Pitahaya Home Boutique Hotel ve Restaurant, ister kafa dinle, ister kafa dağıt...

Kafa dinleyebileceğiniz kadar sakin olup da, kafa dağıtabileceğiniz kadar da Bodrum’un içinde bir otel arıyorsanız, doğanın hemen kalbinde kurulmuş olan Pitahaya Home Boutique Hotel sizin için biçilmiş kaftan. Kaktüs çiçeği meyvesi olarak adını aldığı "Pitahaya" başta olmak üzere, mandalina, dut, limon, ayva, erik, nar, zeytin gibi pek çok meyve ve çam ağaçlarıyla ve rengarenk çiçeklerle dolu, 13 dönümlük bereketli bir arazide kurulu olan 24 odalı Pitahaya Home Boutique Otel, Bodrum'da Türkbükü ile Gündoğan arasında, kesinlikle keşfedilmesi gereken gizli bir vaha...

MS. GURME

Bodrum'un en yüksek dağı olan Karadağ'ın tam karşısında, iki vadi arasında olmasının verdiği avantajla, bol bol oksijene doyulan, her tarafında yeşilin her tonunun raksettiği bu otel, doğa ile iç içe, dingin ve huzurlu bir tatil için harika bir adres. Hava kaç derece olursa olsun, burada insanı yapış yapış eden o bunaltıcı sıcaklık olmuyor. Bunca temiz hava ve huzurlu ortam içinde, konforlu ortopedik yatağınıza uzandığınızda, düşünün ki, normalde uyku problemi çeken benim gibi birisi bile daha başını yastığa koyduğu an, sabaha kadar hiç deliksiz, mışıl mışıl uyuyor, ben daha ne diyeyim? :)
İlk olarak tavsiye üzerine bundan yaklaşık bir ay kadar önce o meşhur kahvaltısını denemek üzere geldiğimiz ve daha kapısından girer girmez, güler yüzle, sıcacık şekilde karşılandığımız, bir de üzerine muhteşem bir kahvaltı edip, ambiyansına tek kelimeyle aşık olduğumuz bir mekan Pitahaya... 30 sene moda sektöründe, deri konfeksiyon üzerine ihracat yapan, dünya güzeli bir hanımefendi olan sahibesi Mine Onay'ın detaylara önem veren yaratıcı kişiliğini yansıtan bu otel, misafirlerine ev ortamında, doğa ile iç içe, huzurlu ve elit bir konaklama hizmeti vermeyi misyon edinmiş.

Pitahaya'nın ortaya çıkma hikayesi çok şeker... Mine Hanım, normalde bir çiftlik olan bu araziyi bundan taa 15 yıl evvel yatırım amaçlı olarak satın almış. 2 sene önce de ne durumda diye bir bakmak üzere gelmiş ki, çalışanlar olmasına rağmen, etrafı bakımsızlıktan harabeye dönmüş halde bulmuş. Bahçe düzenlemesi yapıldıkça, çiftlik de gittikçe bakımlı olmaya başlamış. Değerli iş adamlarımızdan olan eşi Süleyman Sazak ile "burası bizim cennetimiz olsun, yaşlanınca burada oturalım" diye bir karar almışlar ve ardından ana ve yan binalarda tadilata başlanmış. Buraya kadar her şey normal değil mi? :) Çiftlikle ilgilenildikçe, ortaya çok güzel şeyler çıkmaya başlamış ve demişler ki "acaba burayı bir butik hotel mi yapsak?". Döküntü haldeki ahırları yıktırmışlar ve Mine Hanım işin başına geçerek 6 ay gibi kısacık bir zamanda inşaatı bitirerek, bu koca araziyi bir cennete dönüştürmeyi başarmış. Bu uğurda yeri gelmiş, bahçe peyzajını yaparken tüm taşları yerlerine kendisi koymuş, yeri gelmiş çakılları bile kürekle kendisi atmış. İstemiş ki neyin nereye konulacağına kendisi karar versin ve her şeyi gerçekten kendi emeğiyle yapsın...
Tüm bu yoğun, yorucu ama bir o kadar da zevkli çalışmaların bitmesine yakın, eşi Süleyman Bey Bodrum'a gelmiş, sahilde güzel bir yemek yemek ümidiyle meşhur bir balık restoranına gitmişler. Çok kötü bir yemek üzerine, bir de saçma bir hesap gelince, tam bir gurme olan eşi, Mine Hanım'a demiş ki, "yemek nasıl yapılır göstermek için, bir de restoran açıyoruz". Bu sayede, hiç böyle bir şey akıllarında yokken önce otelciliği, sonra restoran işini kademe kademe başlatmışlar. İlk başta "nasıl yaparız, altından kalkabilir miyiz?" diye düşünmüşler ve Süleyman Bey eşine demiş ki: "Hiç dert değil, tutmazsa, eşe-dosta party house yaparız!" İşte böyle iddiasız bir şekilde, sadece kendi zevklerini ortaya koyan bir yola girerek, sadece insanlar gelsinler, evlerinde gibi rahat etsinler ve güzel yemekler yesinler düşüncesiyle başlamış serüven.
Otelin en büyük özelliğine gelince, inşaatı için hiç ağaç kesilmediği gibi, bunun yerine ağaçların arasına odalar serpiştirilmiş. Doğa aşığı Mine Hanım'a bu da yetmemiş, tamamen geri dönüşüme yönelik olarak, gidip eski mobilyaları, kapıları, dolapları, ikinci el dükkanlardan tek tek seçip toplamış ve kendisine önce bir atölye kurup, sonra onu marangozhaneye dönüştürerek, bizzat işin başına geçmiş. Doğal olması için kimyasal kullanmadan boya nasıl yapılır araştırarak, vintage görünüm nasıl verilir diye geceleri sabahlara kadar uğraşa didine, en sonunda bunu da çözmüş ve eski boyaları sökerek ilaçladığı mobilyaları, su bazlı akrilik esaslı boyalarla yeniden tasarlayarak hayata kazandırmış.
Ağaç katliamı yapmadan, geri dönüşümle en güzel dekorasyonun yapılacağı iddiasını kanıtlar şekilde, 6 aylık meşakkatli bir sürecin sonunda sıfırdan var ettiği otel ve restoranında, masalardan, yatak başlarına, orta sehpalardan, komidinlere kadar aklınıza ne gelirse, kullanılan tüm mobilya ve aksesuarlarda bizzat kendi el emeği göz nuru bulunuyor ve bu özelliğiyle de otel, Bodrum'da bir ilke imza atıyor.
1 adet süit, 1 adet deluxe, 1 adet villa ve 2'si Flat oda olmak üzere toplam 24 odası bulunan ve odaların her birine Truva Savaşı'ndan kaçan insanların kurduğu antik Bodrum kent isimlerinin verildiği otelin işte böyle etkileyici bir hikayesi var.
Otelin kahvaltısı dediğim gibi tam bir efsane. İçinde yok yok! Kızarmış keçi peynirinden, taş fırında pişirilmiş Karadeniz usulü yumurtalı pideye, kaymaklı lor peynirinden tutun da, İzmir Bergamasına kadar çeşit çeşit kaliteli yöresel peynirlere, güveçte hazırlanmış çok lezzetli bir sucuk, sahanda yumurta, peynirli gözleme, ne ararsanız var.

Dut, limon, nar, mandalina, çilek reçellerinin hepsinin ev yapımı olduğunu ve otelin arazisindeki ağaçlardan bizzat toplanarak yapıldığını anlatmama gerek yok herhalde. Normalde petek bal sevmeyen benim bile bayıldığım bir bal servis ediliyor burada. Mine Hanım'ın Ordu'da sahibi olduğu arazideki yaylalarında üretilen bu bal, Gızılot Karadere Balı... Tadı ise anlatılmaz yaşanır cinsten. Bir de üzerine kendi bahçelerinden topladıkları domates, salatalık ve biberleri de ekleyin ve doğanın bütün güzelliklerinin tadına tam anlamıyla varmak için, ilk fırsatta Pitahaya'ya mutlaka ama mutlaka uğrayın! İlla otel müşterisi olmanız gerekmiyor bu enfes kahvaltı için... Adam başı 40 TL gibi çok uygun bir fiyata, dışarıdan gelerek de böylesi bir ziyafet çekebilmeniz mümkün, benden söylemesi:)
Otelin içinde 2'si büyükler için 1'i çocuklar için olmak üzere toplamda 3 havuz bulunuyor. Havuz kenarında asma yaprakları altında aileniz ve sevdiklerinizle kuş sesleri arasında böyle güzel bir kahvaltı yapmak, eminim ki size de çok iyi gelecek ve bir anda Pitahaya'nın müdavimi olacaksınız siz de bizim gibi:)
Girişimci ruhuna ve yaratıcılığına hayran olduğum Mine Hanım, bu sene bir sürpriz daha yaparak, oteline ilaveten Türkbükü sahilinde bir beach ve restoran daha açınca, bana da ilk fırsatta bu bahaneyle gelip ziyaret etmek farz oldu.
Otele araçla sadece 5 dakika mesafedeki bu beach, şeker pembesi begonvillerle bezeli, şık ve kaliteli ambiyansıyla hemen diğerlerinden ayrılıyor. Deck kısmına ilaveten, bir de kumların ve denizin üzerine rengarenk şezlongların atıldığı beach, güneş ve denizin tadını doyasıya çıkarmak isteyenlere inanılmaz keyifli bir Bodrum deneyimi sunuyor.
Güneşlenirken ferahlamak için çilekli bir frozen yudumlayabileceğiniz gibi, mavi bayraklı, pırıl pırıl, tertemiz ve çarşaf gibi denizin tadını çıkarırken acıkırsanız, siz de benim gibi güzel bir burger ya da taptaze bir salata deneyebilirsiniz.
Türkbükü'nü sadece balık üzerine yoğunlaşmış o tek düzelikten kurtarır şekilde, akşamları tamamen restorana dönüşen Bar'MS Food and Wine Restaurant isimli bu mekanın, Dünya mutfağından birbirinden lezzetli yemeklerin sunulduğu mönüsü, her damak zevkine hitap eden çeşitlilikte hazırlanmış.

Başlangıçlardan denediğim Ahtapot Carpaccio, Dana Carpaccio ve Somon Carpaccio'nun lezzetleri adeta birbiriyle yarış halinde... Ben en çok hangisini beğendim sorarsanız, Ahtapot Carpaccio'ya ekstra bayıldığımı söyleyebilirim.
Avokadolu Karides bugüne kadar yediğim benzerleri arasında, açık ara en başarılılarından... Ara sıcaklardan biberiyeli nohut püresi üzerinde servis edilen "Izgara Ahtapot Bacağı" ve ana yemeklerden 6 saat kısık ateşte fırında kendi suyunda pişirilen "Fırınlanmış Dana Kaburga" ise tam bir efsane.
Bunca çeşidin arasında ben artık deneyemedim ama masamızda Yoğurtlu Kebap'tan tadanlar, köftelerini de dana bonfilesini de çok başarılı buldular.
Keyifli sohbetimizle renklenen gecceyi hangi tatlıyla kapatacağımıza karar veremeyince, ortaya Tiramisu, Trileçe ve Çikolatalı Sufle söylendi. Hepsi de taptaze ve lezzetliydi.
Bodrum-Milas Havaalanı’na 45 km, Bodrum’a 15 km, Yalıkavak’a 8 km ve Göltürkbükü’ne 4 km mesafede olan Pitahaya Home Boutique Hotel'e Bodrum ve Gündoğan tarafından kalkan minibüslerle ulaşım sadece 20 dakika... Eğer Bodrum'da doğa ile iç içe, huzurlu ve dingin bir tatil ise aradığınız, Pitahaya Home Boutique Hotel çok doğru bir adres.

Bunlarda ilginizi çekebilir: