UĞUR'DAN ÇOCUKLARI İÇİN DUYGUSAL BİR YAZI!

Deniz Uğur, çocuklarıyla ilgili duygusal bir yazı yazdı..

Magazin

UĞUR'DAN ÇOCUKLARI İÇİN DUYGUSAL BİR YAZI! Bir çocuk dünyaya gelir…

Önce annesinin sıcaklığını, kokusunu, sütünü ister…

Sevildiğini, güvende olduğunu hissetmek ister…

Eğer bunu hissederse, iştahla gelişmeye başlar…

Değerli olduğunu bilir, kendine güvenir…

Kendi başına hareket etmeye girişir…

Ayağa kalkıp yürümeye çabalar…

Yol katetmeye…

Kendi kendine daha neler yapabileceğini keşfetmeye başlar…

Merakla çevresine bakar…

Alıcılarını dört bir yana açar…

Kayıt cihazı gibidir çocuk…

Hızla bilgi edinir…

Zıtlıkları öğrenir…

İyi-kötü, yumuşak-sert, tatlı-acı, güzel-çirkin…

Sevdiklerini ve sevmediklerini ayırır…

Hayır demeyi öğrenir…

Egosu gelişir…

İstediğine ulaşmak için yöntemler geliştirmeye başlar…

Sosyalleşir…

Çıkarlarını kollamayı, kendini savunmayı, hak talep etmeyi öğrenir…

Yeri gelince paylaşmayı, yeri gelince rekabet etmeyi…

Eğer kendini içe kapamasına neden olacak bir ortamda değilse…

Çevresinde şiddet yoksa…

Korkmuyorsa…

Sevildiğini ve güvende olduğunu hissediyorsa…

Mutlulukla büyür.

Özgür bir ortamda yetişiyorsa…

Merak ettiği her şeyi sormayı, sorgulamayı kendine hak görür…

Özgür fikirlerini oluşturmaya başlar…

Kendi yaşam biçimini belirlemeye…

Ve hayaller kurmaya.

Çocuklar en son soyut kavramları öğrenir…

Elle tutulmayan, gözle görülmeyen şeyleri…

Ölüm ne, cennet neresi, insanlar niye dua ediyor..?

Ölen biri neden bir daha geri gelmiyor..?

Bilgisayar oyunlarında bir kahraman öldüğünde “level”a baştan başlayıp dirilebiliyorken..?

Bunlar bir çocuğun en son öğrenebildiği ve kavrayabildiği şeylerdir.

Bir çocuğun dünyaya gelip büyümesi, mucizevi bir süreçtir…

Bunu en iyi anneler bilir…

Onlar, yetiştirdikleri eserle gurur duyar…

Gurur duymaları için evlatlarının Nobel almasına, fizik profesörü ya da devlet başkanı olmasına gerek yoktur…

Anneler çocuklarını koşulsuzca sever…

Çocuklarına koşulsuzca hayranlık duyar…

Onlar, neyin “kutsal” olduğunu bilir…

Herhangi bir mesleğin…

Herhangi bir fikrin…

Ya da herhangi bir mertebenin değil…

“İnsan hayatının” kutsal olduğunu bilir anneler…

Bir çocuğun…

“Her” çocuğun…

Güvende, sevgiyle, özgürce büyüme hakkına…

Her insanın “birey” olma, hayal kurma ve mümkün olduğunca uzun yaşama hakkına sahip olduğunu…

Ve doğuştan sahip olunan bu hakların herhangi bir milliyet ya da “herhangi bir oluşumun” parçası olmaktan daha kutsal olduğunu…

Hatta en kutsal şey olduğunu…

En iyi anneler bilir…

Annelik kavramı siyaset üstüdür…

Sınırların ötesidir…

Evrenseldir…

Bu yüzden, benim en çok saygı duyduğum şeydir.

Belki de…

Bu gezegendeki her türlü savaşı…

Dökülen her damla kanı…

Nefretin ve şiddetin her türünü…

Haber bültenlerinde “kaybedilmiş insan hayatı” gibi feci, ağır bir şeyden bahsedilirken sadece “rakam” ve “konum” verilmesini…

Lanetlememe sebep olan şeydir…

Annelik.

Eğer merak ediyorsanız…

Anaçlıkla hiç ilgisi olmasa da…

Nicolas Guillen’in bir şiiri düşündürdü bunları bana…

İşte ironi:

ÖLÜ ASKER

- Kimin kurşunu öldürmüş onu?
- Bilen yok.
- Nereliymiş?
- Jovellanos’ lu diyorlar.
- Nerede bulmuşlar?
- Yolun yanında yatıyormuş,
öteki askerler görmüş.
- Kimin kurşunu öldürmüş onu?

Gelip öpüyor onu nişanlısı;
anası geliyor sonra ağlıyor.
Sonra da yüzbaşı çıkageliyor.
bağırıyor:
- Gömün onu!
Dan! Dan! Dan!
GİDİYOR ÖLÜ ASKER.
Dan! Dan! Dan!
YOLUN YANINDA BULMUŞLAR ONU.
Dan! Dan! Dan!
BİR ASKERDEN NE ÇIKAR.
Dan! Dan! Dan!
DAHA NE ASKERLER VAR BİZDE.

Deniz Uğur
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: