Paris’e hiç gittiniz mi?

Beş yıldırParis'te yaşayan Ahmet Öre’nin hazırladığı 'blog'da şehir ile ilgili aklınıza gelecek her şey, her yenilik var. Okudukça keşke ben de yapabilsem, yaşayabilsem diyebileceğiniz bu hayatı ve şehri Ahmet Öre ile konuştuk. Paris'e nerelere gidilir? Ne yapılır? Orada sadece Eyfel Kulesi mi ünlü...

Haftanın öne çıkanları


Ahmet ÖRE kimdir, kendini nasıl tarif edersin?
İstanbul’da doğmuş büyümüş, kendi halinde biri diyelim. Çocukken hep bir mimar olmak istemiş ama hayat onu hep marketing alanında çalışmaya zorlamış, İstanbul Üniversitesi Felsefe mezunu, son birkaç yılını medya sektöründe marketing departmanlarında harcarken yolu bir şekilde Paris’e düşmüş ve 2012’den beri Paris’te yaşayan bir İstanbullu…

Bildiğim kadarıyla frankofon bir geçmişin yok; neden Paris?
Bunun hikayesi çok uzun; kısaca “kaderin bir cilvesi” diyebilirim… Tam Toronto’ya yerleşmek üzereyken, kendimi bir anda Paris’te buldum; tek kelime Fransızca bilmiyorken üstelik. Belki bir gün bunu uzun uzun yazarım…

Yazmayı çok sevdiğin belli. Yıllardır yazmakta olduğun Pariste.Net fikri nasıl doğdu?
Türkiye’de yaşarken İstanbul’u kıyı köşe çok iyi bilir ve şehrin hakkını vermeye çalışırdım. Paris’e yerleştiğim günden itibaren Paris’i yakından tanımak için hep bir kaynak arayışına girdim ama hiç Türkçe içerik yoktu, olanlar da Paris klişeleriyle doluydu. Ben de kendimi sokaklara atıp şehri keşfetmeye başladım, öğrendikçe de müthiş bir hazinenin içinde olduğumu gördüm. Gün gelip öğrendiklerim epey birikince, bunu insanlarla paylaşmaya karar verdim ve 2014 başında Pariste.Net’i yazmaya başladım.

Blog yazmak son dönemde çok moda. Dışarıdan bakınca çok eğlenceli bir uğraşmış gibi duruyor; sahiden öyle mi?
Blog yazmaya başlamak çok kolay; sitene güzel bir isim buldun mu hemen başlayabiliyorsun. İlk birkaç post da tıkır tıkır dökülüyor hemen klavyenden ama bu işte başarının sırrı devamlılıkta. Elbette kullanılan dil, okuyucunun ilgisini çekecek konular da önemli ama ben en önemli şeyin devamlılık olduğunu düşünüyorum. Çünkü pek çok insan başlamayı deniyor ama devamını getiremiyor. Durmaksızın yazmak hiç kolay iş değil…


Paris bitmek bilmez bir hazine gibi görünüyor; konu sıkıntısı çekmiyorsundur sanırım?
Kesinlikle… Bugüne kadar 460 yazı yazdım blogta ve “acil yazılmayı bekleyenler” listemde 120 yazı daha var şimdilik… Mesele sadece bu yazıları yazmak da değil, tüm eski yazıları sık sık gözden geçirip güncellemek hatta yeni fotoğraflar eklemek müthiş yorucu ama karşılığını görmekse en büyük keyif.

Karşılık demişken, bu işte iyi para var mı?
Kişisel olarak Pariste.Net’te bugüne kadar hiçbir ticari yazı yazmadım, yani para karşılığı tek bir yazı yayınlamış değilim ama yazdıklarım bir yerlere ulaşıyor ve ilgili kişiler bana dönüp projelerini sunuyor. Böyle böyle ilerledim bugüne kadar. Maddi kazanç azdır-çoktur bu konuda bir şey denilemez belki ama başka bir iş yapmadan yaşamamı sağlayacak kadar kazanabiliyorsam bu iyi bir şey sanırım. Belki inandırıcı gelmeyebilir ama bu işin manevi kazançlarını hiçbir şeye değişmem.

Ne gibi manevi kazançlar örneğin?
Her gün pek çok e-posta, mesaj ve yorum alıyorum, hepsini tek tek yanıtlamaya çalışıyorum. Bu yorucu süreçte bazen öyle güzel mesajlar geliyor ki en yorgun zamanlarımda, silkinip kendime gelmemi, yeniden güç toplamamı sağlıyor. Bazen bir genç arkadaş, bazen yaşlı bir teyze teşekkür edip yazılarım ve videolarım sayesinde Paris’i nasıl başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadan gezebildiklerini, gezerken onların yanlarındaymışım gibi hissettiklerini söylüyorlar. Paris’e daha önce gelmiş olanlar bile keşfedecek daha ne kadar çok şey olduğunu hayretle öğrendiklerini yazıyorlar. Sürekli teşekkür ve “hayır dua” mesajları almak insanın çok hoşuna gidiyor.


Bu kadar mesaja yanıt vermek zor olmuyor mu?
Elbette hiç kolay değil ama başka türlüsü de mümkün değil. Üstelik sadece sorulara yanıt vermekle kalmıyorum, bir de bir tür “coaching” hizmeti vermeye başladığımı fark ettim. Bazen Fransızcadan bunaldığı için okulu bırakmaktan söz eden bir gence ümit olup okula devam etmesi konusunda onu ikna etmeye çalışırken buluyorum kendimi, bazen onca yazı arasında hazırladığı “to do list”teki yerlerin hepsini birden nasıl göreceği konusunda paniğe kapılmış birine, kendini rahat bırakması ve gezisini daha keyifli hale getirmek için neler yapması gerektiği konusunda fikirlerimi paylaşıyorum. İnsanlar da söylediklerimi hayata geçirip mutlu oluyorlar; onlar mutlu oldukça ben daha da mutlu oluyorum.

Peki ya rehberlik?
Profesyonel tur rehberliği ayrı bir uzmanlık konusu, o benim işim değil; benim işim yazmak, bildiklerimi paylaşarak insanların Paris gezilerini kolaylaştırıp daha renkli hale getirmek. Zaten hep söylüyorum: Rehber olan ben değilim, rehber olan Pariste.Net


Paris senin için nasıl bir şehir?
Pek çok insan gibi ben de eskiden Paris’i Eyfel Kulesi, Champs-Elysées, Notre Dame, Louvre ve Mona Lisa’dan ibaret sanırdım. Oysa bu şehir öyle büyük hazineleri barındırıyor ki içinde. Evimden çıkıp sokağa çıktığım anda göğe yükselen ağaçların arasından küçük bir teşekkür selamı veriyorum önce gökyüzüne… Burada kendimi -her şeyden önce- çok özgür hissediyorum. Rastgele bir otobüse ya da metroya binip rastgele bir yerde inip herhangi bir sokağa daldığımda yine çok güzel bir şeylerle karşılaşacağımı bilmek bana çok iyi geliyor.

Gerçi İstanbul’a çok sık geliyorsun ama yine de sorayım: İstanbul’u özlüyor musun?
Hem evet hem hayır. Benim özlediğim şimdiki İstanbul değil, çocukluğumdaki ve gençliğimdeki İstanbul’u özlüyorum ben ve galiba daha çok İstanbul’u değil, İstanbul’daki sevdiklerimi özlüyorum. Keşke hepsi Paris’te olsalar ve çocukluğumun İstanbul’undaki hayatı hep birlikte Paris’te yaşayabilsek.

Paris’te çevre oluşturmak, yeni bir hayat kurmak zor olmadı mı?
Hayır, aksine çok kolay oldu. Dünyanın neresine gidersen git, insan olmanın gerektirdiği ortak kriterleri içinde barındırıyorsan, dünyanın dört bir köşesinden gelmiş insanlarla çok güzel bir zeminde buluşuyorsun ve çevrende birbirinden güzel insanlarla örülü bir hayat kuruluveriyor.

Vaktin daha çok nerede geçiyor Paris’te, senin Paris’in nereler?
En çok Seine Nehri kıyısında olmayı seviyorum, Marais Bölgesi çok keyifli, bir de Montmartre’ta dolaşmaktan zevk alıyorum. Dediğim gibi, Paris’te hangi sokakta yürürsem yürüyeyim, hangi parkta kitap okursam okuyayım kendimi çok iyi hissediyorum. Bir de bu aralar, günde yaklaşık bir saat boyunca Facebook ve Instagram üzerinden canlı yayınlarla rastgele Paris sokaklarında dolaşıyoruz. İzleyicilerle sohbet ede ede canlı yayında yürümek çok keyifli oluyor. Kamerayı ne yana çevirsem herkes gördüklerinden benim kadar etkileniyor.

Paris’in hiç mi olumsuz tarafı yok?
Olmaz olur mu elbette var. Dünyanın neresinde olursan ol, eğitimsiz bırakılmış insanlar aynı sorunlara neden oluyor. Söz konusu durum burada da var. Sadece -şimdilik- bu oran düşük ama sanki yavaş yavaş bu eğitimsizliğin oranı artıyormuş gibi geliyor bana. Bu hızla giderse 15-20 yıl sonra Paris de artık çok keyifli bir yer olmayabilir. Bakalım…

Paris dışında bir yerde yaşama hayali var mı peki?
Neden olmasın? Benim işim zaten hayal kurmak… Sağlık olduktan sonra hayata birkaç kez daha sıfırdan başlayacak gücü ve enerjiyi buluyorum içimde. Ben daha çok Paris ve İstanbul merkezli ama daha çok gezmeli bir hayat düşlüyorum gelecek için.

Bu kadar gezen birisin, neden sadece Paris’i yazıyorsun?
Her yeri herkes yazıyor, bense en iyi bildiğim şehri, Paris’i yazmayı tercih ediyorum. İnsanların bir ömür geçirdiği yerler hakkında bir sayfalık “to do list” yazıları yayınlamak bana ayıp geliyor. Gerçi deneme amaçlı bir “Mini Amsterdam Rehberi” ve bir de “Kış Masalında Yaz Rüyası: Martinique” başlığıyla iki yazı yazdım ama onlar daha çok anı niteliğindeydi, birilerine de ilham verirse ne mutlu bana. Hele bir Paris’i bitirelim, belki yavaş yavaş Fransa’nın diğer şehirlerine, sonra diğer Avrupa şehirlerine sıra gelir, bilemiyorum. Yoğun istek üzerine, ufak ufak Paris çevresini yazmaya başladım, gerisi gelir elbet.


Kitap yazma projesi var mı peki?
Onu her şeyden çok isterim. Gerçi bugüne kadar Pariste Net’teki yazılarımın okunma sayısı üç milyonu geçti ama kitap olarak okunmanın da tadı bir başkadır elbette. Hali hazırda üç kitap projesi var kafamda; bir yayın evi basacağını söylesin üçünü üç ayda yayına hazır hale getirebilirim.

Canlı yayınlardan bahsetmiştin; neler yapıyorsun bu canlı yayınlarda?
Haftada iki-üç kez, bir saat boyunca Paris’in farklı bir köşesini canlı yayında birlikte geziyoruz. Bazen Facebook bazen Instagram üzerinden kamera açıyorum. İzleyicilerin yorumları çerçevesinde interaktif bir şekilde rastgele sokaklara giriyoruz. Zaten her yer birbirinden güzel. Bazen bir vitrindeki ayakkabıya geri dönmemi istiyorlar, bazen bir heykeli detaylı inceliyoruz. Harika bir interaktivite var; hepimiz çok eğleniyoruz. Yakında Youtube kanalım Pariste Net Tv üzerinden de canlı yayınlara başlayacağım.

Televizyon programı yapmayı düşünüyor musun peki?
Bilmem, gerçi halimden memnunum ama ben her projeye, her teklife açığım. İnsanların işine yarayacak, işlerini kolaylaştıracak ve en önemlisi hayatlarını güzelleştirecek bir çalışma olacaksa neden olmasın?
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: