Tünel'in bir ucundan diğer ucuna: Pim, Ops ve Big Chefs

Başucumda her zaman aynı kitap durur.. Hep elimin altında; mutluluğum da hüznüm de, acımda yalnızlığımda hep Montaigne'in sayfaları vardır yanımda. En etkileyici kısmı ise yaşamı bir sanat olarak gördüğü satırlardır; "Dünyada insanlığını bilmekten, insanca yaşamaktan daha güzel, daha doğru bir iş yoktur. Bilimlerin en çetini de bu hayatı iyi yaşamasını bilmektir."

ART OF FOOD

Yaşamanın bir sanatı olduğunu unutmayanlar kazanır her zaman. Her anı ahengiyle yaşamanızı tavsiye ederim. Dinginliği, şehveti yüksek, coşkun duygularla harmanlanmalı, mutluluğu paylaşmalı, taktir etmeli, teşekkürü eksik etmemeli..Sadece bakmakla yetinmemeli, her ayrıntıyı görmeli.. Kırmamalı, kınamamalı. Hayat bu, hep mutluluk çıkarmaz karşımıza; bazen sabırla beklememiz gerekir, hayallerle ayakta durduğumuz zamanlar, ümitlerimizle yaşamaya mahkum olduğumuz anlar olur.. Bugünün dünden, yarının bugünden güzel olmasını dileriz. Ne olursa olsun tek gerçek yaşadığımız andır; ve son ana kadar hep öyle kalacaktır. İşte tüm bu sebepler şunu gösterir ki; en önemlisi içimizde kurduğumuz küçük mutluluklardır.

İstanbul'un mevsimi

Son günlerde bırakın en büyük mutluluğunuz güneşin ilk damlaları olsun, onun keyfini çıkarın; İstanbul en güzel bu mevsimde hissedilir!

Benim tercihim: Tünel hattı..

İçiniz sığmasın içinize bu mevsimde.. Atın kendinizi sokaklara. Kendime ayırdığım bir Pazar günü; ufak bir Tünel turu yaptım. Hayatın yüksek sesini, yoğun ritmini biraz düşürmek gerekiyordu; size de öneririm.. Güneşin her gün yepyeni umutlarla doğduğunu, benzersiz anları doğurduğunu unutmayın. Gözünüzü gülümseyerek açın, dışarıda sizi çok güzel bir hava bekliyor. İçinde hem rahat hem şık hissettiğiniz kıyafetlerinizi giyin ve atın kendinizi sokaklara. Ve yaşamı sanata dönüştüreceğiniz keyifli yolculuğunuz başlasın..

Keşfedilmeyi bekleyen ilk hedef: Karaköy

Karaköy, her anı keşiflerle dolu ara sokaklarıyla benim için tam bir huzur noktası. Bu semtin insanları mutlu, her şeye rağmen gülebiliyorlar. Ruhu eğlenceli; binaların arasında kalsa bile sokakları renkli.. Gencecik, taptaze, kendine özgü, soyutlanmış bir semt. Kısaca ruhun ihtiyacı olan her şey!

Mevzu büyük: Kahvaltı!

Karaköy'de her mekanın kendine göre bir havası var, hepsi butik, hepsi ince işçilik, el emeği göz nuru mekanlar.. Sayıları da bir hayli fazla. Durum böyle olunca aralarda kaybolanı sönüp gideni de çok oluyor haliyle.. O zaman kalan sağlar bizim olsun!
Sarı kapısı, yeşil duvarlarıyla Karaköy ile bütünleşmeyi başarmış adeta bir simge haline gelmiş bir mekan.. Pim Karaköy. Dar sokaklara meydan okuyan, gri binaların arasına süzülmüş bir gökkuşağı edasında, ferah ve rengarenk bir mekan. Yüksek, açılır kapanır tavanı ise onu diğerlerinden ayıran en büyük özellik. İster iç mekanın renkleriyle bütünleşin, ister dış mekanda sokağın ritmini hissedin. Oturmak için nereyi tercih ederseniz edin, mutluluğu yakalayacak bir ayrıntı bulabiliyorsunuz.

Güne güzel bir kahvaltı için kurulun Pim Karaköy'e. Pim'in ambiyansı ve Karaköy'ün dokusu ile birleşince kahvaltının keyfine doyum olmuyor. Güler yüzlü çalışanlar, samimiyet ve saygı arasındaki o ince çizgiyi korumayı çok çok iyi başarıyorlar.

Pim'i bu seferlik sadece kahvaltıda tercih ettiğimize bakmayın; ana yemek ve tatlı konusunda da oldukça başarılı işlere imza atıyorlar. Pitalar leziz, cupcakeler çeşit çeşit..

Kahveyi nerede içsek sorunsalına çözüm!
Kendi tercihlerimi bir kenara bırakıp, sorup soruşturunca Karaköy'ün en gidilesi cafesinin neresi olduğunu buldum. Bende buraya zaten defalarca gitmiş ve her gidişimde biraz daha aşık olarak çıkmışımdır. Nereden mi bahsediyorum? Tabii ki Ops Cafe! Kime sorsam karşıma Ops çıkıyor, herkes onu gösteriyor ve bende şiddetle öneriyorum. Karaköy'ün enerjisi en yüksek cafesi kesinlikle.. Kahvaltı içinde güzel bir tercih olduğunu satır arasında söylemeden geçemem. Dillere destan bir Arnavut Kahvaltısı var ki, yemeyin de alın sarıla sarıla yatın yanında! Uzun uza diye bir mönüsü yok, en sevdiğim; kısa ve net bir mönü. Ve her kalemi birbirinden lezzetli. Huzurla kahvelerimizi içip, sohbetimizi ettikten sonra, başladık ayağımız nereye götürürse oraya gitmeye..

Çok büyük bir alan değil Karaköy, ama diyorum ya her noktasında keşfe değer minik mucizeler gizlenmiş. E bu durumda bize bu mucizeleri keşfetmek kalıyor. Rengarenk duvar yazılarının önünde çekilen 'haberim yokmuş gibi' pozları, minik pazarları ve küçük tasarım dükkanlarında geçirilen uzun zamanlar, denizi görme ümidiyle yapılan ama asla denize varmayan ara sokaklar.. Kısaca Karaköy bambaşka bir ruh ve sizi gerçekten mutlu ediyor.

Ve hep aynı sözlerle Karaköy'den Tünel'e doğru yürümeye başlıyoruz: "Haftada iki kere Karaköy yapmalıyız!"

Sıra geldi Tünel'in diğer ucuna

Her ne kadar iç içe olsalar da, Taksim modu benim için farklıdır. O gün Taksim modumuzda değildir, o yüzden hemen Galata'ya doğru süzüle süzüle gezmeye başladık. Butik mağazaları arasında dolanmalar, Karaköy kadar olmasa da ilgi çekici ufak sokaklarından geçe geçe her gördüğümde beni heycanlandıran Galata Kulesi'ne vardık. Buralarda dolaşmak insanın ruhunu temizliyor, aklınıza bulunsun. Alışverişimizi yaptık, o yokuşları indik indik çıktık.. E haliyle insanın karnı acıkıyor; ne yapsak, ne yesek, nerede yesek derken, aklımız gitti Şişhane'ye..

Sevimli balkonuyla tabii ki tercihimiz bilindik lezzetiyle Big Chefs. Tarabya ve Anadolu Hisarı başta olmak üzere her açıldığı yerde müdavimlerini oluşturan Big Chefs'in Şişhane versiyonu bambaşka! Yaza geçiş yapmış yeni mönüsü ile de tadı damağımızda kalan bir lezzet yolculuğu oldu..

Keyfinde tadı damağınızda kalanı makbuldür zaten..

Güzel yaşayın, keyif sizin keyfiniz.. Bunu unutmayın!

Bunlarda ilginizi çekebilir: