Sanat Kasabası; St. Paul de Vence

THY'nın konforlu uçağıyla Nice indik. Oradan helikopterle Cannes'a geçtik. Bu kadar pratik yani.. Bizim Bodrum'da, Dalaman'da neden böyle helikopter servisleri olmaz anlamak mümkün değil..

Kenan Erçetingöz


Mapic Fuarı nedeniyle Majestic ve Carlton oteli dolu olunca bizde daha mütevazi olan JW Mariott'da kaldık.. Yolla iç içe olmasından dolayı gayet de memnun kaldım otelden..



Tarman Group CEO'su Murat Tarman çok iyi bir ev sahipliği yaptı ve gerçekten bizi çok iyi ağırladı. Atakule'nin yeni projesini Majestik otelin bahçesinde şampanya içerek kutladık ve akşam da çok şirin ve çok lezzetli olan La Mirebella restorana gittik. Bu tip restoranlara büyük gruplarla gitmeyi hiç sevmiyorum. Çünkü hem yer konusu alakasız oluyor, hem de fiks mönü olunca mekanın gerçek tadını alamıyorsunuz. Ama La Mirebella'nın sahibi Cristophe, gerçekten çok lezzetli bir mönü hazırlamıştı, bayıldım.


St. Paul de Vence

Ertesi gün kiraladığımız bir araçla, eşim Gül, Sermet Severöz, Müge Akgün ve Atakule Pazarlama Direktörü Didem Diptaş Tınaztepe rehberliğinde sanat kasabası olan St. Paul de Vence gittik..

Bugüne kadar burayı görmemiş olduğum için kendime çok kızdım.. Ben hayatımda bu kadar şirin bir kasaba görmedim.


Sezon olmadığı için kasabanın hikayesini yaratan restoran-otel La Colombe d'Or kapalıydı. İçeri girip baktık, şahane bir yer. süper ötesi.. Acaba yemekleri ve lezzetler nasıldı? İçimde kaldı..

St. Paul de Vence'in meşhur olma hikayesi şöyle;

Paul Roux 1920 yılında annesinin desteğiyle küçük bir restoran açar. Yemeğe gelen eşi dostu gecce de kalsın diye 3 oda ilave eder restoranına. Günümüzde bile hâlâ bir efsane olan La Colombe D’or adlı bu otele kafa dinlemeye gelen Fransız şair Jacques Prevert ile kasaba ünlenmeye başlar.

Yves Montand ve Simone Signoret’nin tanışmalarına ve düğünlerine ev sahipliği yapmasıyla da dünya çapında meşhur olur.

Başta Henri Matisse olmak üzere aralarında Paul Signac, Felix Vallatton ve Marc Chagall gibi ünlü sanatçıların “güneş ışığının memleketi” diye tanımladığı kasabaya yerleşmek isterdim..

Film seti gibi.. Daracık ama iyi korunmuş yollar ve binalarla süslenmiş.. Minik minik dükkanlarda her türlü sanat eserini bulabilirsiniz.. Çok ilginç dükkanlar var. Alışverişi seven Gül, (hangi kadın sevmiyor ki) dükkanları dolaşırken ben hayalimdeki cafeye oturup şarap ve puroyla, bulunduğum yerin keyfini çıkarmaya çalıştım..

Akşam oldu ve Gül'ün alışverişleri bittiği halde ben St. Paul de Vence'dan, oturduğum cafe'den ayrılmak istemedim. Sermet Severöz beni zorla kaldırdı vallahi..


Akşam da Cannes'ın en popüler restoran kulübü olan Baoli'ye gittik. Kış sezonu nedeniyle aslında kapalı olan mekan, fuar nedeniyle açılmış ve tıklım tıklımdı ama Tarman Group CEO'su Murat Tarman'ın havası büyüktü.. Herşey iyi organize edilmişti.


Baoli, hem yemek, hem de kulüp olarak gerçekten çok iyi.. Bizim Reina'nın kışlık mekanının küçüğü gibi.. Yemekler çok lezzetliydi. Kulüp bölümüne geçince de çok eğlendik ve gecce boyunca dans ettik.

Ertesi gün, kalbimde St. Paul de Vence'le birlikte İstanbul'a döndük.. Ama uçakta Sibel Can'la birlikte döndük.. Sibel Can, Cannes'da ev almış ve sık sık haftasonları kaçıyormuş.. En doğrusunu yapıyor. "Miami'deki evini sattın mı?" dedim, "Yok hayır, duruyor" dedi..


Bayılıyorum Sibel Can'a.. Bir eli Cannes'da, bir eli Miami'de.. Kafasına ve zevkine göre takılıyor.. Hülya Avşar, Gülben Ergen vs.. niye böyle takılmaz, niye yurt dışına açılmaz, anlamış değilim.. Helal olsun Sibel.. Hayatı güzel yaşadığın için seni seviyorum..
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: