Hanginiz günahsızsa ilk taşı o atsın!

Asıl okul hayatın kendisidir ve bu yüzden ölene kadar ders almaya devam etmeye mecburuz. Öğrendiklerimizi en doğru şekilde uygulamak da bizim bu dünyadaki sınavımız... Lakin bazen bakıyorum da tüm öğrendiklerimiz sadece akılda kalmış, kalbe inmemiş...

Hayattan

Şu soruyu kendimize bir sormak lazım; akıl mı önde, gönül mü? Bu ikisinin çelişkisini bir ömür hep yaşarız. Bazen aklımızı, bazen de kalbimizin sesini dinlediğimiz zamanlar olacak ama bu ikisini de doğru yerlerde kullanmak o kadar elzem ki! Bizler insanlığımızla kocaman olabiliriz ama aslında hepimiz sonsuz kainatın içinde küçücük bir zerreyiz. Kainata bakınca insanın aczi ve güçsüzlüğü ortaya çıkıyor ama biz farkında değiliz. Yüce Rabbin bizlere verdigi ve anlatmak istediği bir huzur ilmi var. Bir türlü çözemediğimiz... Hayatı bir melodi gibi düşünmek lazım. Çünkü müzik hüzünlü bile olsa huzur verir. Huzur dediğimiz şey ise bana göre mutluluktan bile önde gelir, çünkü vicdanı huzurlu insan mutluluğu daha kolay yakalayabilir ama her mutlu insan huzuru bulamaz.

Gördüğümüz her şey belki de bir hayal... Yaşam aslında belki bir rüya ve bizler bu maddi dünyada kendimizi aldatıyoruz. Sonuçta asıl Allah'ın rahmetine kavuştuğumuzda uyanmış olacağız. Bunu bilmeye, anlamaya çalışmak aslında zor değil. Bizler bu sonsuz düşünce girdabında kaybolmaktansa, yaradanın yarattıklarına şükretmemiz, varlığımızı sürdürmemiz gerekir. Yaradana ve yarattıklarına baktığımız ve düşündüğümüz zaman aslında ne kadar aciz olduğumuzu ve yaşadığımız her şeyin geçici olduğunu görürüz. Bu yüzden içimizde yüce Rabbimizi hissetmek, bizlere hem büyük bir huzur hem de rahatlatıcı bir kalp ferahlığı verir.

En büyük mezar insanın kalbine gömdüğü vefasızlıklar, acılar, haksızlıklar, anlatamadığı dertler ve haykıramadığı nefretten oluşur. Bu nedenle zaman iyi ki akıp gidiyor. Acısıyla tatlısıyla bir ömrü yaşıyoruz. Mevlana ne demiş; "iyi ki geçiyor zaman, ya acının en derine işlediği bir anda donsaydı"... Sonuçta çözümü imkansız hiç bir dert yoktur aslında.Yaşamın her anı bizleri ileriye götürecek bir tecrübe... Einstein demiş ki;"İlk önce oyunun kurallarını öğrenmelisiniz, sonra herkesten daha iyi oynamayı"... Bu yüzden toplumsal kuralları öğrendikten sonra, hayatta huzuru bulmak için kendi kurallarımızı yaratıp, oyunu en iyi şekliyle oynamamız gerekir. Bu nedenle aslında hiç kimseyi de yargılama hakkımız yok! Yargılamak için kusursuz olmak gerekir. Hepimiz biliyoruz ki, hiç kimse kusursuz değildir. Bir hikaye vardır İsa Peygamberimizle ilgili; İsa bir gün yolda giderken günah işlemiş birinin taşlanmak üzere olduğunu görür. İnsanlar ona taşı ilk kimin atması gerektiğiyle ilgili akıl danışırlar. O da der ki; "Aranızdan kim günahsızsa, ilk taşı o atsın"... Elbette günahsız kimse olmadığı için, kimse taş atmaya cesaret edemez. Bu yüzden insanlar önce kendi hatalarına bakmadan, başkalarında kusur aramaları hadsizliktir... Çünkü her insan kusursuz olmak ister. Kimi bunu başarır, kimiyse ömrü boyunca bunu başarmak için kendini parçalar. Fakat önce şunu bilmeliyiz ki, hüküm vermek yalnızca Allah'a aittir.
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: