Gül Erçetingöz
Tüm yazıları GÜL'CE GÜNDEM Gül Erçetingöz gulercetingoz@gecce.com 13 Haziran 2017 11:49

Kenan Erçetingöz, The İstanbul Butcher’da kasaplığa soyunursa…

Gül Erçetingöz bu kez "Ben hayatımı bambaşka bir adamla geçiriyorum... Onu benden daha iyi kimse bilemez ki kesinlikle detaylarına girilmesi gereken bir adam" dediği eşi Kenan Erçetingöz'le Trendsetter dergisi için bir araya geldi. Yeme-İçme ve Eğlence sektörü denince akla gelen isimlerden olan Kenan Erçetingöz'le İstanbul'u ve mekanlarını konuştu.


Duayen bir gazeteci ve yeme, içme, eğlence sektörünün altın anahtarı durumundasınız. Sizi magazinle tanıdık; yeme, içme ve eğlence sektörüyle aşkınız nasıl başladı?

Öncelikle şunu söyleyeyim, ilk defa eşimle bir röportaj gerçekleştiriyorum. Bu değişik geldi bana, bugüne kadar soruları hep ben sorardım da. Yeme-içme ile aşkım Las Vegas’da başladı. 2000 yılında David Copperfield’e gitmiştim. Bambaşka bir dünya ile karşılaştım. Yeme-içme o kadar önemsenmişti ki Las Vegas’da, her şey onun üstüne dönüyordu. Hatta özel şovlar yapılıyordu. Dünyanın en iyi aşçıları, en iyi lezzetlerini sunmak için yarışıyordu. Restoranlar inanılmaz dekorlarla yapılmıştı, insanlar yer bulmak için sıra bekliyordu. Çölde, suni bir yerde, düzenlenen bu etkinliklerden çok etkilenmiştim. Neden benim ülkemde, özellikle dünyanın kalbi olan İstanbul’da böyle restoranlar, şovlar yok diye düşünmüştüm. Dönüşte bu iş için gönüllü olmaya karar verdim ve gecce.com internet sitesini kurarak içine restoranları adapte ettim, yol göstermeye başladım. Kötüleri eleştirdim. Önce elmalarla armutları ayırdım, sonra ödül vererek teşvik ettim, yüreklendirdim.


İnce eleyip sık dokuyanlardansınız. Kenan Erçetingöz bir mekâna gittiğinde en çok hangi detaylara takılır?

Bence mekânın ruhu olmalı. Ruhsuz mekânları hiç sevmiyorum. Aslında sahibiyle ilgili bir konu. Bu kişinin sektöre bakış açısı her şeyi anlatıyor zaten. Bence mekândaki tüm detaylar çok önemli; karşılama valeden başlar, hesaba kadar devam eder. Servis, lezzet, dekor ve fiyat olarak sıralayabilirim dikkat ettiğim detayları. Ama en önemsediğim şey paramın karşılığını alabilmemdir.

Başta insanlığı olmak üzere, yeme içme ve eğlence sektörünü de paramparça eden bir Reina olayımız var biliyorsunuz. Üstünden neredeyse beş ay geçti. Neler değişti?

Reina olayı gerçekten çok ama çok üzücü bir olay. Dünyayı çok dolaşıyorum ve Reina en iyi bilinen yeme-içme, eğlence markamızdı. Defalarca yazdım, “Tanıtım yapılsın, reklam filmi çekilsin” diye ama sonunda çok kötü bir tanıtım oldu. Sektör çok büyük bir darbe aldı. Yeni yeni toparlanıyor herkes.


Sektörde bu dönemde ayakta kalabilmek için hangi adımlar atılmalı?

Sabırlı olmalıyız. Hemen para kazanma mantığı olmaz. Ama maalesef bazı patronlar yatırdığı parayı aynı sene içinde kazanmak istiyor! Yok, böyle bir mantık. Bizde dekora fazla yatırım yapılıyor. Oysa lezzet ve servise yatırım yapılmalı bence... Dekoru yiyecek halimiz yok. Adam diyor ki, “4 milyon TL yatırım yaptım Kenan Bey”. Ben de diyorum ki “Aşçın nereli, nerelerde çalışmış, hangi mutfağa hâkim?” Aşçısının adını bilmeyen patronlar var!

Her gün yeni bir mekân açılıyor ve ışık hızıyla kapanıyor. Özellikle son dönemde sektör bir hayli karışmış durumda. Yeni açılan mekânlardan favoriniz olmayı başarabilenler var mı?

Maalesef böyle bir durum var. Bir yatırımcı mekâna gidiyor, bakıyor ki çok iş yapıyor. Hemen oradaki salon şefi araklayıp, “Gel, ortak yer açalım senle” diyor. Sonra ne oluyor? Tabii ki mekân iş yapmıyor. Bu kadar basit değil bu işler. Emek, sabır ve profesyonellik isteyen bir sektör bu. Yenilerden Hazine ve Grey çok başarılı. Klein da öyle. Bence Fenix yılın en başarılı mekânı!


Sektörün bu aralar kuşkusuz en çok konuşulanı #SaltBea ile Nusret! Kimisi takdirle ayakta alkışlıyor; kimisi görmek bile istemediğini söylüyor. Siz hangi taraftasınız?

Ben bu konuyu her yerde gündeme getiriyorum ve takdir edenlerdenim. Çok çok önemli bir iş başardı Nusret. Tarkan’ın başaramadığını başardı. Tüm dünya ünlüleri, oyuncuları, sporcuları Nusret’in hareketini yapıyor. Ben konuya Nusret olarak değil, Türkiye’nin tanıtımı olarak bakıyorum. Michelin yıldızlı aşçılar ünlü oluyor da, neden bir Türk çocuk çıkınca laf söyleniyor anlamış değilim. Öyle ya da böyle, tanıtım yapıyor işte ve et konusunda gerçekten doğuştan başarılı bir çocuk. Aferin.

Nusret demişken... Son dönemde özellikle steakhouse kültürü oldukça popülerleşti. Steakhouse ile birlikte birçok yeni etçi, kebapçı ve kasap konsepti de ortaya çıktı. Yeni projelerden en iddialı olanı hangisi sizce?

Biraz detaya girelim… Bizim ülkemizde normal değil mi? Bir sokakta manav açsan, hemen yanına ikinci manav açılır. Sanki başka yer yok gibi... Et ve steakhouse konusu da aynen böyle oldu. Nusret bu ülkede et kültürünü değiştirdi, uluslararası standarda taşıdı olayı. Bu başarıyı görenler ise “Ben de yaparım ya ne olacak, alt tarafı et pişirme!” dediler, yatırımcı buldular ve inanılmaz paralarla et restoranı açtılar.


Sonunda dört gözle beklediğimiz yaz ayları geldi. Özellikle Çeşme ve Bodrum’da da görmeye alıştık sizi. 2017 yazını bir de sizden dinleyelim. Bu yaz hangi mekânlara gitmeliyiz?

Vallahi ben Bodrumcu’yum. Çeşme, Alaçatı’yı da çok seviyorum ama sonbaharda daha güzeller sanki. Yazın çok kalabalık; kuru kalabalık oluyor sevmiyorum. Bodrum bana daha iyi geliyor. İstanbul’un devamı gibi sanki. Fenix, Zuma, Nusr-et, Balıkçı Sait, Miam, Maça Kızı, X Beach, Casa Costa Beach. O kadar alternatif var ki Bodrum’da gez gez bitmez.

Peki, yazı şehirde geçireceklere önerileriniz neler? İstanbul'da yaz nasıl geçecek sizce?

Adalar’da çok güzel yerler var. Sedef Adası Elio favori yerim benim.


Türkiye sınırlarına sığmadığınızı görüyoruz. Son dönemde adeta Miami elçimiz haline geldiniz, gecce.miami’yi açtınız. Neler oluyor bu Miami'de? Neden insanlar son dönemde Miami'yi tercih ediyor?

Miami sayemde çok popüler oldu (gülüyor). Seviyorum Miami’yi, çok özgür bir yer. İnsanlar rahat ve sabırlı. Huzurlu ve güvenli bir ortamı var. İnsanlar sarhoş olmak için değil, keyif için içiyorlar... Birbirlerine çok saygı gösteriyorlar. Tabii kurallar çok önemli… Ve herkes kurallara uyuyor. Uymazsa direkt cezaevini boyluyor. Miami’de çok yeni ve güzel inşaatlar yapılıyor ve Türkiye’den yarı yarıya ucuz fiyatlara sahipler. Mekânlar güzel, insanlar güzel. Bu da Miami’yi cazip hale getiriyor. THY direkt uçuşları başlayınca da Miami furyası aldı başını gitti. Biz de gecce.miami web sitesini açtık, biraz da Miami’nin mekânlarına bakalım, karıştıralım dedik. Her yıl düzenlediğimiz ‘Mekân Oscarları’nda Miami’den bir mekâna ödül verdik, bu yıl da vereceğiz. Bu röportaj yayına girdiğinde zaten ben Miami’de olacağım.


Gezmek ve tadım yapmak uzmanlık alanınız. Peki, hepsini bir çırpıda düşündüğünüzde aklınızdan kalan mekân; damağınızdan silinmeyen lezzet hangisi?

Hemen hemen dünyanın her yerini gezdim. Favorim Hawaii... Orada, yol üstünde, karavanlarda pişen karideslerin tadı hala damağımda. Kopenhag’da çekirge de yedim, canlı karides de… Gurme olmanın kötü tarafları bu işte. Ama bir daha asla yemem... İkinci favorim Cape Town. Harika bir yer... Uzakdoğu’ya, sokak lezzetlerine bayılıyorum ama doğru yerde yemeniz gerekiyor. Tokyo’da, balık pazarında sabah 06.00 da çok salaş bir ortamda anında hazırlanan sashimi’leri unutmam mümkün değil. Dünyayı gezdim ama favorim İstanbul. Gerçekten İstanbul’a biraz değer verilse, Sultanahmet değil de Asya ve Avrupa’nın birleştiği Boğaz tanıtılsa turist rekoru kırılır.


Seçim sizin.

Türk mutfağı mı, dünya mutfağı mı?

İkisi de.

Canlı müzik mi, dj performans mı?

Yerine göre ikisi de.


Kebap mı, balık mı?

İkisi de.

Çeşme mi, Bodrum mu?

Bodrum

Miami mi, Londra mı?

Miami

Karaköy mü, Etiler mi?

Etiler eskisi gibi değil, bence Boğaz hattı...


Favorileriniz.

Vazgeçilmez mekânınız hangisi? Neden?

Papermoon. Evimiz gibi. Her şeyi biliyoruz, kötü bir şey olmayacağına eminiz, dostları görüyoruz. Ben oraya “Şehir Kulübü” diyorum.

Kebap yemenin bir sanata dönüştüğü mekân sizin için hangisi?

Develi ve Hamdi... Harika mekânlar, gerçek kebaplar.

Yılların eskitemediği favori mekânınız?

Beyti

Kahvaltısında üstüne tanımam dediğiniz yer?

Ben mekânları saymayım da sevdiğim kahvaltılıkları sayayım. Çay simit, peynir... Yumurtalı ekmek, pişi, sucuklu yumurta, patatesli yumurta. Kıymalı, yumurtalı pideye bayılırım kahvaltıda... Çok güzel kahvaltı mekânlarımız var İstanbul’da.

YASAL UYARI: Yazarın yazısının kopyalanması yasaktır. Yazı, sadece gecce.com’a link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

PAYLAŞ

  • Bunu Facebook'da paylaş!
  • Bunu Tweet'le!
  • Bunu Google Plus'ta paylaş!
  • Bunu Pinterest'te  paylaş!

YORUMLAR

Üye Girişi Yap

İsim

E-posta

Yorumunuz