Sinem Kobal ve Kenan İmirzalıoğlu nerede balayı yapacak?

Nisan en sevdiğim aylardan biridir. Ağır kış miskinliğini üzerimizden attığımız tiril tiril kıyafetler giydiğimiz, keyifle dış mekanlarda oturduğumuz aydır çünkü. Bir de en çok bahar davetlerini severim. Herkesin yüzleri güler; renkli, cıvıl cıvıldır kadınlar erkekler. Ben de Nisan ayının ilk haftası üstümdeki iyi enerjiye enerji katmak için İzmir’in dibinde olan Urla’ya gittim. Urla benim memleketim, doğduğum büyüdüğüm yer. Taşı toprağı hayat olan; nefes alabildiğim en güzel yer.

GÜL'CE GÜNDEM

Üstelik hala eskisinden bir şey kaybetmemiş sokakları, mahalle bakkalları, doğası havası ile yaşanacak yerdir Urla. Orada doğdum, inşallah yaşlandığımda da orada yaşamak isterim. Gözlerimi kapayana dek.

Urla iki senedir harika aşamalar kaydetti; tabii ki bunda Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar’ın katkısı büyük. Özellikle yerli halka ve üretimine son derece destek veriyor. Organik tarımın daha da ilerlemesi için elinden geleni yapıyor. Urla’nın en büyük avantajlarından biri de toprağından dolayı çok iyi üzüm üretmesi. Bu yüzden şarapçılık ve üzüm bağları oldukça revaçta olmaya başladı. Birçok yatırımcı şu anda Urla’ya üzüm bağları kurup şarap üretimi yapmaya başladılar. Sanırım şu anda Urla’da 6 ayrı üzüm bağı işletmesi var. Bunlardan ilki ve en favorisi benim de çok beğendiğim Uzbaş Şarapçılık. Sahibi Can Ortabaş müthiş bir insan; hem kendi, hem de sevgili eşi. Urla’ya öyle bir tesis ve üzüm bağları kurmuşlar ki gerçekten hayran kadım. Gün boyu Uzbaş tesislerini geze geze bitiremedim. Can Bey ve eşinin yaşadıkları evleri de yine bu üzüm bağlarının ortasında. Öyle bir ev ki kendimi gerçekten Toskana’da hissettim. Kendi yetiştirdikleri meyvelerden organik reçeller, zeytinler tesise gelen misafirler için ikram ediliyor ve arzu eden olursa satın alınabiliniyor.


Aynı şekilde bu güzellikten herkesin faydalanmasını istiyorlar ve şarap üretim tesisinin üstüne iki odalı bir butik otel açıyorlar. Odaları gezdim böyle bir şey yok. Sabah kalkıyorsun önünde uçsuz bucaksız üzüm bağları, kuş sesleri temiz hava ve Urla.

Bu arada Kenan İmirzalıoğlu ve Sinem Kobal Ayvalık Cunda Adası’nda yapacakları düğünün ertesi günü Urla’ya gideceklermiş ve Uzbaş bağlarının içinde yer alan ismi Toroms olan butik otelde 1 hafta konaklayacaklarmış. Yerin kulağı var derler; benim de kulağım var ve duydum

Ayrıca önümüzdeki hafta için sevgili Kenan Doğulu ve Beren Saat ikilisi de rezervasyon yaptırmışlar. Yani bilen biliyor. Bilmeyenler için de buradan ben yazmış olayım. Mutlaka gidin ve iki gün nefes alın Urla’da…

Urla’da yalnızca Uzbaş değil daha birçok butik otel açılmış. En favorilerimden ikincisi ise Urla Çiftlik Otel. 5 odalı muhteşem bir otel. Harika bir arazi içinde tek kata yayılmış tam Toskana tarzı bir binanın içine odalar yapılmış.


Şömineli yemek salonun da bir de büyük şef masası var. 20 kişilik arkadaş grubu için olay bir konsept. Yemekleri nefis, kahvaltısı muhteşem. Ben 29 Nisan tarihinde Urla Enginar Festivali için rezervasyonumu yaptırdım bile. Urla Enginar Festivali kaçırılmaz. Müthiş güzellikte oluyor. Urla meydanına ve Urla sanat sokağına yayılan yerel enginar üreticileri standlar kuruyor ve her stantta envai çeşit enginar yemeği ikram ediliyor. Yarışmalar düzenleniyor. Gün boyu aktiviteler içerisinde 2 gün 2 gecce mütihiş bir atmosfer yaşıyorsunuz.


Urla’da en beğendiğim sokak elbette Urla Sanat Sokağı. Bu sokak benim çocukluğumda boydan boya yalınayak gezdiğim, evimizin kapısının önünde çekirdek çitlediğim, arkadaşlarımla beş taş oynadığım bir sokaktı. Tüm evler eski Rum evleri. Benim rahmetli dedeciğim ve babaanneciğimin evleri de bu evlerden. Arnavutluk’tan göç edip geldiklerinde bu eski Rum evlerinden birine sahip olmuşlar. 4 çocuk ve biz 8 torun bu evde doğduk büyüdük. Demir büyük kapısı vardı, arkada kocaman bir avlusu ve avludan da arkaya çıkan bir kapısı vardı. Yani ön kapıdan girip arka kapıdan yalınayak çıktığım koştuğum günleri de unutamam. Hele demir pancurlarını asla!

İşte şimdi bu eski Rum evleri ile olan sokaktaki bütün evler restore oldu. Her birinde birileri bir şeyler açtı. Pastaneden tutun da restorana, antikacısına, kahvecisine, patiseriesine, el emeği göz nuru ile yapılan el işi dükkanlarına ve fırınlara kadar her şey var. Gerçekten Urla bu gidişle Alaçatı’yı dövecek gibi.

Bu arada Urla sanat sokağına gidince özellikle içeri girip bakmanızı isteğim bir mekan var. Adı Antre. Sahibi geçen yıl İstanbul’dan taşı tarağı toplamış ve Urla’ya yerleşmiş. Sonra uzun yıllar içinde var olan antikaya düşkünlüğünü Urla Sanat Sokağı’nda tuttuğu iki katlı Antre’ye aktarmaya başlamış. Bu kadın inanılmaz bir kadın. Onu tanıdığıma, yakın olduğuma o kadar mutluyum ki, sevgili Aydan hem zevkli, hem becerikli, hem semazen, hem Mevlevi ayrıca haftada bir Antre’de sufi dersleri veriyor.


Antre’den Urla’da kaldığım 2 hafta boyunca çıkamadım. Çok güzel objeler aldım. Hele 6 fincan aldım her biri ayrı model, ayrı desen; 100 yılı geçkinmiş bayıldım. Tabii Aydan’ın kendi el emeği ile yaptığı çok güzel objeler var, onlardan da aldım. Yani bütçenize uygun her şeyi bulabilirisiniz burada. Hele Aydan ile tanışmak size iyi gelecek. Kadının sanırım mevelevi tarafı olduğundan yüzüne bakınca bir huzur buluyorsunuz. Yolun açık olsun sevgili Aydan her zaman yanında olacağın bir dostun var artık.


Dediğim gibi Urla Sanat Sokağı’nda ilk durağınız Antre olsun. Oradan çıkıp tam karşısında olan İrmik Hanım’ın minik sevimli ama içerisinde yok yok olan kendi elleri ile yaptığı nefis kurabiyelerden alabilirsiniz yine keçi sütünden yaptığı çok özel dondurmasından deneyebilirsiniz. Karnınız mı acıktı hemen sokağın aşağısında Uzun Masa Avlu’ya gidebilirsiniz. Oranın da muhteşem bir avlusu var; bitersiniz! Hele yemeklerin hepsi özel Ege yemekleri. Yani kısacası nefes almak istiyorsanız Urla’ya gidin diyorum…
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: