Müziğin Eşsiz Ritminde Gastronomik Bir Yolculuğa Çıkartan Mekan: Frankie

İstanbul’un moda ve sanat merkezinin kalbi gözde semtimiz olan Nişantaşı’ndaki Sofa Otel’in en üst katında yer alan Frankie, tam iki senedir iyi yemek ve iyi servisin elegan ve naif bir ortamda kaliteli müzikle taçlandırıldığı nezih bir mekan. Uzun ve eğlenceli yemeğin İstanbul’daki en klas adresi bence...

Berrak mekanlarda..



İsmi hem Frank Sinatra’dan esinlenilerek hem de tam manasıyla Newyork havası esen bir ambiyansa sahip oluşundan Frankie konmuş. Bu kadar çatıda olması, içinin dizaynı, ortamın havası, müzik tarzı ve mekanın ağırbaşlılığına bakarsanız bu ismin bu mekana ne kadar yakıştığını hemen anlayabilirsiniz...


Burası haftanın üç günü canlı müzik olan, cuma ve cumartesi günleri de dj performansıyla neşelendirilen klas bir restoran. Lounge alanında Sezen Aksu’nun direktörlüğünde yerli ve yabancı sanatçıların akustik performansları sergileniyor. Şu sıralarda salı geceleri Barbaros, Çarşamba geceleri Selen Servi ve Perşembe geceleri Evrim Özkaynak sahne alıyor. Hepsi birbirinden keyifli vakit yaşatıyorlar. Şu konuyu da aydınlatmak isterim; Sezen Aksu mekanın sahibi değil. Genelde insanlar öyle zannediyorlar, tamam ufak bir hissesi var ama aslen Frankie’nin müzik direktörü olur kendisi...


Bu mekanda temel amaç kaliteli müzik eşliğinde uzun ve keyifli bir yemek zevki yaşatmak. Müzik gecce 22:15 gibi başlıyor, 01:00’ da bitiyor. Dışarda açık bir bölüm var, evinizin geniş balkonu kıvamında, süper bir manzaraya sahip. İçerisi yani restoran kısmı evinizin salonu gibi, sağ tarafta özel kutlama, davet, organizasyonlar için ayrılmış bir köşe de mevcut. Orta kısım Lounge kısmı oluyor. Bu kısmında da sanatçılar sahne alıyor. Bar tam orta kısımda sahnenin karşısında yer alıyor. Şarap mahzenine de asansörle çıkılıyor. Mekan bölümlere o kadar iyi ayrılmış ki, tam manasıyla anlatmak gerekirse o kadar amaca ayrılmasına rağmen komplike değil kompleks bir yer olmuş. Bu ahengi yakalayabilmişler.



Frankie yemek ve müziğin yanısıra içki konusunda da çok özen gösterilen bir mekan. 200 çeşit, değişik markalarda şarap mevcut. Yerliler ve yabancılardan da iyi senelerin, iyi ürünlerini almaya çalışıyorlar. Frankie İstanbul mahzeni Türkiye’nin bir numaralı Sommelier’i (şarap uzmanı) Serdar Kömbe’nin seçimlerine emanet edilmiş. Kendisi aynı zamanda restoran müdürü, işinde çok profesyönel, daha önce Zuma’dan aşina olduğum Serdar Bey’in Frankie’deki herşeye A’dan Z’ye hakim oluşu, ilgisi gerçekten mekanda güven oluşturucu bir etken. Bunun yanısıra servis ekibinin misafirlere mönü konusundaki bilinçli ve yönlendirici tutumu, donanımları hakikaten etkileyici. Kendinizi güvenle teslim edebiliyor, yemek boyunca özel ilgi alaka ile memnun ediliyorsunuz. Dj Ari Kürkyapıcı ise müzik seçimlerinde o kadar başarılı ki yerinizden kalkıp barın köşesindeki yerine kadar gidip kim çalıyor bunları diye görme ihtiyacı hissediyorsunuz. Mekanın genel müdürü Ayşem Saraçoğlu’nun misafirlerle olan diyaloğu ve ilgisi çok sıcak. Enerjisini ve güzel aurasını atmosfere yaymış.


Nişantaşı insanların gözünde kışlık bir semt gibi yer etmiş olsa da, Frankie’nin yazın üstünün açıldığını belirtmek isterim. Kolay ulaşılan, Boğaz’daki kalabalık ve hengameden uzak olan, stil sahibi, eğlenceli ve hoş bir mekan olduğunu da eklersek, önümüzdeki yaz günleri için de burayı aklınızdan çıkartmayın derim.
Frankie’de davetler de oluyor, mesela geçen Pazar bir düğün yapılmış. Pazar ve Pazartesi günleri sıklıkla kurumsal davetler oluyor. Düğün Dernek Filmi’nin ekibi de büyük gişeyi yaptıktan sonra burada toplanmışlar. Her ayın bir Pazar günü ünlü bir sanatçı çıkıyor. Son çıkan Ayşegül Aldinç olmuş. Sezen Aksu orada arkadaşları olduğu zaman yemeğe geliyor, bara geliyor bazen de bir iki şarkı söylüyor, şanslıysanız rastlayabilisiniz. Ben şahsen kendisine aşığım, bir gün inşallah ben de yakalarım o doğal atmosferi...
Herşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, kullanılan peçeteler bile %100 keten, tabaklar sade beyaz çünkü içlerine fazlasıyla özen gösteriliyor. Çok rafine tatlar sunmaya çalışıyorlar. Gastronomik bir yolculuğa çıkartıyorlar sizi adeta. Burayı yaşamak lazım derim.




Restoran kimliğini ön plana çıkarmayı amaçlamış olduğundan çok sade bir mönüsü var Frankie’nin. 15 adet giriş, 15 adet ana yemek bulunuyor. Evet işin içinde eğlence var fakat yemek o kadar ön planda ki eğlence bile geride kalıyor.


Mutfağa girdiğimde bu denli tarz bir yer görmeyi hiç beklemiyordum doğrusu, hele ki mutfak ekibinin tümünün Yunanlı Şef Symoen Triantafyliou ile ingilizce konuştuğunu görünce gerçekten çok etkilendim. Mekanın bütününde kalite ve delicesine özen söz konusu. Frankie’nin genç ve dinamik, yerinde duramayan neşeli şefini tanımanızı isterdim; o kadar tatlı, o kadar mütevazı ve aynı zamanda işinde o kadar başarılı biri ki hakikaten hayranlığımı kazandı.


Mönüyü sıkça değişen yemekler ve günün speysiyalleriyle destekleyip zenginleştiriyorlar. Mevsimine göre mönüye giren ve çıkan çokça farklı yemek oluyor. Mesela şuan kuzu uykuluğun tam mevsimi. Uykuluk burada keşkekle beaber veriliyor. Yaratıcılıkta sınır tanımayan şef, insanın aklına gelmeyen tabakları bibirine birleştiriyor. Morina Balığı’nı nohutla veriyor mesela. Düşünsenize balığın altında bildiğimiz nohut var. Burada hep enteresan şeyler oluyor, mesela kuzu tandırın yanında tarhana yapıyor, hem de şef tarhanayı bile kendisi yapıyor. Sonra tarhanayı kuskus gibi yuvarlak hale getiriyor ve siz o tarhanayı tabağınızda bir nevi risotto olarak görüyorsunuz. Vay canına, çok etkileyici değil mi? Şef günlük hayatta unuttuğumuz normal yemekleri bu tarz dokunuşlarla bütün tabaklara uyarlıyor. Bu mekanda tüm ekip bir aile olmuş, mönüyle ilgili, yaratıcı yemeklerle ilgili Şefin dahiyane buluşları var ama bunun yanısıra Serdar Bey, Ayşem Hanım ve mekan sahibi Kaya Demirer’in mönüde ve bu yaratıcı yemeklerde şefle yaptıkları beyin fırtınası, şefi zorlayışları gözardı edilemez.


Eklemek isterim bu çok önemli, misafirler eğitimli garsonlar tarafından çok güzel yönlendiriliyor bu restoranda. Siparişinizi alırken sizi farklı olan tatlara o kadar güzel yönlendiriyorlar ki, bence bu bir restoranda parlayacak en önemli farktır. Hepimiz zorlanırız bilmediğimiz tatlara yönelmekte. Cesaret edemeyiz, mönüde okuduğumuz içeriği gözümüzde çok canlandıramayız ama burada o konuda o kadar güzel bir destek var ki kendinizi rahatça bırakabiliyorsunuz. Yemek geldiğinden itibaren sizi takip ediyorlar, beğenip beğenmediğiniz konusunda peşinizde oluyorlar. Emin olun o masadan memnun kalkmanızı sağlıyorlar.


Her masaya ikram edilen zeytinyağı Cunda’dan geliyor, beraberinde sunulan beyaz peynir mus kendi üretimleri olan çeşit çeşit ekmekle çok güzel gidiyor. Parmesanlı ve 7 tahıllı olanlarını şiddetle tavsiye ederim. Keçi boynuzlu ve pancarlı olanlar da muhteşem. Bunlar da Serdar Bey’in favorileriymiş. Ama fazla ekmek yemeyin, tutun kendinizi, nasıl yapacaksınız bilmem ama esas yemekler yıkılıyor hepsine yer bırakmalısınız!


Chardonnay Yaprak Çorbası

Frankie’nin mönüsünde bir fantazi kısmı da var bir de klasikleşen tabaklar var. Mesela ‘’Chardoney Asma Yaprağı Çorbası’’, ufak bir fincanda geliyor, içinde minicik bir dolma, üzerinde de yoğurt mus var. Çorbayı içtikten sonra o minik dolma çıkıveriyor ortaya. Gerçekten çok yaratıcı, harika bir lezzet aynı zamanda...


SURF & TURF

Turkish Surf & Turf tamamen Frankie’nin yarattığı, kendi buluşları olan tarz bir başlangıç. Tabağın altında taze rezeneden yapılan rezene beğendi var. Şef beğendiye yumuta koymuyor, sütten yapıyor. Üzerine deniz tarağı ve sucuk var.
Deniz tarağının yarısını kesin, biraz da sucuktan kesin, ikisini üstüste koyun, rezene beğendiyi de altına ekleyin. Bu üçünü beraber tek lokmada yiyin, bayılacaksınız! Yok böyle bir başlangıç. Böyle başladıysak daha neler olacak diye meraklandıracak cinsten.


Fankie’de bütün yemekler nokta atışı. Görmüş olduğunuz ‘’Izgara Ahtapot’’ deli birşey. Taze patates, yedikule marul ve Kuzeydoğu İspanyaya ait, balıkçıların tecih ettiği, dünyada da temel olan beş sostan bir tanesi olan Romesco Sos ile sunuluyor.


UZAKDOĞU USULU DANA

Her restoranda dikkat ettiğim olmazsa olmaz ‘’sporcu dostu yemekler’’ kriterimi mönüdeki; Izgara Levrek, Organik Piliç, Izgara Bonfile ve favori yemeğim olan Uzakdoğu usulü Dana gibi ana yemek seçenekleri fazlasıyla doyuruyor. Uzakdoğu Usulu Dana’nın içeriğinde zencefil, susam kaşu, demi glas sosu var.



Fankie’nin bütün tatlıları iddiali ama bir ‘’Beyaz çikolatalı Milföy’’ var ki, yemeden ölmeyin... Bu cümleyi Şef Symoen’e de kurdum ve anında espriyi patlattı: ‘’Yedikten sonra da ölme’’ diyerek.





İnsanların kafasında Fankie’nin pahalı olduğu imajı var, bunu görüyorum. Bence burada ödediğiniz hesabın karşılığını kesinlikle alıyorsunuz. Bi defa canlı müzik var, normal bir restoran gibi değerlendirmemek gerekir fiyatları. Genel anlamda bakılırsa, fiyat-kalite dengesi, müzik-eğlence dengesi açısında burası eşsiz. İki yer gezip iki kere otopark parası verip, iki yerde hesap ödeme durumunda kalmadan akşamınızı tek bir yerde hoşça sonlandırabiliyosunuz. O açıdan daha bile karlı çıkabiliyorsunuz. Güzel vakit geçiriyor, iyi yemek yiyor, iyi hizmet görüyor ve kaliteli müzik dinliyorsunuz. Ortamın şıklığı, loşluğu, atmosferin sizi alıp götürüyor oluşu da harika. Buraya daha sıklıkla gastronomik bir ambiyanstan anlayan kişiler gelmeyi tercih ediyorlar. Turistler de bayılıyor.
Bana sıkça gelen soruların en güzel cevabıdır bu mekan. Özel günlerde şık restoran arayanlar, bayan bayana uzun ve eğlenceli bir yemek yemek isteyenler için hep burayı önermişimdir. Bir gidip Frankie’yi yaşayın görün derim.

Karşılama- *****
Servis- *****
Menü- *****
Dekor- *****
Ambiyans- *****
Fiyat- ****
Hijyen- *****
Sporcu dostluğu- ****
Bizi instagramda takip edebileceğiniz adres: geccerestoran

Bunlarda ilginizi çekebilir: