Pencereyi açtım, içeri tarih esti; Tarihi Karaköy Balıkçısı

“Kitaplarımdan bir ikisini okumak istediğini söylüyor, öylesine ısrarlı ki, bunun kendisine ne gibi bir yararı olabileceğinden samimi bir kuşku duyuyorum. Yaşam yazılanla bir değil. Beni bir süre alıkoyuyor, bende kendisini etkileyen şeyin ne olduğunu söylüyor. Nadja’ya bakılırsa, düşüncelerimden, ifade tarzımdan, kullandığım dilden, tüm varolma biçimindeki bir şey; yaşamım boyunca bana yapılan iltifatlardan en duyarlı olduğum biri de bu: sadelik.”

ART OF FOOD


André Breton’un kaleminden dökülen bu satırlar yazın tarihinin en tutkulu ve karşı konulamaz arayışlarından birinde geçiyor; Nadja. İçinde bulunduğumuz hayatın tüm ışıltısından uzak, ruhumuzun derinliklerinde gizlenen ve asıl mucizenin içimizde, varolmamızda olan yaşamamız, yaşamdaki sadeliğimiz; hepimizin en değerli parçası bu. Hepimiz hayata tek bir amaç için geldik; çok okumak, çok çalışmak, büyük insan olmak için değil, sade ve sadece yaşamak için geldik. İsimlerimizin önüne konular ünvanlarla değil, sadece isimlerimiz ve eserlerimiz ile varız bu dünyada. Sade benliğimize yüklersek tüm önemi, şanı şöhreti zaten bizi takip eder..

İşte bu düşünceyle ilerleyen yüzyıllık bir mekan; Tarihi Karaköy Balıkçısı..

Tarihin tam ortasında bulunan, tarihi canlı canlı izlemeyi başarmış ve bugünlere kadar gelmiş. Çağa ayak uydurmuş tarihsel niteliklerini korumaya devam eden bir yer. Geçmişin izleri gözünüzün önüne serilirken, sofrasına gelen lezzetlerin hepsinin bir hikayesi, bir özelliği var. Sadece olta balığı sunuluyor, hepsi günlük, taptaze.. Tarihi Karaköy Balıkçısını bugünlere getiren en büyük lezzet sırrı sadeliği! Servis ve sunumları çok şık, ama lezzete mani olabilecek hiçbir detay barındırmıyor; görüntü sade, lezzet saf. Yediğiniz balıktan ekmeğe kadar her şeyin tadını son lokmasına kadar hissedebilmeniz mümkün.


Tarihi Karaköy Balıkçısı misafirlerini ağırlamaya başladığı günden beri aynı felsefeyle ayakta duruyor; Mekan sahibi Hakan Bey “Sanki benim evime misafirliğe geliyorlarmış gibi özenle hazırlanıyoruz. Burada da misafirlerimize aynı özen, aynı seçicilik ve aynı ihtimamı gösteriyoruz.” diyor. Tarihi Karaköy Balıkçısı hakkında küçük bir ayrıntı öğreniyoruz; açıldığı ilk yıllarda sadece bir tencere çorba yapılıyormuş, kalanı diğer gün için saklanmıyor, servis edilmiyormuş. Kısacası, yer değil yemekler ayırtılıyormuş..


Başlangıcı odun fırınında özel olarak pişmiş ekmek eşliğinde Balık Çorbasıyla yapıyorsunuz; lezzeti denemeden anlaşılmaz. Hakan Bey 26 yıl önce bu işe başladığında İstanbul’da hiçbir balıkçıda böyle bir seçenek mevcut değildi, bu konuda da bir ilke imza atıyorlar. Ne balık ne çorba; tam anlamıyla bir harman karşınızda duruyor, içinde balık var, ama damağınıza değdiği anda size bambaşka bir lezzet veriyor. Balık Çorbasını ana yemek olarak değil, bir altlık bir cila olarak değerlendirebilirsiniz. Ortama ve masaya hazırlık aşaması; lezzet serüvenine kendinizi onunla hazırlıyorsunuz. Sonrasında mezeler yavaş yavaş masanıza gelmeye başlıyor, ortam gibi meze servislerinin de oldukça zarif bir duruşu söz konusu. Lakerda, Karides, Ahtapot.. Tarihi Karaköy Balıkçısı “ortaya karışık” tabirini katı kurallarla reddediyor, masanızdaki lezzetlerin bir yığıntı oluşturmasını engelliyor ve her lokmada tadını çıkarabilmeniz için özenle servis akışı yürütülüyor. Önünüze huzurlu ve sakin bir sofra kuruluyor.


Masanızda duran her tabakta sade bir lezzet yatmakta; Lakerda yiyorsanız, gerçekten tadına vararak yiyorsunuz. Lezzeti süslemek için binbir çeşit o meşhur soslardan kullanılmıyor, tabağınızda sadece Lakerda, yanında özel zeytinyağı duruyor. Lokmanızı aldığınız anda damağınızdan damarlarınıza kadar sizi ele geçirmesine karşı duramadığınız bir lezzet kaplıyor dört bir yanınızı. Artık Lakerda’nınmahkumusunuz, kendi ellerinizle ona teslim oluyorsunuz.



“Eğer sabah akşam duşunuzu alıyorsanız, parfüm sıkmak sadece ama sadece ufak bir hoşluk, tatlılık katar. Sos gerçek yemeğin lezzetini örtmek için değil, aksine sadece hafifçe süslemek için kullanılmadır.” diyor Hakan Bey. Yemeklerde önemli olan gerçek lezzetini hissedebilmeniz ve burada her lokmayı önce hissediyor, yaşıyor ve öyle yutuyorsunuz. Kimi zaman sterilize lezzeti tadacak, kimi zaman usulca damağınızı okşayan tatlarla karşılaşacaksınız. Ahtapot lezzetinin kolunuza girdiğini, Lakerda’nın sizi omzunda uyuttuğunu duyumsayacaksınız.

Buradan Lakerda ve Minekop’un tadına bakmadan çıkmayın.

Birde; mutlaka odun fırını ekmeğini zeytinyağıyla deneyin!

Hayattaki sadeliği asla yitirmemeniz dileğiyle..

Sedef Türker

Bunlarda ilginizi çekebilir: