Bir İtalyan klasiği Paper Moon

Bu hafta yıllardır gitmeye doyamadığım bir mekana, Paper Moon’a gideceğim belli olunca bir başka sevindim. Öğlen yemekleri ayrı bir keyif, akşamüstü bar müdavimi olan müşterileri için adeta her akşam uğranılan mahalle kahvesi, akşam yemekleri ise şıklık yarışına ev sahipliği yapan klasik bir İtalyan restoranı. Yılların eskitemediği Paper Moon popülaritesinden zerre kaybetmeden ve kalitesinden milim ödün vermeden İstanbul’daki en iyi İtalyan restoranı ipini göğüslemeye devam ediyor. Yaz-kış yer bulunmaz bahçesini uzun akşamların keyifli sohbet ve kahkaha seslerinin doldurduğu Paper Moon’da söylememe gerek var mı bilmem ama yemekler tek kelime ile enfes.

Mekan Delisi

Yıllardır Paper Moon’un aşçılığını yapan Pino yazın kısa bir ara vermiş Alaçatı Zio Beach’te İstanbul’dan konuklarını ağırlıyordu. Pino yuvaya dönmüş ve kaldığı yerden lezzet şölenine devam ediyor. İddia ediyorum İstanbul’da en iyi pizza ve makarna burada yapılıyor. Masaya oturur oturmaz servis edilen mini pizza dilimleri bile her dilimden sonra yemeğe yer kalmayacak diye tabağı itip sonra dayanamayıp tekrar gizlice el uzattığınız cinsten. Gelenler genelde hep tanıdık yüzler, yıllardır Paper Moon’un müdavimi olan isimler. Ortam rahat ama atmosfer göz alıcı şıklıkta, servis kusursuz ve hatta eğlenceli, yemekler ise şahane… Doğal olarak bir gelen bir daha bırakamıyor işte.

Paper Moon’da salatalarda favorim ıstakozlu enginar salatası ama bu sefer farklı bir şey denemek istedik ve rende keçi peynirli ıspanak salatası tercih ettik. Ortaya koca salatayı bırakmak yerine herkese minik tabaklarda bölerek servis etmeleri çok şık oldu.


Başlangıç olarak paylaşmak üzere diğer tercihimiz ahtapot carpaccio oldu. İtiraf etmeliyim ki benim burada başlangıçlardan favorim zaten buydu. Zar gibi incecik ahtapot dilimleri bu kadar mı yumuşak, lokum gibi ve leziz olur?


Paper Moon’da pizza ve makarnaları tartışmak bana dahi düşmez o yüzden farklı ana yemekler deneyip onları sizler için değerlendirmek istedim. Izgara levrekle başlayalım derim. Pamuk gibi deniz levreği ızgarada suyunu kaybetmeden pişirmişler ve müthiş bir tat olan patlıcan püresi ise servis etmişler. Çok beğenildi!


Sırada kemiksiz tavuk ızgara var. Organik diye belirtilmemiş ama kullanılan her malzemeye fazla ihtimam gösteren Paper Moon’un bunu belirtmesine gerek yok. Zaten bu porsiyonda böyle leziz servis edilen tavuk başka türlü açıklanamaz. Yanında sote sebze ve patates ile servis ediliyor. Kesinlikle tavsiye edilir.


Son seçeneğimiz ise tabi ki kırmızı et oldu. Porçini mantarlı bonfile tercih ettik. Kendi yağıyla kusursuz pişen et son derece hafifti. Mantarların verdiği lezzeti size anlatamam. Tabakta bu sunumdan eser kalmadı, silinip süpürüldü.


Tatlıya bu akşam da vize yoktu bizde. Ama daha önceki tecrübelerime dayanarak gönül rahatlığıyla milföy ve panna cotta önerebilirim. Bu arada kahve yanında servis edilen kurabiyeler de zaten tatlı yerine geçebilecek cinsten. Birçoğunuzun Paper Moon’u bildiğini biliyorum ve bu yüzden uzun uzun tasvirler yapmaktan kaçındım bu yazıda.

Bilmiyorsanız da İstanbul’da ki sayılı restoranlar arasında, İtalyan restoranı denince ilk akla gelen, belli bir müşteri kitlesi olan çok şık ve servis edilen her şeyin enfes olduğu bir yer. Yani hala telefonu elinize alıp rezervasyon için aramadıysanız, sonra yer bulmakta zorlanabilirsiniz benden söylemesi.
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: