'KÜÇÜK SIRLAR' ÇEVRE KİRLİLİĞİ YARATIYOR!

GÜL'CE GÜNDEM

Sevgili okurlarım iki haftadır beni öyle bir mail bombardımanına tuttunuz ki vallahi artık bugün oturup sizlere yeni yazımı yazmak farz oldu.. Ama yazılarımı geciktirdiğim için bana kırılmayın ne olur. Kasım ayında 16. sayısını çıkartacağım Gecce Winter Guide ile uğraşıyorum. Başım o kadar yoğun ki gözümde ne dedikodu var, ne sosyete! Kim ne yapmış, kim hangi alemde inanın bilmiyorum.. O yüzden benden Kasım ayına kadar size hayır yok. Yani dedikodu, diken batırmak filan hak getire. Ama sonra bir döneceğim ki kan akacak bu satırlardan söz veriyorum. Aslında bakmayın çok doluyum çok neler var neler de içim el vermiyor, kafamı verip yazamıyorum.

Geçtiğimiz hafta iş için Kıbrıs'a gittim, gitmişken de şu şaşaalı bir açılış yapan dillere destan otel Cratos'ta kalayım dedim. Aman yarabbi ne güzel bir otel olmuş doğrusu bayıldım. İlk gittiğim gün bütün gün dışarılarda dolanıp, iş toplantılarımı bitirdikten sonra attım kendimi Cratos'un SPA'sına.. Uzakdoğulu kızlar beni bir ağırladı, bir masajlar, bir bakımlar sormayın gitsin. Uzun zamandır bu kadar güzel bir Spa ve masaj yapan kızlara rastlamıştım doğrusu.

SPA sonrası bir baktım akşam Serdar Ortaç konseri varmış kaçırır mıyım tabii ki de gittim. Muhteşem bir sahne, inanılmaz bir kalabalık vardı. Vallahi otel müşterisi hariç Kıbrıs halkından gelen de o kadar çoktu ki inanamadım doğrusu. Aferin Serdar Ortaç'a ne kadar çok seviliyor. Ama o gecce sahnesi de müthişti. En son Serdar'ı Bodrum Türkbükü'nde izlemiş ve performansını beğenmemiştim ama bu sefer Cratos bence Serdar'a yaramış. O muhteşem sahnede daha da büyümüş. Hele Serdar'ın vokali sevgili Merih Ermakastar yok mu acayip yakışıyor Serdar'ın yanına ve sahneye. Bence muhteşem bir ikili oldular. Tabii o gecce bir sürü de tanıdık isim gördüm Kıbrıs Cratos Hotel'de. Hem tatile hem eğlenceye gelmişler.

Gelelim İstanbul'da neler olduğuna gerçi ben dışarı fazla çıkmıyorum. Ama geçtiğimiz Pazar günü kız arkadaşlarım “Hadi ya bak bugün 10.10.2010 hadi İstinye Park'a gidelim” diye tutturunca dayanamayıp gittim. Aman Allah'ım o ne kalabalıktı öyle. Arabalar, insanlar, çocuklar bir kargaşa bir keşmekeş anlatamam. Sanki gençlik bayramı ya da çocuk bayramı. Vallahi biz Türk halkı yok mu her şeyden bir eğlence yaratıyoruz. Ne o 10.10.2010'muş. Eee seneye de 11.11.2011 olacak ne olmuş yani. Her neyse biz zar zor Masa'da yer bulduk. Tabii şef Orhan olmasa biraz zor yer bulurduk Masa Restaurant'ta. Bir bekleme kuyruğu anlatamam, hem beklerken hiç kimse gocunmuyor; sistem bu çünkü Masa'da rezervasyon önceden yapılamıyor. Yani gittin boş yer varsa oturursun yoksa bekleyeceksin.

Biz yaklaşık 8 bayan yerimize oturduktan sonra şöyle bir etrafıma bakayım dedim. Arka masamda Ayfer Torak ve Eşi Cengiz Karavan arkadaşlarıyla oturuyorlar, bir başka masada Begüm Şen arkadaşlarıyla bir masada, Adnan Polat başka masada Esra Kaktüs ve Mehtap Ferah, diğerinde sevgili Feryal Gülman, başka masada Hülya Avşar, rahmetli Osman Yağmurdereli'nin eşi Esin Yağmurdereli; ooo kimler yok ki sanki film seti gibi vallahi Masa Restaurant.

Sekiz kadın biraraya gelmişiz, dedikodusuz olur mu? Başladık ekrandaki dizileri çekiştirmeye.. Ay o dizi nasıl, bu dizi nasıl, o nasıl oynuyor, bu nasıl oynuyor... Fakat benim anladığım genelde tüm kadınlar “Ezel” dizisinden nefret ediyor. Herkese bir bıkkınlık gelmiş. O Cansu Dere'nin kötü oyunculuğundan, sevimsizliğinden konuştular durdular. Vallahi ben de katılıyorum. Asla seyretmediğim bir dizi ve seyretmem de.

Bir de en ama en gıcık olunan dizi “Küçük Sırlar..” Aman Allah'ım ben de katılıyorum hepsine bu kadar basit, bu kadar bayağı, bu kadar sıradan bir dizi olur mu? Ya hele Sinem Kobal'ın o donuk bakışları, o rol yapamaması facia. Allah aşkına “Bu dizi çevre kirliliği yaratıyor” diyor herkes. Dizide sevilen isim ise Hande Yener'in evliliğin eşiğinden döndüğü eski nişanlısı Kadir Doğulu. Bir tek sevimli o çocuk duruyor doğrusu.

Lale Devri de tam bir felaket Allah aşkına Emina Sandal bu kadar mı oynayamaz, Serenay Sarıkaya bu kadar mı basit durur. Ya bütün bunları kadınlar anlatırken saçını başını yoluyordu vallahi sinirden. Yazık vallahi bu masraflara yazık. Dizinin yapımcısı iyi dayanıyor ayakta kalabiliyor bu kadroyla. Lale Devri hakikatten ha bitti ha bitecek…

Gelelim bizim kadınların beğendikleri dizilere TRT 1'de yayınlanan BSK yapımın “Elde var Hayat” ve Kanal D de yayınlanan “Öyle Bir Geçer Zaman ki”. Of offf herkes bu iki diziye de bayılıyor. Ben de çok seviyorum. Hatta Pazartesi akşamları saatler 20:00'ı gösterince TRT 1'in başına ailecek oturuyoruz ve Elde Var Hayat'ı izliyoruz. Ne kadar güzel bir kadro, ne kadar güzel mesajlar var. Entrika yok, arkadan kuyu kazmak yok , iki kardeş aynı adamı sevmiyor, kardeş kardeşi vurmuyor, eski aileler tadında.

Vallahi o gün Masa Restaurant'ta konuşulan iki iyi dizi arasında en sevilen “Elde Var Hayat” dizisi. İzlemeyeniniz varsa oturun izleyin. Bakın görün kendinizden bir şeyler bulacaksınız. Dizinin başrol oyuncularından Emre Altuğ da bir oynuyor ki şahane. Afferin Emre Altuğ süper bir oyun çıkarıyorsun. Diğer başrol oyuncusu Hande Subaşı da çok çok iyi bir oyun sergilemiş. Bence TRT 1'in bu sezon çıkardığı en iyi dizisi “Elde Var Hayat." Kadro çok güzel, oyuncular şahane, verdiği mesajlar ise gerçek hayattan, öyle sanal uydurma senaryo değil yani… Bakın size “Elde var Hayat”tan satırlar. Okuyun da nasıl bir dizi az buçuk anlayın dizinin sanki özeti:

'Hayat çözülmüş ve çözülmeyi bekleyen problemlerin toplamıdır ve yaşamak çözümsüz gibi görünen problemlerin çözümünü ararken geçirdiğimiz anlardır. Zengin, fakir, yaşlı, genç… her kim olursa olsun, karşılaştığımız problemleri çözmek için elimizde bir tek sermayemiz vardır… Hayat! O yüzden, Kenan Dağaşan'ın da dediği gibi; Elde var Hayat!'

Gelelim Kanal D'nin “Öyle Bir Geçer Zaman ki” dizisine. O da muhteşem. Zaten oldum olası nostaljik dizileri severim. Erkan Petekkaya da bir oynamış ki şahane. Salı akşamlarını iple çekiyorum doğrusu. Ben ve çevremdeki herkes Pazartesi akşamları TRT 1'de oynayan “Elde Var Hayat”ı ve Salı günleri de “Öyle Bir Geçer Zaman ki”yi seyrediyoruz. Ehh bir de “Fatmagül'ün Suçu Ne?”ye arada bir bakıyoruz. Ama öyle çok ajitasyonlu ve ezik bir diziyi seyretmeme gibi bir durum var.

Evet sevgili okurlarım yine sizleri kırmayıp bu yoğunluğum arasında yazdım. Ama özlemişim yazmayı, e biraz da çekiştirmeyi :)

Bunlarda ilginizi çekebilir: