'ZORLAMAYLA AŞK OLMUYORMUŞ!'

'Geçmişte ilişkilerle çok uğraştım. Gerçek mutluluğu evliliğimde buldum. Bu sene çocuğumuz olsun istiyorum'

Magazin

'ZORLAMAYLA AŞK OLMUYORMUŞ!' “Tiyatroda lezbiyen öpüşme” başlığıyla magazin sütunlarında yer bulan Sürmanşet, oyunu aslında derin devlet ilişkilerinden yola çıkıp fedakâr bir ablanın lezbiyen kız kardeşi için yaşadıklarına uzanan sürükleyici bir dram. Oyuna öpüşme sahnesini merak edip gidenleri, fedakâr abla rolüyle şaşırtıp performansıyla beğeni toplayan Ceyda Düvenci dizilerden sonra tiyatroya da ısındı. İşte ve aşkta mutluluğu yakaladığını anlatan Düvenci, “Geçmişte ilişkilerle çok uğraştım. Gerçek mutluluğu evliliğimde buldum. Bu sene çocuğumuz olsun istiyorum” diyor.

Evleneli 6 ay oldu. Nasıl gidiyor evlilik hayatı?
Çok mutlu bir döneme girdim, paylaşım çok güzel; eşimle paylaşmak çok keyifli. Çok yeni tabii ki, cicim aylarım bunlar, kötü bir şey söyleyebilmek mümkün değil. Ama ben yıllar geçse bile böyle olacağını hissediyorum. Çünkü eşim gerçekten çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir eş, çok iyi bir sevgili, çok iyi bir koca. Dolayısıyla çok huzurlu yaşıyorum hayatımı. Bir baskı, hiçbir yaptırım hissetmiyorum. Çok özgürüm, özgürüz ama bir yandan da çok bağlıyız. Şanslıyım, bunu biliyorum.

Bu uyumu bir çabayla mı yakaladınız yoksa kendiliğinden mi oldu?
Hayır çabayla değil. Benim psikoloğum var haftada bir gittiğim. Psikoloğumla biz her zaman ilişkiler üzerine konuşurduk...

Psikoloğa neden gittiniz?
Ben çok severim psikoloğa gitmeyi. Yaptığımız sohbetleri seviyorum. İçsel bir yolculuk yapıyorum, onunla yaptığım sohbetler sayesinde, hayata dair takıldığım bütün ayrıntıları çok güzel çözümlüyorum. Herkese de şiddetle tavsiye ediyorum; hayatta böyle bir danışmanın olması herkesin çok ihtiyacı olan bir şey.
Onunla yaptığımız sohbetlerde şunları anlatırdım: Eskiden ilişkiler üzerine hep bir uğraşım vardı. Hayatımda hep denkleştirmek, aynı düşünmeye çalışmak, aynı şeylerden zevk almaya çalışmak, fedakârlık yapmak ya da beklemek gibi detaylarım vardı. Ama psikoloğum Defne derdi ki: “Gerçek mutluluk bu değil. Gerçek mutlulukta; sen hayatını yaşarken o denge kendiliğinden geliyor, bir şey yapmadan... Birlikte elele, yan yana, aynı yöne yürüdüğünü fark ettiğinde bu doğru olacak senin için. Anlayacaksın” demişti. Evliliğim de böyle oldu işte. Bu uyumu zorla sağlamıyoruz. Şimdi bakıyorum, evet biz birlikte çok eğleniyoruz. Ortak şeyler yapmayı çok seviyoruz. Gördüm ki zorlamayla olmuyormuş.

Bir yazı varmış, doğru erkeğin tarifini yapıyormuş ve siz her gün onu okuduktan sonra aynı o tarifteki kişi, Engin Bey çıkmış karşınıza. Bu doğru mu?
Kuantum fiziğinden yola çıkarak çekim yasasına inanırım ve hayatta hep istediklerimi yaşadığımı da bilirim. Bilinç altında zorladığım kötü, talihsiz, beni üzen şeyleri yaşadığımı da biliyorum. Çok umutsuz ve mutsuz olduğum bir dönemdi, Can Dündar’ın bir yazısıydı ve çok güzel bir yazıydı. Onu buzdolabına astım, her gün okudum ve o geldi.

Spiritüel konularla çok ilgilenir misiniz?
Hiçbir şeye çok sapkın şekilde inanıp, saplantılı bir şekilde savunmam. Aksine her şeyden öğrenmeye çalışan biriyim. Mesela kuantum fiziğinden çıkan çekim yasasına körü körüne inanmam. Her şeyin harmanlandığı inançları seviyorum, kendi oluşturduğum bir inanç sistemim var. Psikoloğuma danışıyorum bir şeye takıldığımda. Mevlana ve Mevlevilik üzerine, İslam üzerine kitaplar okuyorum. Diğer dinleri ve öğretileri de okuyorum, felsefe de okurum. Evet reiki, bilinçaltı, beyin gücü gibi konuların faydasını görüyorum ama saplantılı bir şekilde değil.

Az önce kütüphanedeyken “Burası çocuk odası olacak” dediniz, ne zaman olacak?
Biz eve taşınırken, herkesin ekonomik kriz konuştuğu, zor para kazandığı bir dönemde evi bir mimara yaptıralım, çocuğumuz olduğunda da o odayı bozarız diye düşünmedik. Bu çok lüks ve saçma bir harcama olur. Önce alt katı ve yatak odasını döşedik, şimdi yavaş yavaş diğer yerleri... Dedim ki yatak odasının yanındaki oda, çocuk odası olsun, yakın zamanda da düşündüğümüz için buraya bir şey yapmayalım. Çocuk planımız var bu yıl içinde. Ama bu bizim planımız, biz onu hazır bir şekilde bekliyor olacağız o ne zaman gelmek isterse.

Dizi, tiyatro ve oyunculuk master’ı... Çok yoğunsunuz, bu tempoda çocuğa nasıl zaman ayıracaksınız ?
Bazen yoğunluktan çığlık atmak istiyorum. O noktaya geliyorum ama bu benim istediğim bir şey, asla isyan etmiyorum. Çığlık attığım zaman da “Allah’ım sana şükürler olsun” diye cümleyi uzatarak çığlık atıyorum. Boş durmayı kabullenemiyorum. Geçenlerde iki gün evde oturdum, hemen koşa koşa Arnavutköy’de bir atölyeye kapattım kendimi. Orada ahşap boyamaya başladım, kutular yaptım. Benim illa bir şey yapmam lazım.

Bu hiperaktiflik mi?
Yok, ben yaratmayı ve öğrenmeyi seviyorum. Mesela yüksek lisansım bitiyor, psikolojiyle ilgili bir yüksek lisans yapmayı planlıyorum. Hamile kaldığımda okula gitsem, o arada psikoloji okusam... Öğrenmek istiyorum, deli gibi öğrenmek istediğim şeyler var, hayatta bitmeyecek bu galiba... Çalıştıkça ışıldadığımı düşünüyorum, anlatacaklarım bitmiyor, öğrendiklerim bitmiyor.

Sürmanşet oyununda çok başarılıydınız, izleyiciden de en çok alkışı siz aldınız ama iki kadının öpüşme sahnesi daha çok konuşuldu. O sahnenin gölgesinde kaldığınızı düşünüyor musunuz?
Hiç önemli değil. Ben tiyatroyu ön planda olmak için ya da konuşulmak için yapmıyorum.

Oyun da dinamik ve çok farklı ama sadece öpüşme sahnesiyle gündeme gelmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Magazinin takdiri... Bu konuyla ilgili çok sert şeyler söylemeyeceğim. Çünkü artık iyimser ve affedici bakmanın yolunu buldum. Tiyatroyu aşkla seyreden seyirci kitlemiz çok az. Gelenler ya önyargılı, ya meraktan geliyor. Kimse “Sinan Tuzcu bir oyun yazmış, Arif Akkaya çok önemli bir yönetmen, Ceyda Düvenci’yi televizyondan tanıyoruz bakalım sahnede ne yapıyor?” diye gelmiyor. Tabii ki bunlar için gelmesini isterim ama gazeteyi açıyor “Vay iki kadın öpüşüyor bunu mutlaka görmeliyim” diye gelen seyirciyi de ben kabul ediyorum. Kendi adıma konuşuyorum, tiyatrom adına değil, bu benim fikrim.
Eğer tiyatroda iki kadının öpüşmesini merak eden varsa koşarak gelsin. Çünkü çok başka şeyler bulacaklar bizim tiyatroda. Takip etmek istedikleri bir İstanbul Halk Tiyatrosu’nu bulacaklar karşılarında ve diyecekler ki: “Çok basit bir ayrıntıymış bu öpüşme. Ne kadar önemli bir şey izledik.”

Tiyatro ya da diziden birine yoğunlaşmanız gerekse hangisini seçersiniz?
İkisinin bir farkı yok benim için. Ama şöyle bir gerçek var ki tiyatrocunun daha çok saygınlığı var oyunculuk camiasında. Ama bu da yanlış bir algılama. Çünkü dizide de çok büyük bir emek var.

Gazanfer Özcan’ın yıllarını tiyatroya verip, vergi borcu yüzünden son anına kadar çalışması size ne düşündürdü?
Devletin saygısızlığı olarak görüyorum bunu. İnşallah biz yaşlılığımızda böyle şeyler yaşamayız. Gazanfer Özcan hayatını tiyatroya adadı ve ölmeden önce boy boy röportajlar verdi: “Ben hastayım, halim yok ama vergi borcum yüzünden sete gidiyorum” dedi. Vergi borcu var diye katkı payı vermemişler, kimin parasını kime vermiyorsunuz! Aynı şey Haldun Hoca için de geçerli, yıllarını vermiş vergi borcuyla mı uğraşacak? Tiyatro biletinden nasıl yüzde 40 vergi alıyorsunuz? İnanca sığmayan bir şey bu yaptıkları. Ben bu dengelerden çok mutsuzum, isyan etmek istiyorum ama “Yaşına bakmadan konuşuyor” derler

Yakın zamanda bir tiyatro ödüllerine gittik ekip olarak. Çok ciddi telefonlarla oraya çağırıldık en iyi “Yeni Tiyatro” adayı olarak oradaydık, erkek oyunculardan da Tardu Flordun adaydı. Destek olmak için gittik ve çok önemli bir tiyatro adamının adı altında yapıldığı için gittik. Ama para ödülleri de dahil tüm ödüller üç, dört özel tiyatronun içinde döndü durdu. Ben böyle bir rezalet görmedim. Jüriden biri çıkıyor, kendi ekibinden birine ödül veriyor; sonra aynı ekipten başka biri çıkıp başka bir jürinin ekibinden olan kişiye ödül veriyor. Adaylar arasında adımız bile okunmuyor. Hayretle izledim.

Bu arada bütün gazeteciler bizi fotoğraflıyor. Allah’tan gerçekten ödülü hak etmiş üç-dört isim de vardı. Aktif tiyatro yapan jüri üyeleri sadece kendini çekmekle kalmamalı “Ekibimi de, yaptığım işi de buradan çekiyorum, tiyatromu seçimlere katmayacağım” demeli ama illa ki yarışacaksa da diyecek ki “Ben jüri olamam”. Bir sürü tiyatro var, bütün ödüller üç, dört tiyatro içinde döndü. Şaka mı bu? İnsanların bunu görüp neden sustuklarını anlayamıyorum

Dizi bu sezon bittikten sonra biraz dinleneceğim, seyahat edeceğim, Londra’da oyunlar izlemek istiyorum. Onun ardından da çocuğumun gelmesini bekleyeceğim. Tiyatroya devam etmek istiyorum. Hamile kalırsam bir iki sene tiyatro yapamam ama daha sonra devam etmek istiyorum. Hamilelik dönemimde sit-com olabilir ya da televizyon programı olabilir ama belki hiçbir şey yapmayıp kendi kişisel gelişimime dönebilirim.

Eşimle elele yürürken “Bennu bak Kerem” demeleri, dizi üzerinden yapılan espriler, benim hayatımı ezerek yapılan esprilere kızıyorum. Ama mantıklı bir şekilde gelip fotoğraf çektirmek, öpmek isteyenlere karşılık veriyorum. Diğer türlüsü beni hiçe saymakmış gibi geliyor.

Kadın sağlığıyla ilgili bir sosyal sorumluluk projesinde yer alıyorum. Kadınların ne kadar çok jinekolojik sorunu olduğunu gördüm ama bu projeye katılmak bana yepyeni ufuklar açtı.

YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: