TOPLAMA KAMPI!

GÜL'CE GÜNDEM

Geçtiğimiz hafta sonu İstanbul Hilton Oteli'ndeki Convention Center'da düzenlenen ve iki gün süren Lüks Markalar Fuarı'na heyecan içinde gittim. Yaşasın lüks fuarımız da oldu sonunda diyerek hem de.. Gözlerim kamaşacak zannettim hatta gözümün kamaşmasından korkup güneş gözlüklerim çantamda mı diye kontrol bile ettim. İçeride lazım olur da takabilirim belki diye ama nerdeee.. Gözümün kamaşmasını bir yana bırakın manzara karşısında gözümün feri söndü.

İlk karşılama piyano eşliğinde ve Blanc Resim Mağazası'nın Osmanlı Padişahlarının resimlerinden düzenlenen sergiyle başlıyor.. Hoş bir giriş ama kapıdan fuar alanına girerken o kargaşayı ve daha doğru düzgün marka dahi olmamış ürünlerin standını görünce şok oluyor insan.. Hiç tanımadığım Türk malı bir tencere standı rengârenk çiçeklerle süslenmişti. Ardından yine Türk markası olan Babil şaraplarının standı vardı.

Allah aşkına bunun adı nasıl Lüks Markalar Fuarı oluyor! Oraya stand kurmuş olan Babil şarap markası İstanbul'un en popüler restoranı Papermoon'un şarap listesinde dahi yok.

Ben o fuarda Rahmi Koç'u, Mustafa ve Ali Koç'u ayrıca eşleri Caroline ve Nevbahar'ı, Bülent Eczacıbaşı ve eşini, Ferit Şahenk'i ve ayrıca Doğuş Grubu'nun standını görmek isterdim. Cem ve Ümit Boyner'i, Güler Sabancı'yı, Tuncay Özilhan'ı, özetle lüks tüketimi anlayan ve tüketen kişileri aradı gözlerim ama maalesef beş parmağı geçemeyecek kadar kişi vardı fuarda.. Gerisi parayı veren stand sahibi olmuş kişilerden oluşuyordu..

Gerçek markalar ise aralarında tabii ki parıldıyordu. Parlayanlar şunlardı: Damas ve Tiffany, Siren Ertan, Cemil İpekçi, Bodrum Princess, Cashhimi Çanta, Diamond Line, Blanc ve Rolex.. Yukarıda yaşasın lüks fuarımız oldu dedim ama lüks fuarımız değil, aslında toplama kampı fuarımız olmuş..

ŞEHİR EFSANELERİ...

Aslında bu nereden geldi aklıma biliyor musunuz? Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ediyorduk laf lafı açtı kadınların yani benim de dahil olduğum grubun çanta takıntısına konu geldi.. Cebinde biraz da olsa parası olan hanımlarımız yemiyor içmiyor gidip kendisine iyi marka bir çanta mutlaka alıyor ve sanki onu almakla yüksek ruhumuzu ortaya koyuyormuşuz gibi yapıyoruz ya her neyse, hepimiz aynıyız sonuçta.

Gelelim konumuza geçen yazımda da yazdım gerçekten ne zaman sosyetenin müdavimi olduğu Papermoon'a yemeğe gitsem 80 kadından 60'ında Hermes marka çanta var. Hepsinin boyutu, modeli, rengi birbirinin aynı.. Bu trend hanımlarımız arasında son bir yıldır daha da fazlalaştı. Hatta bir çoğunda üç dört tane ve değişik renklerde var.

Yuhh artık servet ödüyorlar bunlar, bunlara diyerek bir araştırma yaptım.

Yaptığım araştırmada ortaya çıkan tablo içler acısıydı. O parmaklarına taktıkları devasa kocaman tek taşlardan, bileklerindeki pırlantalı saatlerden utanmadan taklit Hermes ile dolanıyormuş birçoğu. Bir tane hakiki alıp diğer ikinciyi ve üçüncüyü taklit alıyorlarmış hatta orijinalini hiç almayan bile varmış. Ama bu taklit Hermesler de öyle ucuz değilmiş; normal olanları 2 bin YTL, Kroko dersinden olanları 4 bin 500 YTL imiş. İnternetten Amerika'ya gizli bir kanalla sipariş veriyormuşsun çanta 10 gün sonra eve teslim oluyormuş y a da Almanya'nın Münih kentine bir günlüğüne gidip Hermes çantana kavuşuyormuşsun...

Geçtiğimiz gün Les Ottomans Otel'de sosyetik bir bayanın öğle yemeğine gelen sosyetenin sarı saçlı ve çok ama en çok zayıflığıyla konuşulan bayanında da Hermes Kroko'dan varmış. Fiyatı da yaklaşık 20 bin Euro'ymuş.. Fakat anlatan arkadaşım diyor ki, 'Ben kuzenimde gerçeğini gördüm. Sarışın bayanın elindeki buram buram sahte kokuyordu.. Arada çok fark var. Zaten o çantanın orijinaline o parayı verecek durumda da olduğunu sanmıyorum' Anlayacağınız şehrimiz efsanelerle kaynıyor.

Hatırlarsanız bundan birkaç yıl evvel Ender Mermerci'nin New York seyahatinde kaldığı otel odasına 100 bin Euro'luk Louis Vuitton marka çanta seti getirttiği yazılmıştı. İşte o gerçek bir şehir efsanesiydi. Ender Hanım'ın 100 bin Euro'luk çanta sipariş verecek ve otel odasına getirtecek kadar akılsız olacağını hiç sanmıyorum...

AYŞECİK VE OKAN

Vallahi Ayşe Özyılmazel'e şaşırdım. İnsan daha on gün önce uzun süreli aşk yaşadığı Gazeteci Haşmet Baboğlu'ndan ayrılır ayrılmaz yeni bir aşkın içinde nasıl bulur kendini anlayamadım. Herhalde bu işe Haşmet Babaoğlu da şaşırmıştır. Yıllardır sevdiği kadının ayrılır ayrılmaz yeni bir ilişkiye başlaması şok filan etmiştir onu..

Ayrılığın ardından aynı hareketi Haşmet Babaoğlu yapsaydı adamı yerden yere vururduk ve de arkasından demediğimizi bırakmazdık.. Hatta kesin Ayşe ile birlikteyken bu ilişkisi başlamıştır diyerek suçlardık da suçlardık Haşmet Babaoğlu'nu. Ayşe'nin Haşmet Babaoğlu ile ayrılığının acısını bile yaşamadan Okan Bayülgen ile flört etmeye başlaması oldukça şaşırtıcı geldi bana.

Tabii ilk günlerde konuşulan bu ilişki Ayşe tarafından inkar edildi sonra gazetelere resimleri beraber çıkınca yaşanan ilişki Ayşecik tarafından kabul edildi. Ayşe'yi tanımam ama annesi Oya Özyılmazel'i tanırım ve çok da severim. Okan Bayülgen'i de tanırım ve çok ama çok severim; ayrıca da sıkı bir hayranıyımdır. İnşallah yaşadıkları bu aşk hikâyesi uzun soluklu olur...



YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: