yaşayabileceklerini söyledim.

Şimdi İstanbul’da bulunmaktan mutlu musunuz peki?

Elbette... Ben Nürnberg’de yetiştim, buna rağmen enerjimi orada doğru aktaramıyordum. Bir şekilde oradan çıkmalıydım. İstanbul’da yaşama sevinci var, insanlar saatle çalışmıyorlar. Almanya bu konuda çok sistemliydi ama burada saatime çok nadir bakıyorum.

Gelirken aklınızdan ne geçiyordu?

Ben gelirken “Deneyeceğim” demedim, “Olacak” dedim. Oyunculuk yapmak istiyordum ve olacaktı. Başka yol yoktu...

Ama sonuçta İstanbul’a gelmek bir risk değil miydi?

Risk almazsanız ilerleyemezsiniz. Dizide hasta bir kızı oynuyorum ama ben onu oynamak için risk alıyorum mesela. Çünkü kendimde bilmediğim bir yönü ortaya çıkarıyorum. İstanbul’a her şeyi bırakarak gelmeseydim, şimdi burada olamazdım. Gelirken ilk hedefim, dünyanın en güzel şehirlerinden birinde oyunculuk yapmaktı. Bunu başardım. Aklımda Hollywood olsa, onu da yaparım.

ALMANYA’DAN GELEN TÜRKLER AYRI BİR TOPLUM GİBİ

“Biz Almanya’dan gelen Türkler, ne tam Türk ne de tam Alman’ız. Ayrı bir toplumuz sanki. Oradan gelen Türkler İstanbul’da birbirlerini buluyor. Nursel Köse’yle de BKM’den tanışıyoruz mesela. Birbirimize güveniyor ve tavsiyelerde bulunuyoruz.”

TÜRKÇE İÇİN İSPANYOLCA’YA ARA VERDİM

“İngilizce ve Almanca biliyorum. İspanyolca öğrenmeye de başlamıştım ama Türkçemi geliştirmek istediğim için ara verdim.”
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: