Akmerkez’in gülü: S Cafe & Brasserie

Havaların ısınmasıyla birlikte birçok restoranda yaz ürünleri menülerde boy göstermeye başladı. Artık sıcak kahvelerin yerini Affogato’ların aldığı, enginarların ve mevsim sebzelerinin arz-ı endam ettiği şu günlerde ben de bu harikalardan nasibimi almak ve biraz da kendimi şımartmak için soluğu S Cafe & Brasserie’de aldım. Daha doğrusu yaz alışverişinden sonra burası beni dinlenmem için kendine çekti desem daha doğru olur. Dekorasyonunun şıklığı ve sakinliği, tam da alışveriş sonrası bir kahve molası vermelik, ne yalan söyleyeyim.

Middle Chef

1994’ten beri faaliyet gösteren bu işletmeyi yeni keşfetmiş olmam eksiklik olsa da, “Zararın neresinden dönülürse kardır” dedim ve kendimi içeri attım. Tam kendime soğuk bir şeyler söyleyecektim ki çalışanların bir anda aklımı geldi ve Cosmopolitan'a yöneldim.


S Cafe & Brasserie, sadece kahve içilen ve bir iki aperatif alabileceğim bir mekan olarak aklımda kalsa da buranın Executive Chef’i Ramazan Bey’in mutfağından meğersem birbirinden güzel, çeşit çeşit yemekler çıkıyormuş. Eee dedim ya, "Bilmemek değil öğrenmemek ayıp”. O zaman masama mutlaka yaratıcı şaheserlerden birini söylemem gerek diye düşündüm ve “Enginar’lı ve Avokado’lu Karides"te karar kıldım. İyi ki kılmışım; çünkü Yaz Menüsü’nün bu çiçeği burnunda yemeği yediğim en güzel lezzetlerden biriydi. Enginarla yaşadığım aşk daha son bulmamışken masamıza gelen bir diğer sanat eseriyle gözlerim kamaştı. Ramazan Bey bu en fazla kelimeyi bu yemek için sarf etmesinden anladım ki sanırım bu yemeğe büyük bir aşk besliyor. Peki ne mi bu ballandıra ballandıra anlattığım? Hemen söyleyeyim: Asya sosu ile pişirilmiş “Fırınlanmış Somon”. Sunumuna dalıp gitmemek elde değil. Birlikte servis ediliği fasulye demeti ile Mona Lisa'nın pabucunu dama atacak cinsten. Bir de çalı demeti var ki o da tereyağında kavrulmuş vaziyette, sarımsağın muhteşem dokunuşu ile tabak üzerinde servis ediliyor.


Aaaa durun! Bu arada belki de en güzellerinden birini unuttum. Denememe rağmen hala unutamadım. O bir salata. Hem de buğday salatası. Tek kelimeyle tarif et mi dersiniz? Kullanabileceğim cuk diye oturabilecek bir kelime var. Pardon iki. Hazır mısınız? Bu yemek gerçekten "Fevkaladenin fevkinde"! Bazı yerlerde salata için ekstra zeytinyağı, nar ekşisi istersiniz. Getirseler bile reddedin. Bu salatada makyaja yer yok!


Tabii şimdi yemek bitti. Sırada ne mi var? Tabii ki tatlı... “Ne önerirsiniz?” diye sordum. Aldığım cevap; “Panna Cotta”idi. İzin verirseniz en başından anlatayım. Panna Cotta, İtalyan Mutfağı’nın en sevilen tatlılarından biridir. Bize servis edilen cinsi ise vişneli olanıydı. Gerçekten hafif mi hafif. Hatta soyut bir cisimden farkı yok, hafifliğini siz düşünün. Yanında dilimlenmiş çilek ve portakal ile servis ediliyor.


Bu muhteşem yemekleri yedikten sonra S Cafe & Brasserie’den ayrıldık. Masamızdan kalkar kalkmaz garsonlar ve hemen arkalarından Ramazan Bey ve İşletmeci Kemal Bey “İyi Akşamlar” dilediler. Misafirlerini “Yüzde 100 müşteri memnuniyeti” ilkesi ile ağırlayan ve tüm hafta boyunca saat 10:00 ila 23:00 arası hizmet sunan S Cafe & Brasserie, hizmete girdiği ilk günden bu yana müşterilerini ilk günkü gibi ağırlamayı başarabilen nadir mekanlardan bir tanesi.
YASAL UYARI: Haberin kopyalanması yasaktır. Haber, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: