'Hangimiz Sevmedik' dizisinin setinde neler oluyor? Yeliz Kuvancı anlattı!

Pazartesi akşamları TRT 1 ekranlarında yayınlanan 'Hangimiz Sevmedik' dizisinin setine konuk oldum. Gerek oyuncular, gerekse set arkasında çalışanlar ekranda gördüğünüz mahallede yaşayanlar kadar iyi niyetli ve sevgi dolular. Tanışmaktan oldukça mutlu olduğum bir ekiple karşılaştım.

Özel Haber


Önce Beykoz Kundura Fabrikası'nda kurulan sete gittim. Büyük bir plato kurulmuş adeta bir mahalle yeniden inşaa edilmiş ve bir mahallede olabilecek her şey düşünülmüş. Muhtarlık, kahve, fırın, sucu, bakkal, tatlıcı, cami, mahalle meydanı her şey bu platonun içinde mevcut.


Bir sokakta evler var, diğer sokakta dükkanlar. Girişte de Bülent Şakrak'ın canlandırdığı İlyas Çiçek'in dolmuşu duruyordu. Üstelik çalışır halde.

Önce evlere girdim bir bir. İçlerini gezdim. Sonra mahalleyi şöyle bir dolaştım. Mahalledeki kahvenin önünde set çalışanları oturmuş çay içiyorlardı.


Ben gittiğimde sette çekim bitmişti. Sordum Altan Erkekli'nin olduğu bir sahneyi çekmişler. Sonra da Tarık ve Itır'ın sahnesini çekmek için ofise geçmişler. Tarık'ın ofisi bu platonun içinde değil. O da yine Beykoz'da ama farklı bir yerde. Sonra sette çalışan arkadaşlarla birlikte oraya gittim.


Ofise gittiğimizde Tarık'ı oynayan Can Yaman çekimdeydi. İlk girer girmez çekimde olduklarını fark etmeden aralarına daldım. Tabii yönetmen Metin Balekoğlu'ndan azarı yedim. Sonra Itır'ı canlandıran Yeliz Kuvancı'nın karavanda olduğunu öğrendim ve doğru yanına gittim. Yeliz'le keyifli bir röportaj yaptık. Çekimi bittikten sonra Can Yaman da bize katıldı.


İşte Yeliz Kuvancı ile yaptığımız o röportaj...

Siz diziye sonradan katıldınız? Nasıl oldu?

Evet sonradan katıldım ama hiç sonradan katılmışım, diğer arkadaşlarım benden önce başlamış ve çok şey çekmiş sonra ben gelmişim gibi hissetmiyorum. Sanki ben en başından beri varmışım gibi hissediyorum. Hızlı alışma süreci geçirdim, hemen kaynaştım. Zaten daha önceden tanıştığım ya da çalıştığım arkadaşlarım da vardı. Onun da etkisi oldu.

Bir de bu set hiç kapalı ya da zorluklarla dolu, çetrefilli bir set değil zaten. İnsanın buraya gelip adapte olmaması mümkün değil bence. Metin abi inanılmaz başarılı ve hızlı bir yönetmen. İlk geldiğim zaman üç bölüm iç içe çekmek zorunda kaldım. Fakat şahane kotardık. Ekip çok huzurlu bir ekip, oyuncu arkadaşlarım da keza öyle. Sete gelmek isteyerek, sette iyi vakit geçireceğimi bilerek geliyorum, keyif alacağımı ve eğleneceğimi bilerek geliyorum. Çünkü oyuncu kadrosu şahane bir tane bile pürüz yok. Dizi çok güzel bir dizi, keyifli bir dizi. Ve biz bu dizi piyasasına göre gerçekten çok rahat çalışan bir ekibiz. Tabii ki bun da iki yönetmenimizin de çok büyük payı var.


Genelde şikayet edildiği gibi ‘sabahlara kadar’ çalışmıyorsunuz yani?

Hiç hiç. Gecceyi geçtiği bile 1-2 kere olmuştur belki bu sette. Sabahlara kadar çalışınca oyuncu olarak sen de çok mutsuz oluyorsun. Çünkü yoruluyorsun, yüzün çöküyor, fiziksel olarak, bedenen çöküyorsun, konsantrasyonun azalıyor. Her şey olumsuza doğru gidiyor. Çünkü herkesin bir ailesi, özel yaşantısı var. Hepimiz insanız. Dolayısıyla sabah eve gidip ertesi gün yine sabah setten çıkınca insanlar mutsuz olmaya başlıyorlar ve huzur yok oluyor. Bizim setimizde böyle bir şey olmadığı için herkes mutlu ve huzurlu.

Senaristlerinde geçtiğimiz hafta bu konuda bir isyanı oldu. Onların bu tepkisi için neler söylemek istersiniz? Doğru buluyor musunuz?

Elbette haklı bir isyan. Onur Ünlü bununla ilgili çok güzel şeyler söylemiş. Bunu biraz daha gerçek kılabilmek için yapılması gerekenler başka. Günde 8-10 saat çalışılacaksa bu kural haline gelmeli ve daha fazlası için dünyadaki sistemler incelenmeli. O sisteme Türkiye’de dahil edilmeli.

Ben de daha önce o şartlarda çalıştım. 26 saat aralıksız çekim yaptığımı biliyorum. O kadar uzun çalışınca zaten insan haklarına bir saldırı başlamış oluyor. Saat konusuna bir sınırlama getirilip, diğer kısım da bir sisteme oturtulmalı. Fazla mesai mi oluyor her nasılsa. En azından yavaş yavaş bir hareketlenme başlaması adına da umutluyum. İnsanlar haklılar. Her bölüm 140-150 dakika yazmak ve çekmek kolay değil.

Ama şimdi siz dediniz ki “biz bu sette uzun saatler çalışmıyoruz.” O zaman şu sonuç çıkmıyor mu; İstenilince oluyor demek ki…

İstenmesiyle çok alakalı değil açıkçası. Biz çok vurdulu, kırdılı, patlamalı aksiyon sahneleri çeken bir ekip değiliz. Biz daha mütevazı çalışan, çalıştığı yer belli olan bir ekibiz.. Zaten görmüşsünüzdür platoyu?


Evet gördüm, güzel bir mahalle kurulmuş…

Bir mahallemiz var. Olaylarımızın birçoğu mahallemizde geçiyor ve evlerimizde geçiyor. Şu an bulunduğumuz yer ofis ve burada geçiyor. Biz daha rahat çalışmaya müsaitiz ama piyasadaki bütün işler böyle değil. İnsanlar çok büyük produksiyonlarla aksiyon, macera bir sürü sahne çekiyorlar. Bunları çekmek kolay değil.

Dizilere sonradan dahil olmak genelde zordur, yeni gelen kişiye seyircinin alışması zordur. Ama siz bunu son iki dizinizde başardınız. Bunun bir sırrı var mı, nasıl oluyor, seyirci sizi bir şekilde kabulleniyor ve seviyor..

Aslında bu işlerle de alakalı bir durum. Böyle bir şey olduğunda öncelikle ben de işlere bakıyorum. Bu nasıl bir dizi, böyle bir hamleyi kaldırır mı, kaldırmaz mı?

Burası için kaldıracağını düşündüm. Çünkü burada ve daha önceki işimde yaklaşık 25-30 kişilik bir kast vardı. Dolayısıyla işin yüzde 80’nin ağırlıklı olarak başrolü değilsin. Bu hikayede de bütün her şey Tarık ve Itır’ın üzerinden dönmüyor. O yüzden o karakterlerin vazgeçilmez bir odak noktası olduğunu düşünmüyorum. Önce buna bakıyorum. Sonrada “ben bu karakteri alıp nereye götürebilirim” diye düşünüyorum. Eğer yapabileceğimi düşünüyorsam kabul ediyorum.


Burası biraz şampiyonlar ligi gibi inanılmaz bir kadro var. Altan Erkekli, Gül Onat, Cengiz Bozkurt, Mehtap Bayri, Bülent Şakrak..

Evet şahane bir kadro var. Kocamın Ailesi de öyleydi. Bu iki dizide de bu sebeple bir risk görmedim açıkçası. Çok şükür seyirciden de bugüne kadar bir noktadan sonra kabul gördü. Sadece ilk hafta sorguladıklarını gördüm. Sonra kabul gördüğünü düşünüyorum.

Sosyal medyayı çok takip ediyor musunuz? Yapılan olumsuz yorumları çok kafanıza takar mısınız?

Yorumları açıkçası takmam. Normal hayatımda da bu böyle. Herkes herkesi sevemez. Her şeyi kafamıza takacak olursak barınamayız. Ben sadece benim için vazgeçilmez ve çok önemli olan insanların ağzından çıkan her şeyi fazlasıyla dert ederim ama beni tanımayan insanların yaptığı eleştiriler için oturup üzülecek vaktim yok. Sırf benden önce oynayan kişiyi sevdiği için beni tanımadan, ne yaptığımı ne ettiğimi bilmeden bana saldırıyla yaklaşıyorsa ben de “bay bay tatlım” diyorum sadece.

Tiyatro devam ediyor. Biraz da tiyatroyu konuşalım..

Evet ‘Taşra Kabare’ diye arkadaşlarımın kurduğu şahane bir mekanımız var. Hala bu gibi şeylere cesaret eden, bütün yüreğini , maddi manevi bütün varlığını ortaya koyan insanlar olduğu için çok iyi hissediyorum kendimi. Geçenlerde de ‘Baba Sahne’ açıldı biliyorsunuz. Böyle şeyler umut veriyor. Biz de Cemal Toktaş ve Nergis Öztürk’ün kurduğu bu ‘Taşra Kabare’de ‘Kel Şarkıcı’yı oynuyoruz.

Kimler var? Sercan Badur var diye biliyorum ben ama...

Evet o da var ama o başka bir oyun. O bir çocuk oyunu. Orada Ataberk var, Sercan var. ‘Kel Şarkıcı’yı her Perşembe oynuyoruz ama çocuk oyununu daha seyrek oynuyoruz. Çok keyifli bir çocuk oyunu oldu. Can Yılmaz yazdı, Cem Yılmaz’ın abisi. Serdar Biliş yönetti. O da önem verdiğim bir yönetmendir.

Taşra Kabare’nin kurucuları Cemal Toktaş ve Nergis Öztürk’le yine TRT 1’de bir dizide oynuyordunuz sanırım..

Evet o günden beri de hiç kopmadık zaten. Çok güzel bir diziydi. İnanın çok özlüyoruz. “Ah keşke tekrar beraber oynasak” diye bekliyoruz..

Olur belki yeni bir dizi, hatta belki film olur.
İnşallah inşallah.

Başka projeleriniz var mı?
Bir film çektik. "Lojman" isminde. Şükrü Alaçam’ın ilk uzun metraj filmi olacak. 80’ler ve 90’lar arasında geçen bir dönem filmi diyebiliriz. Bir tren yolu hikayesi. Önce festival gezeceğiz. Sonra da burada vizyona gireceğiz.

Kiminle oynadınız?
Alican Yücesoy’la paylaştık başrolleri. İki de çok güzel çocuğum var.

Çekimler nerede oldu?
Burdur’da çektik. Çok enteresan bir film oldu. Buharlı vagonlar getirildi. O görsel bile inanılmazdı. Buharlı tren bize doğru gelirken hepimizin tüyleri diken diken oldu. Böyle bir şeyi görme şansına bu zamanda başka türlü kolay kolay nail olamazdık.

YARIN: CAN YAMAN RÖPORTAJI

SETTEN KARELER:

Bunlarda ilginizi çekebilir: