POLAT ALEMDAR'IN OSCAR'I!

Kenan Erçetingöz

Polat Alemdar ne demiş?
"Oscar'ı ben almazsam o bana gelecek" demiş. Kim demiş, Necati Şaşmaz. Yani, nam-ı değer Polat Alemdar.

Eee, adamı bu kadar havaya sokarsak der tabii. Az bile demiş aslında.. "Oscar da neymiş" diyebilirdi!

Hep böyle değil mi zaten. İki günde havaya girerler, ondan sonra da sönüp giderler. Keşke gitmeseler. Keşke sanatçı olabilseler. Keşke saçmalamasalar. Kurtlar Vadisi'nde senaryo ve yönetmen dalavereleri olmasaydı, dizideki adını bile unuttuğumuz Oktay Kaynarca, senaryo gereği öldürülmeseydi, akrabalar senaryo torpili yapmasaydı Polat Alemdar mı olurdu?

Hadi geçelim bunları, öyle ya da böyle, birileri torpille-morpile bir şeyler oluyor zaten. O zaman ne diye saçmalarsın, ne diye "Oscar'ı ben almazsam o bana gelecek" dersin?

Bu ne demek? Doyumsuzluk, şımarıklık, ucuzluk. Ünlü olabilirsin ama önce adam gibi sanatçı olmak gerekir, mütevazi olmak gerekir. Ele geçen nimetin iyi değerlendirilmesi gerekir. Kurtlar Vadisi'de bitecek. Televizyonlarda neler bitmedi ki! Asıl önemlisi o zaman Polat Alemdar ne olacak?

İDEAL ÇİFT; HÜLYA-KAYA!

En ideal çift, Hülya Avşar ile Kaya Çilingiroğlu imiş! Bu lafı edecek biri olabilir mi? Evet olur olmasına da "komik haber" olur. İnsan karakterlerini renklere göre analiz eden Oğuz Saygın beyefendi, Hülya Avşar-Kaya Çilingiroğlu evliliğini "ideal" olarak değerlendirmiş. Bu değerlendirme de Günaydın adlı gazetede haber olmuş. Mürekkebe, baskıya, dizgiye, emeğe yazık vallahi.

Bu nasıl bir "ideallik" demezler mi adama? Haber olacağım diye böyle bir laf edilir mi? Çocuklar bile güler. Kaya Çilingiroğlu'nun yaptıkları ortada. Bir, iki, üç.. Hangisini yazalım burada. Hülya Avşar'ın ise üç maymunu oynadığını cümle alem biliyor. Böyle olunca "ideal" mi olunuyor? Allah'ım sen benim aklıma mukayyet ol. Haber kalmadı artık, saçmalamalar başladı.

YERLEŞTİRME SANATI!

Haftasonu, 50 sanatçının 50 yapıtının yer aldığı, İstanbul Modern Sanatlar Galerisi'nin (İstanbul Modern Sanatlar Müzesi ayrı bir yer, karıştırılmasın) açılışına katıldım. Bu işe gönlünü koyan Aydın Polatcan'ın evsahipliğini yaptığı davette, Çiğdem Simavi, Atilla Aksoy, İpek Kramer, Bedri Baykam, Bedri Koraman, Figen Batur gibi isimler vardı.

Anladığım ve anlamakta zorlandığım bir çok eser vardı galeride. Özellikle kapı girişindeki market arabalarını anlamadım. İstanbul Modern Sanatlar Galerisi Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Polatcan'a sordum, "conceptüel sanat"mış olay. Türkçesi "yerleştirme sanatı"ymış.

Ama kapıdaki vale, geçen gün iki yaşlı kadının geldiğini ve kapıdaki arabaları görünce, "Aaa, burada yeni bir market açılmış" dediklerini söyledi. Yerleştirme sanatı, karışık olmuş biraz.

İşin esprisi bir yana, Balmumcu'daki galeriyi çok sevdim. Özellikle içindeki kitapçıyı. Çok ilginç kitaplar vardı. Çoluk-çocuk gitmeyi düşünüyorum. Bu arada ünlü ressam İbrahim Çiftçioğlu'nun gelen konukların çekilen siyah-beyaz fotoğraflarını kolaj yapması çok ilginçti. "Ben bunu yapacak adam mıyım?" diye espri yapan Çiftçioğlu, benim fotoğrafımı da kolajladı. Ortaya harika bir eser çıktı. "Aman, sakın ha atma, sakla" dediler.

İstanbul Modern Sanat Galerisi hayırlı olsun. Bundan sonra sanat üzerine hayli yazı yazacağım için, şimdiden galerileri dolaşmaya başladım bile!

TELEVİZYON ÇOCUĞU!

Mesut Yar'ı severim. Yazılarını da beğeniyle okurum ama çocuğuna köşe yazısı yazdırmasını hoş karşılamıyorum. Çocuk gazetesi, okul gazetesi veya 23 Nisan'da bir kez olmak kaydıyla yazı yazsa okey ama Sabah gibi bir gazetede, eli yanağında artist pozlarında bir çocuğun, "Vışşş ne demek acaba?" diye yazması hoş gelmiyor bana. Çocuklara da hoş gelmiyordur. Belki sadece kendi sınıfındaki çocuklar okuyordur ama Sabah okurlarını o kadar ilgilendirdiğini sanmıyorum.
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: