TUNÇ BAŞARAN'DAN VS.. VS...

Başrollerini Roksan Lülü, Rutkay Aziz, Aliye Uzunatağan, Bülent Kayabaş, Taner Barlas ve Eser Ali’nin oynadığı, yönetmenliğini Tunç Başaran’ın yaptığı ‘Vesaire Vesaire’ benzersiz bir aşk hikayesini anlatıyor. Aşka aşık olduğunu ifade eden filmin yönetmeni Başaran, “ötesi vesairedir” diyor…

Magazin

TUNÇ BAŞARAN'DAN VS.. VS... Vesaire Vesaire' adlı film, yaşlı bir yazar ile Flamenko dansçısı genç bir kızın arasındaki aşk hikayesini anlatıyor. "Aşkın yaşı yoktur" diyen usta yönetmen Tunç Başaran ile aşk, sevginin gücü, filmin hikayesi hakkında çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Gerisi vesaire...

Filminiz konusu nedir?

Bir aşk hikayesi ve her kesiminin kendini bulabileceği bir film. Çok klasik bulabilirsiniz ama bu filmin anlattığı aşk hikayesinin tarzı farklı. Çıplaklık olmayan bir erotizm, kışkırtıcı ve platonik bir yan söz konusu. Aşk deyince, ne tenini ne rengini ne ırkını ne de dinini takmayan bir tutku söz konusudur. Aşkın yaşı olmadığı gibi tarifi de yok. Bir İtalyan sözüne göre 'aşk duvara yapıştırılan bir afişe benzer ama muhakkak o afişin üzerine bir başka afiş daha yapıştırılır.' Aşk acısının da çok buruk bir tadı vardır.

Aşk biraz da akıl hastalığı gibi, insana normal şeyler yaptırmıyor...

Aşk normal şeyler yaptırır mı hiç? Yoksa aşkın tadı olmaz. Her şeyi yaparsın, farkında olmazsın. Mideden bir sıcaklık başlar böyle, sonra ciğerlerin arasından dilinin ucuna kadar gelir, tarifi mümkün değil.

Roksan Lülü için bu proje şans olmalı, filmin hem senaristi hem de başrol oyuncusu...

O, aslında Flamenko sanatçısı. Roksan, benim için de büyük bir şanstı. Başrol oyuncusunu bulmakta bayağı zorlandım, oyuncu aramak için Madrid'e gitmeyi planlıyordum. Bir gün Roksan'ın resitaline gittim ve onu sahnede görünce 'işte aradığım oyuncu buradaymış' dedim. Dans ona çok yakışıyor. Güzel ve gayet yetenekli.

Yan karakterlerin hikayeleri nasıl? Aliye Uzunatağan, şehir tiyatrolarının yetiştirdiği en büyük yeteneklerden biri ve filmde Rutkay Aziz'in eşini oynuyor. Senaryoyu okuduğunda "aşık oldum" dedi ve muhteşem oynadı. Yan tipler bir filmin ana karakterini doğru yola götürür ve ona yardımcı olur. Mesela filmde çok hijyenik olan ve beş senedir aynı sokağı süpüren bir çöpçü var. Bu karakter, çöp arabasının çöpleri alırken yerlere dökmesine kızıp onunla kavga ediyor. Bir de bu çöpçünün baş belası bir 'yaprak' var. Yaprak uçuşuyor, o kovalıyor.

SANATIN AMACI YOKTUR

Bu kaçıp kovalamaca ile anlatmak istediğiniz özel bir şey var mı?

Yok. Bu soruları da artık sanatçılara sormayın! Sanatın amacı yoktur. Fellini'ye "burada şunu ne güzel anlattınız" demişler, Fellini de "sahi mi? Benim haberim yok" demiş. (Kahkahalar...) Sokağı kirletti diye, sadece bir yaprağın peşinden koşması çok hoş.

Neden filmin adı 'Vesaire Vesaire'?

Filmin adı 'Hayat Dediğin Nedir ki? Vesaire Vesaire'. Hikayede, deniz kenarında kayaların arasına sıkışmış barakada bir elinde ud, bir elinde şarabı olan bilge ayyaş yaşıyor. Can Yücel'den şiirler okuyup Oscar Wilde'dan söz ediyor. Rutkay Aziz de bu ayyaşla karşılaşıyor ve yanındaki köpeğe dönüp "kızın beni sevip sevmediğini anlayamıyorum" diyor, ayyaş da "kadınlar anlaşılmak için değil, sevilmek için vardır" diyor. Rutkay, oradan ayrılacakken "isminizi bile bilmiyorum" diyor Ayyaş'a, o da "Ahmet, Mehmet, Cemal ne fark eder? Vesaire, vesaire" diyor. Sonra "evet, vesaire güzel bir isim" deyip "benim adım Vesaire" diyor. Ben de bir aşk çocuğu ve aşka aşık bir adam olarak aşktan ötesi vesaire, vesaire diyebilirim.

Aşk, sevgi ne çok önemli değil mi?

Bugün tıbbın bile baş edemediği kanser hastalığını sevgi yeniyor. Bir de inanmak ve bardağın dolu tarafına bakmak önemli. Penceremin önünden bakarken karşı kaldırımdan stres geçer, ona 'hastres' derim. Hiç uğramaz bana. Bu yüzden hayatın hep güzel tarafına bakmalı.

İzleyicinin hangi duyguyla salondan çıkmasını isterdiniz?

Bir hedef grubum yok. Her kesimden ve her yaştan insana hitap ediyor. Özellikle orta yaşın üzerindeki erkekler 'gitti hayatımız' diye çok ağlayacak, bilhassa 'azgın teke Hıncal Uluç'. Bir ara bu filmi Uluç'a adamayı düşündüm. Onun sevgiyle ve aşkla ilgili hoş yazıları vardır. O yazıların bazılarını okurken ağlamışımdır. Benim de yaşım 70, ben şimdi 25 yaşında bir kıza aşık olamaz mıyım? Bal gibi olurum. İnsanlar duygulanacaklar ama hiç kimse filmin sonunu tahmin edemeyecek.

Filmin yapım süreci nasıldı? Roksan'ın okulda hocasıydım bir gün projesini getirdi, baktım ve "git, bunu değiştir" dedim. Gözükmeyen bir hırsı var, senaryoyu üç senede yazdı. Bölüm bölüm getirdi, bazı yerleri düzeltmesini istedim. "Çekmeceye at, aradan bir iki ay geçsin tekrar çıkar ve uzaktan bak" dedim. Sonuçta olmuştu.

İyi senaryo yazmanın tarifi var mı?

Öyle bir şey yok. Film yapılıp da güzel olmuşsa; işte iyi senaryo odur. Senaryo bir edebiyat ürünü değil, matematiksel bir dizedir. Saniye saniye yazman lazım. Oyuncular, yönetmenler var ama iyi bir senarist yok.

Bu son filminiz mi olacak?

Biraz dinlenmeyi düşünüyorum ama ne kadar son film dense de öyle olmuyor. Sinema sinemacıyı bırakmaz.

Genç yönetmenlerden beğendikleriniz var mı?

Memduh Ün'e genç yönetmenlerden kimi beğeniyorsunuz diye sormuşlar; "Tunç Başaran, Zeki Demirkubuz" diye saymış. Bunu okuyunca çok gülmüştüm, ona göre Tunç Başaran genç yönetmenlerden. O hâlâ 60 yaşındaki yıllarda, ona asistanlık yaptığım döneme bakıyor. Bir gün de Aydın Boysan yaşımı sordu, yetmişe geldim deyince "gençliğinin kıymetini bil" demişti. Bu da ona benzedi. Ben de şimdi bu soruyu, efendim rahmetli Atıf Yılmaz, sonra eee...

Vesaire vesaire deyin gitsin...

Şaka bir yana mesela Mustafa Altıokların sinemasını beğenirim. Açık, yalın filmler. Belki ne söylemek istediği konusunda yanlışı vardır ama sinematografik olarak beğenirim. Öyle 'sıkıntılı' filmleri sevmiyorum. 'Uçurtmayı Vurmasınlar' için Los Angeles Times'ta bir başlık vardı 'Simple but magic' yani 'yalın ama büyüleyici'. Sinemanın tarifi de budur. Sanatta yalınlık her zaman geçerlidir.

Yeşilçam geleneğine dair ne söylemek istersiniz? O zamanki değerler, şimdiki...

Değersizler. (Kahkahalar...) Yeşilçam aklı başında bir sinemacı için vazgeçilmez bir olgudur. Her şey Yeşilçam'dan çıktı. Bugün baktığımda Yeşilçam'daki o insanların ne ahlaklarını ne saygılarını ne de becerilerini görebiliyorum. 26 yaşında film çekerken 50 yaşındaki kameraman elindeki sigarayı saklayarak yanıma gelirdi, bu mesleğe saygının en güzel örneği. Şimdikilerde saygısızlık at boyu.

BAŞARAN'IN EN SEVDİĞİ FİLMLERİ

Her film yönetmenin çocuğudur ama hepsi de Afrodit gibi, Apollon gibi doğmuyor. Prematüre doğanlar da var. 'Sen de gitme Triyandafilis'i' biraz diğerlerinden ayırırım. Hikayesi çok güzel olduğu için belki de... Çocukluğumdan izler taşıyan 'Piano Piano Bacaksız' da hoştur. 'Uçurtmayı Vurmasınlar'ın da tadı başka. 'Biri ve Diğerleri' de çok cesur bir filmdi. Bir barda çeşitli insanları anlatan bir film ve tek mekanda geçiyor. İnsan izlerken sıkılabilir ama hiç öyle bir sıkıntı olmadı; akıp gitti. Okulda da bu filmi ders olarak gösteriyorlar. (Sibel Ateş Yengin / Akşam)
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: