ÜSTÜNE GÜL KOKLANMIŞ, MAĞDURİYET TANRIÇALARI...

Tam da filmi girdi vizyona: Geriye Kalan. Filmde iki kadın var. Biri aldatılan, biri aldatan. Murathan Mungan “Terk eden” şirinde demiş ya “Kimdi giden kimdi kalan, aslında giden değil kalandır terk eden, giden de bu yüzden gitmiştir zaten”

Magazin

ÜSTÜNE GÜL KOKLANMIŞ, MAĞDURİYET TANRIÇALARI... Geride kalanları ve gidilen kadınları sergileyen bir müze olsa, adı Masumiyet Müzesi değil de Mağduriyet Müzesi olsa, kapıda bilet yerine bilekler kesilse, müzeyi gezenlere fonda “Terk edildim, terk edildim...” çalınsa, başka bir odaya geçildiğinde Nazan Öncel’den “Ekilmekteyim, üzülmekteyim her gece” çalsa. Lakin demiş ya Mungan: “Kalandır terk eden.” Bakalım kimler terk etmiş aslında? Dün gösterime giren bir de film var şansımıza: Geriye Kalan. Devin Özgün Çınar, Şebnem Hassanisoughi, İsa Ughi başrollerde. Konu tam da bu. Film geçen sene en iyi senaryodan en iyi kadın oyuncuya festivallerde ödülleri de topladı. Bu vesileyle, magazin dünyasında “mağduriyet tanrıçaları” gibi anılan kadınlara başka gözle bakalım dedik...

CANSU DERE
Cansu Dere’yle çıkalım yola. Hani TRT1’de yıllar önce çocuklar için cumartesi günleri yayınlanan bir program vardı. Bir hanım çıkar kartondan oyuncaklar yapardı. Bir hafta önceden de malzemeleri yazdırırdı: “Bir karton, bir makas, iki kibrit kutusu...” Haftaya kartondan TOKİ yapacağız! Hazır edersin malzemeleri, geçersin televizyonun karşısına, hop daha ikinci karede kendini bağırırken bulursun: “Annee, ben yetişemiyorum!” Annen değil bütün mahalle koşsa o oyuncak öyle ilk karedeki gibi kalır. “Burada benim hazırlamış olduğum var.” İşte Cansu Dere’nin hikâyesinin en basitinden özeti. Malzemeleri yazdırdı, Cem Yılmaz’ı tam evlenilecek kıvama getirdi, canlı yayında imzayı basacakken başkası çıktı ve “İşte burada evlenilmişi var” deyiverdi. Çok canı yanmıştır herhalde Dere’nin, ne de olsa yılların aşkı, emeği var. Ama emeğin bolca sömürüldüğü bir ülke burası, tazminatı yok, özür desen kim kimden neden dileyecek? Cansu Dere belki de elinden geleni yaptı Cem Yılmaz’ın gitmesi için. Arkadaşları da “Sen çok daha iyilerine layıksın” derken, taktikler serildi masalara... Hasılı un, yağ vardı, helvayı başkası kavurdu.

ZUHAL OLCAY
“Hükümet gibi kadın” lafını kim, nerede, neden söyleme gereği duydu? Onlardan biri gibi duran, asil bir sanatçı Zuhal Olcay. Hiç kimsenin aklına gelir miydi Haluk Bilginer’in kendisini Aşkın Nur Yengi için terk edeceği? 2004’te Olcay’dan boşanan Bilginer’in Yengi’yle ilişkisi, 2005’te Ömerli’deki evinin balkonunda görüntülenmeleriyle ortaya çıkmıştı. O vakitlerde “Ben bu ilişkiyi 4 yıl bekledim” dediği öğrenilen Yengi, 2006’da Bilginer’le nikâh masasına oturmuştu. Daha sonraları verdiği röportajlarda kıskançlık üzerine psikolojik tedavi gördüğünü gizlemedi, “Kıskançlık bende baki, Haluk birine aşırı ilgi gösterdiyse, o da içimi acıttıysa, saklamam söylerim” açıklamasını yapıyordu. Lakin bir mutsuzluğun üzerine mutluluk inşa etmeye çalışan herkes gibi Aşkın Nur Yengi döndü dolaştı kendisini Zuhal Olcay’ın kıyısında buldu: İhanete uğramıştı! Gazetecilere, “Beni nasıl bulmuştunuz, o kızı da öyle buluverin” dedi. Olcay ise, “Ben o tür atasözleri söylemeyi gerçekten istemiyorum ama içimdeki duyguları aynen yazmak istiyorsanız şöyle yazın: Hayat gerçekten çok kısa. Herkesin bu tür deneyimleri yaşaması gerektiğine inanıyorum. Ben bunları yaşadım çünkü.” Kast ettiği atasözü: “Yuva yıkanın yuvası olmaz”dı. Haluk Bilginer ise iki kelime etti ve bitti: “Hayat bu!”

BETTINA MACHLER
Bettina Machler da yıllarca “her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” cümlesindeki kadındı. Şıktı, zarifti, güzeldi, sessiz sakindi. Eşinin arkasında şato gibi duruyordu. O sıra Cem Hakko da yüzen şatosundaydı; Göcek’te baş başa tatil yaptığı Ronit Gülcan’la fotoğrafları gazetelere düşünce boşanmaya karar verdi. Bettina Machler asaletini bırakmadı. Sadece dediği şuydu: “Durumu kabul etmekten başka çare yok! Tekrar biraraya gelmemiz mümkün değil. En büyük isteğim Cem’le arkadaş kalmayı başarabilmek. Erkeklere güvenim kalmadı. Bir daha asla evlenmem. Çok güvendiğiniz, 24 yıllık eşiniz bile bunu yapıyorsa herkes aldatır!” Bir başka terk edilen Cem Uzan’la yolları Paris’te kesişti, Cem Hakko’yu unutmayı Cem Uzan’la denedi, olmadı. Samuell Beckett demiş işte, “Gene dene, gene yenil, daha iyi yenil” diye... Ama öbür taraftan gelen sesler masalın yine aynı sona bağlanacağını söylüyor sanki. Cem Hakko yalanlasa da kadınlar bir başka ayrılığın vebalini taşıdıklarını anladıkları anda uzarlar; sanki Ronit Gülcan da araziye uymuş gibi...

JENNIFER ANISTON
Jennifer Aniston bizden değil ama “bizim kız” sayılır. Neredeyse buradan çeyizini yapıp göndereceğiz. Ne dert edindik, Brad Pitt onu terk edip de Angelina’dan çocukları yapmaya başlayınca. Çekirdeği aldık, pencereye çıktık, birbirimize “Ama Jennifer da adama çocuk vermiyormuş” demeye başladık. İlkçağ, ortaçağ diye gider ya dünya tarihi, bir Jennifer Aniston’ın yumurtlama çağı eksik kaldı sanki arada... Brad Pitt ise adeta soğuk havalarda okyanuslardan Karadeniz’e yüzen nadir balıklar gibi yüzerek başka kıyılara geldi ve kendine çiftleşecek başka bir eş buldu. Jennifer Aniston medeniyetin son kalesi gibi durdu ve mutluluklar diledi.

Nihayet bu yaz o tribünden de “Gol” sesi geldi. 43 yaşındaki Aniston, kendisi gibi oyuncu Justin Theroux’nun evlenme teklifini kabul etti. Amerikan magazin basını durmadı, Aniston’ın, daha eski kocası Brad Pitt 7 yıldır birlikte olduğu Angelina Jolie ile evlenemeden nişanlandığını ve 1-0 öne geçtiğini, yazdı. Onların da bizim gibi Ali Tekintüre misali bir arabesk şarkı sözü yazarı olsaydı, biraz ilham alırlardı. Ne demiş Tekintüre: “Kaderim bu diye büktüm boynumu, çevirdim bir başka yöne yolumu, tozlu bir albüme hapsettim onu, hatıralarını unuttum bilsin!” Artık siz karar verin asıl giden kimdir, kalan kim!

GAZETE HABERTÜRK / HT CUMARTESİ / ELİF KEY
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: