Mardin: Ezanların ve çanların ahenkle ritim tuttuğu armonik medeniyetler kenti

Kültürlerin beşiği, dinlerin kardeşliği, binlerce yıllık tarihi, geniş ve bereketli Mezapotamya’sı, dar sokakları, altın rengi taşları ile Mardin’in kültür yüklü tarihinde gastronomik bir yolculuğa geldik. Mardin adının Süryanice’de kaleler anlamındaki Merdin’den geldiği söyleniyor. Romalılar Maride, Persler Marde, Bizanslılar Mardia, Araplar'da adına Mardin demiş bu binlerce yıllık şehrin.

Berrak mekanlarda..


‘’Gündüz seyranlık, gecce gerdanlık’’ demişler Mardinliler bu rüya şehri tasvir ederken. Gecce indi mi altın gibi parlamaya başlayan bir diyar burası.


Mezopotamya ovasının uçsuz bucaksızlığında yer alan taşın şehri Mardin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Dicle Bölümü'nde yer alır. Güneyinde Suriye, batısında Şanlıurfa, kuzeyinde Diyarbakır, doğusunda Şırnak bulunur. Asurlulara da toprak olan, 640'ta, Araplar tarafından alınan, defalarca Moğol saldırılarına maruz kalan Mardin, 1517’den sonra Osmanlı hakimiyetine girmiştir.


Kentin mimarisi büyüleyici. Mardin'de, farklı dini inanışların sanatsallasmış eserleri olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler mistik bir atmosfer yaratıyor.


Kenti bir açık hava müzesi gibi gösteren altın rengi taşlardan yapılmış geleneksel Mardin evleri, kayalık ve volkanik bir tepenin güney yamacındaki kalenin eteklerinden ovaya doğru ve birbiri üzerine yükselen teraslar halinde inşa edilmişler. Özgün bir mimari karaktere sahip olan bu evler geniş avlulu, 2-3 katli ve Kentin mimari kurgusunda kullanılan temel malzeme kolay işlenebilen kalker taşından yapılmışlar. "Midyat Evleri"ni süsleyen Taş İşleme Sanatı Nahid de Midyat'ta yaşayan tüm toplumların ortak bir değeridir.


Mardin’in meşhur dar sokakları insanla beraber eşek, at, deve gibi binek hayvanlarının ebatları da dikkate alınarak yapılmış. En güzeli de, yazın şehirde doğal klima etkisi yaratıyor, bu sıcak şehirde serin serin geziyorsunuz. Bir yandan da bu dar sokaklarda yankılanan tarihi seslerin fısıltıları eşliğinde her biri birbirinden farklı taş işlemelerine hayran olarak, sınırsız sayıda sokağı birbirine bağlayan bir labirentin içinde geziyor hissini yaşıyorsunuz. Bu sokaklarda biraz Floransa, biraz Kudüs havası var. Biraz romantizm, biraz realizm var.


Mardin’den 4 kilometre uzaklıkta bulunan, Hıristiyanlık tarihinde önemli yere sahip olan Deyrulzafaran Manastırı’nda, Süryanilerin güneşe taptıkları dönemden kalan tapınakta dolaşmak enteresan, muhteşem yerel yemekler sunan Cerciş Murat Konağı, Bağdadi, Madius Tarihi Konak gidebileceğiniz başlıca adresler, güneşle vedalaşmak için Kasımiye Medresesi’ne gidip, havuzundaki yansımaları seyretmek etkileyici, şehrin çarşılarındaki dar sokak ve yokuşlarda dolaşan belediyenin kadrolu çöpçüsü olarak çalışan eşekleri görmek gülümsetici, Mezopotamya manzaralı Şehidiye Kahvesi’nde oturup, günü batırmak ve hemen arkanızda Mardin Kalesi’nin ışıklarının sergilediği görüntüye bakmak doyumsuz.


Kasımiye Medresesi’nin havuzunda akan su tasavvufi olarak doğumdan ölüme kadar insan hayatı ve sonrasını simgeliyor. Suyun ilk doğduğu yer bebeklik, döküldüğü ilk yer ufak bir çukur, orası çocukluk ve sonrası gençlik, ince uzun oluk olgunluk dönemi, takiben yaşlılık ve suların bir havuzda toplanması ölümü temsil ediyor. Daha sonra bu suyun kanallarla karşısındaki uçsuz bucaksız Mezapotamya topraklarına dökülüşü ve yeniden can bulması da ölümden sonrasını simgeliyor. Aynı tasavvufi benzetme Zinciriye Medresesi’nde de var.


Mardin çarşı ise çok büyüleyici. Semerci, keçeci gibi yerel el sanatları yapan ustalar köşe başlarını tutmuş. Medeniyetle henüz pek tanışmamış olan çarşılarda yürümek zaman makinesinde yolculuk gibi. Telkari, taze badem şekeri, leblebi, peksimet Süryani şarabı alınması gerekenler.


Latifiye Camii, Ulu Cami, Kasımiye ve Zinciriye Medresesi şehrin şaheserlerinden. Mor Benham diye bilinen Kırklar Kilisesi Mardin’in Metropolitlik Kilisesi olarak kullanılan eski ahşap kapıları ve çan kulesi ilgi çekici bir yapı. Akkoyunlular 1430’larda şehre egemen olmuşlar. Kayseriye Camii ve Kasımiye Medresesi bu dönemin başyapıtlarından. Eski Süryani kilisesi değişik uygarlıklardan eserlerin sergilendiği Mardin Müzesi olmuş. Arkeolojik ve etnografik eserler İ.Ö. 4000’lere uzanıyor. Göç etmek zorunda kalan Süryanilerin ardından hüzünlenen Tur Abdin (Mardin ve Midyat’ın bulunduğu bölgenin tarihi adı) köyleri, dünyanın en eski kiliselerinden biri sayılan Anıtlı (Hah) Köyü’ndeki 4. yüzyıldan beri ibadete açık olan Meryem Ana Kilisesi, İzbırak ve Gülgöze köyleri de görülmeli. Mardinlilerin yazın gittikleri ‘’Beyaz Su’’ gürül gürül akan bembeyaz suyuyla en sevilen yerin başında.


Turistik kentlerin masalsı görünümüne sahip değil ama antik ve modern kültürlerin saf ve doğal karışımı mevcut bu topraklarda. 2 bin yıl içinde birçok medeniyet, milyonlarca insan Mardin uğruna feda oldu fakat bu sevda hiç bitmedi. Bereketli toprakları, Mezopotamya’ya hâkim kalesi, tarihin fısıltılarıyla inleyen dar sokakları, güneşin taşa bıraktığı güzel rengiyle bambaşka bir şehir Mardin. Taş ustalarının sevgi, zerafet ve inançlarını bir telkari gibi işledikleri, binlerce yıldır din, dil, ırk ayrımı yapmadan çan seslerinin okunan ezanlara karıştığı, medreselerin kiliselerle buluştuğu, tarihi ipek yolunun, şahinlerin yuva yaptığı, Mezopotamya ovasının bir diyar Mardin. Sevgi, Hoşgörü, Tarih ve Kültürün bakırcılar çarşısında yapılan mırra cezvesinde piştiği bir kahvedir, el emeği göz nuru bir telkaridir Mardin.


Mardin’in en önemli özelliklerinden birisi de Telkari işçiliğidir. Burada Berdan Mardinin’nin dizisinin de çekildiği atölyenin (Merdin Silver) sahibi Bayram Bey ve eşi Leman Hanım bizi dükkanlarında ağırladı, Mardin ile ilgili hızlı bir tur yaptırdı. Telkari işçiliği ve Mardin’in kültürü ile ilgili belli başlı bilgileri hızlıca beynimize yüklediler.

Yine bir telkari ustası olan Bekir Bey de (Varlık Silver) evinde akşam yemeğinde ağırladı, sabah kahvaltısında bize özel fırınında Mardin’in meşhur lezzetlerinden biri olan ‘’Etli Ekmek’’ yaptırdı. Hatay’da edindiğimiz dostlardan sonra Mardin’de de böyle güzel dostluklar edinmiş olmamız paha biçilmez.


Dananın kaburga kısmından yapılan, Mardin’e özgü baharatlar ve lavaş ekmeğinin hamuru ile yoğurularak ve kuzunun iç yağıyla da bombalanarak fırına verilen oldukça ağır ama tadılması farz olan bir lezzet.


Mardin demek her yerden faklı olarak badem demek, cevizli sucuk demek, kahve demek… Dibek kahvesi, mırra, menengiç kahvesi, süryani kahvesi en çok önüme gelenler oldu. İkram etmeyi, yedirip içirmeyi çok seven, gönlü de eli de inanılmaz bol olan insanlar Mardinliler. Hangi dükkana alışverişe girerseniz girin, hatta isterseniz alışveriş bile etmeyin, sizi ikramsız çıkartmıyorlar oradan. Baklavacı baklavasından, kuru yemişçisi bademinden, cevizli sucuğundan, kahvecisi, kahvesinden sunuyor, telkaricisi nazar boncuğu takıyor. Kimse sokakta yemek yemiyor, başkalarının canı çekmesin diye… Farklı terbiyede insanlar bu Mardinliler. Çok etkilendim insanlıklarından, sakinliklerinden, ağırbaşlılıkları ve cömertliklerinden.



1910’dan beri ayakta duran, kendi buluşları olan enfes kahveleri, farklı aromalarda, lezzetli bademleri, kuru yemişleri, agresifliğe, mideye, yağ yakımına yarayan zaferan çayı ve hiç durmadan önünüze yiyin diye koydukları bademler, elinize zorla verdikleri cevizli sucuklar, tükenmeyen kahve servisleriyle Artukbey Dükkanı’nda alışveriş çok eğlenceli. Slogan; ‘’Yemek serbest, cebe koymak yok’’. Zaten midenin cepten büyük olduğunu düşünürsek mantıklı olan orada o atmosferde kahvenin yanında doya doya yemek gibisi yok. Yakında İstanbul Beşiktaş’ta da bir şube açacaklarmış. Dükkan sahibi Mehmet’in sempatisi, ürünleri anlatış biçimi ve işletme kabiliyetini durup bir kenardan izlemenizi öneririm. Bu eğlenceli dükkan Mardin’in en güzel simgelerinden birisi bence. Artuk Bey kahvesi içinde süt olmadığı halde sanki sütlüymüş gibi bir tada sahip, kafein orası yüzde 65 azaltılmış, mideyi yormuyor, içimi hakikaten çok hafif ve tadı inanılmaz lezzetli. 7 çeşit kahve ve 3 çeşit bitkinin karışımından oluşuyor. Hiç kahve sevmeyen biri bile rahatlıkla içer. Dükkandaki her şeyin faydalı oluşu çok güzel. Artukbey Kahvesi de hafızayı güçlendirmeye, mideye, soğuk algınlığına, gaza, ağız kokusuna, iştahsızlığa şifaymış. Ayrıca ''Cevizli Sucuk (Ikude)'' buralarda en çok sevilen yemişlerdendir. Üzüm bağlarından toplanan mazruna üzümünün çuvallar içerisinde dövülüp, elde edilen üzüm suyunun kaynatıldıktan sonra, ipe geçirilip yerli beyaz cevizin de bu kaynatılmış üzüm suyunun içine daldırılıp gün ışığında kurutulmasıyla meydana gelir.


Akşam yemeğine davetli olduğumuz tarihi konağın hanımı tarafından hazırlanan yer sofrasında bize kucak açan Varlık ailesiyle beraber yemek yemek Madin’deki en paha biçilmez anların başındaydı. Yemek başlı başına bir kültür olayıdır. Evlere girmek lazım, şarkı, türkü dinlemek lazım, tarihi koklamak lazım… Fırat ve Dicle nehirleri arasında, bir dağın tepesinde taa m.o 3000'de kurulmuş olan Mardin, Yukarı Mezopotamya'nın en eski şehirlerden biri. Hem Mezopotamya Ovası'na bakan çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yapmış bir medeniyetin beşiği olduğundan hem de Doğu Anadolu'da da pek çok kavmin kervan yollarının kesiştiği bir noktada yer almış olmasından dolayı Mardin'in yemek kültürü çokça gelişmiş ve çeşitlenmiş.


Mardin'in kendine has yemekleri yanı sıra yörede yetişen baharatların çeşitliliği (Tarçın, kişniş, mahlep, zencefil, yeni bahar, sumak, pul biber ve bademi gibi) Mardin Mutfağı'na zenginlik katan unsurlar. Herkesçe bilinen yemeklere dahi çeşitli Mardin baharatlarından bir tutam atınca bambaşka lezzetlere dönüşüyor. Güney ve Doğu Anadolu'nun bol baharatlı, yağlı beslenme sekli Mardin'de de tam gaz durumda. Sebzenin beslenmede yeri yok denecek kadar az. Biber, patlıcan kurutularak, domates de salça yapılarak kullanılıyor genelde.
Kavurma, sucuk, üzüm sucuğu yanında evde hazırlanan kışlık yiyeceklerin başında bulgur ve şehriye geliyor. En yaygın yiyecekler çiğ köfte ve pilav. Her ikisi de bulgurdan yapılıyor. Yörede bulgur; Et yemekleri, çorbalar, dolmalar ve köftelerde yaygın olarak kullanılıyor. Çorbalık olarak hazırlanan "dövme", Köftelik bulgur denilen "ihşane", içli köfte yapımında kullanılıyor.

Mardin'in yöresel yemeklerinden; çorbalardan; lebeniye, un çorbası, kelle paça, çorten, et yemeleri; kibbe, etli ekmek, Mardin çiğ köftesi, fikriye, alluciye, dobo, pilavlardan; kinneberli pilavı, şehriyeli bulgur pilavı, ciğer pilavı, hamur işleri; sembüsek, cevizli börek en sevilenler.


Her ayrıntısı sanat, tarih ve estetik ile bezeli muazzam bir butik otel Mardius. Mardin kültürünü gerçek ruhuyla yaşatan akıllardan silinmeyecek cinste bir yer. Her biri farklı dekore edilmiş olan ve Mardin tarihinin bütün güzelliklerini anlatan toplam 10 odası var. yemekleri enfes, manzarası büyüleyici. Avlusunda yer alan tahtlarda deniz gibi bir Mezopotamya manzarasını seyrederken yediğiniz yemeğin tadına doyum olmuyor. Kökleri Eyyüp Sultan Hazretlerine dayanan Ensari Ailesine ait bu konağın restore edilerek bu tarz bir butik otel haline getirilmiş olması çok ayrıcalıklı bir deneyim yaratıyor. Mardin'e gelecek olanlara bu konakta kalmalarını özellikle tavsiye ederim. Büyülenecek, kendinizi özel hissedecek ve Mardin’i dibine kadar yaşayacaksınız.


Damak tadına düşkün, asırlardır Mardin lezzetleriyle büyümüş köklü bir ailenin elinden çıkan, kokusu da, sunumu da aklınızı başınızdan alan’’ kuzu kaburgalar’’, “Şam böreği” de denilen kapalı lahmacuna benzeyen ‘’sembusek’’ler ‘’İkbebet’’ ve ‘’Kitel Rıhha’’ dedikleri haşlanmış içli köfteler, ırok denen kızartılmış içli köfte, ‘’Acin’’ denen çiğ köfte, ‘’Lebeniyye’’ dedikleri meşhur yoğurtlu buğday çorbası, ‘’Kibe ‘’denen işkembe dolması, yöreye özgü baharatlar kullanılarak lezzeti arttırılan geleneksel tüm yemekleri deneyimlemek için en iyi adres burası! Mardin mutfağını en iyi icra eden yer olduğunu düşünüyorum.


Mardius’un şefi Süleyman Engin çok özel biri. Türkiye’nin en kapsamlı Avrupa Birliği Gastronomi ve Yiyecek, İçecek, Mutfak Sanatları Aşçılık Projesi olan Mardin’de Gastronomi Meslek Eğitiminin Geliştirilmesi Projesi’ni hayata geçiriyor. Bu sayede Mardin’de mesleki ve teknik eğitim yoluyla nitelikli aşçılar yetiştirilmesi, yöresel yemeklerin uluslararası standartlarda reçetelenmesi ve dünyaya tanıtılması hedefleniyor. Yöredeki bu büyük eksikliği ortadan kaldırmak için çabalayan, bize Mardin mutfağını en güzel şekliyle anlatan, pek çok bilgi katan Süleyman Şef’e hem kendi adıma hem de ülkemiz adına teşekkürler.

Peyran Çorbası; Konağın Hanımefendisi Peyruze Hanım tarafından yapılan bu çorba, adını Konağın Beyefendisi Tahir Bey'in eşine sevgisini belirtmek için "Peyran" diye hitabından almış. Mardin sade yağ (semnihir), et suyu, ev yapımı; Baharatlı Çıtır Hamur Parçacıkları ve yöresel baharat harmanı ile pişirilmiş kıyma, badem eşliğinde sunulan çok özel bir lezzet.


Mardin’in en bilinen ve en sevilen ara sıcaklarının özetlendiği bu tabakta; kapalı lahmacun olarak da tanımlanan, tadı biraz da kıymalı çiğ böreğe benzeyen ‘’Sembüsek’’, kızarmış içli köfte olarak da bilinen ‘’Erok’’, haşlanmış içli köfte olarak da tasvirleyebileceğimiz ‘’İkbebet’’ bulunuyor.

Sembüsek; İki farklı pişirme metodu ile pişiriliyor. Kırsal kesimde sac üzerinde pişirilen sembuseğin ismi orada ‘’Şam börek’’ olarak geçiyor. Orijinal pişirme şekli, Mardin merkezde pişirildiği gibi fırında pişirilmesiymiş. Sembuseğin sebzeleri pişirilmeden önce farklı işlemden geçiyor. İşlem sırasını bozmak sembuseğin kalitesini önemli ölçüde etkiliyormuş.

Erok; Kızarmış içli köfte olarak biliniyor olmasına rağmen güney doğu ve doğu Anadolu coğrafyasının diğer şehirlerinde yapılanlardan çok farklı bir özellikte olup, basık ve dışı ince. Diğer şehirlerde yapılanların aksine elips değil avuç içinde bastırılarak şekillendiriliyor. Ana baharatı olan öğütülmüş kişniş (Gızbara) Mardin mutfağının en belirgin baharatıdır.

İkbebet; Lezzet, iç kısımlara ulaşsın diye İç malzemesi doldurulduktan sonra ikbebet avuç içi ile kapatılırken kenar ucu hafif açık bırakılır. Yapımında kullanılan tüm malzemeler yörede yetişen zerzevatların bir araya gelmesi ile pişirilir. Tamamı ile Mezopotamya ovasının buğdayından elde edilen ince bulgur ile yapılan ikbebetin baharatları da yörede ki vadilerde yetişir.


Kaburga Dolması; Mardin mutfağına özgü 400 yıllık bir reçete olan geleneksel bir kuzu yemeğidir. Kuzunun sağ kaburgasından yapılır. İçerisine pilav ve badem doldurulur. Tane yenibahar aromalı et suyunda pişirilir. Tane Yeni Bahar; Mardin’de kaburga dolması ile bütünleşen bir baharat olup, Mardin’de kaburga dolmasının ana baharatı olarak kullanılır. Kaburga dolmasından elde edilen et suyuna, kahverengimsi bir renk ve karanfilimsi bir aroma veren baharattır.


Geleneksel Mardin şehriyeli bulgur pilavı (yöresel ismiyle Gırar), iç pilav (yöresel ismiyle Hasu) ve et suyu ile servis edilir. Et suyu da üzerine dökülerek doya doya yenir. Yeme stili işte böyledir. Tüm malzemeler birbiriyle uyum ve bütünlük içinde, özellikle ufacık bir badem dokunuşu yemeği uçumuş durumda.
Mardin’in olmazsa olmazlarından birkaçına da değinmek istiyorum. Meyan Kökü Şerbeti (Süs); Ramazan aylarında yoğun olarak tüketilen, bitki kökünden elde edilen serinletici ve ferahlatıcı doğal aromalı bir şerbettir. Keme; Mart – Nisan aylarında gök gürültüsü ve yağmurun bol olduğu mevsimlerde şimşeğin çakmasından, yıldırımın toprakla buluşmasından sonra olgunlaşarak Mardin coğrafyasında yetişen bir yer altı mantarıdır. Müthiş aroması ile Avrupa’da paha biçilmez olan ’’ Trüf’’ mantarının Mardin alternatifi olarak bilinir. Rami; Sadece Mardin bölgesinde yetişen ve Mardin`in olmazsa olmazlarından olan, özelikle yaz aylarında yetişen bir meyvedir.


500 yıllık bir reçeteye sahip olan ‘’Zingil Tatlısı’’ tamamen köy ürünleri kullanılarak yapılıyor. Yumurta, yoğurt, ceviz, buğday unu ile yapılıyor ama malzemenin basitliğine bakmayın tadı efsane, kaliteli malzeme çok önemli. Şerbetiyle beraber çok lezzetli ve bir o kadar da hafif bir tatlı.


Mırra; Mardin’e özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan zehir acısı bir kahve. Aman dikkat! Bu kahve burnunuzdan gelsin istemiyorsanız yazdıklarıma kulak verin, öyle için. Kuralı kaidesi var, o kadar kolay değil içmesi. Yanlış içerseniz de cezası var. 3 yıl hapis, 500 falaka… Şaka şaka bunla değil ama belki de daha beteri. Rivayetlere göre fincanı masaya ya da yere koyan kişi şunlardan bir veya birkaçını yerine getirmekle yükümlü; fincanı altınla doldurmak, kahveyi servis edenle evlenmek, kahveyi servis edeni evlendirmek, Kahveyi servis edenin çeyizini oluşturmak gibi… Ben bu yükümlülükleri önceden biliyordum, fincanı zinhar yere veya Masaya koymadım fakat daha fazla istemediğim zaman işaret parmağımla fincanın ağzını kapatıp eline vermem gerektiğini bilmiyordum. Kahveyi içerken tepemizde zebani gibi bekleyen garsona panikle önce evlenme vaadinde bulundum sonra düşündüm, ağır gelince onun da rızasıyla hafifletilmiş para cezasına döndürdük. Yer sedirine kurularak içmek de ayrı keyifliydi.


Peksimet; Sadece Mardin`de bulunan ve fırın içerisinde kurutularak pişirilen özel ekmek dilimlerine deniyor.


Mardin Peynirleri; Geleneksel Mardin peynirlerinin güneydoğu gastronomisine katkısı tartışılmaz derecede büyük. Mardin peynirleri hemen hemen her mevsim de bulabilirsiniz. Mardin Lavaş Peyniri, Mardin Bardak Peyniri, Mardin Dil Peyniri, Göçer Peyniri, Tuzsuz Tatlı Peynir (Kahhiye ve Peynir Tatlısına kullanılır.), Keçi Peyniri, Matfora Peyniri,Megbuse Peyniri (Eritildikten sonra tenekelerde saklanan Peynir)


Kliçe; Mardin`e ait geleneksel bir lezzet olup, Mevlit çöreği, Hayat Çöreği veya Kliçe gibi isimlere de sahip. Genellikle özel günlerde yapılır. İçerisinde yer alan baharatlar, Mardin baharat kültürünün önemli bir parçasını oluşturuyor. Eski geleneklerden günümüze kadar gelen Kliçe dediğimiz Hayat Çöreğini, karşılıklı olarak birer ucundan tutarak bölen kişiler ‘’Savaşta, barışta, iyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta, dar günde, ferah günde barış içinde yanındayım’’ sözünü vermiş oluyorlar. Bundandır ki medeniyetler beşiği Mardin barış ve huzur içinde yaşayan toplumların durağı haline gelmiş.


Tezgah altından çıkan bir kadayıf bu, sadece tanıdıklara özel. Lezzetini şimdi daha iyi tahmin edersiniz diye düşünüyorum. Künefeyi ne kadar sevdiğimi Antakya yazımda anlamışsınızdır. Buradaki de çok güzeldi ama Hatay künefesi bir başka.


Mardin’de Zinciriye Hotel’de kalmanızı tavsiye ederim. Şehrin tam merkezindeki konumu, Zinciriye Medresesi ile içiçe duruşunun verdiği büyülü atmosferi, Mardin’in yapısını çok iyi anlatan tasarım eseri taş odaları, güler yüzlü ekibi, otel müdürü Nurettin Çeke’nin ilgisi, alakası ile huzur ve keyif dolu en önemlisi de konforlu bir tatil yapıyorsunuz. Fiyatları da tüm bu özelliklerine göre makul tutulmuş. Bütçeniz müsade ediyorsa Mardius Hotel de seçenekler arasından ilk sırada.

MİDYAT
İki yerleşim biriminden oluşan, dinlerin ve dillerin birleşme noktası, "Gelen ağlar giden ağlar" sloganı ile adeta özdeşleşen Midyat, Mardin’e bağlıdır ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin en gelişmiş ilçelerinden biridir. Midyat’a Mardin’den her saat başı kalkan otobüs ve minibüslerle gidilebilir. (65 Km)
Dinlerin (İslam, Hristiyanlık, Ezidilik) ve dillerin (Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Süryanice) buluşma noktasıdır Midyat. MÖ 9. yüzyıl Asur tabletlerinde süryanice ‘’köyüm/vatanım’’ anlamına gelen Matiate olarak tanımlanır ve çok ilginçtir ki Mardin’deki Süryaniler günlük yaşamlarında Arapça konuşurken, bir saat ilerideki Midyat’ta yaşayanlar Süryanice konuşur.
2000'li yıllardan itibaren burada çekilen Dizi Film ve Sinema Prodüksiyonları sayesinde unutulmakta olan ve burada yaşamış olan tüm toplulukların ortak değeri olan Telkari (Gümüş İşleme) sanatı tekrar canlanmış Midyat’ta. Yüzyıllardır kardeşçe yaşadığımız Süryaniler’in ince zevklerini taşa yansıttıkları kuyumcularda, telkari mücevherlerle büyüleniyorsunuz adeta.

Bunlarda ilginizi çekebilir: