Sedef Çalarkan
Tüm yazıları SEDEF'İN PEMBE KAFASI Sedef Çalarkan sedefinpembekafasi@gmail.com 30 Mart 2017 17:00

Baba yarımı kaybettim; Duran Akbulut'un ardından...

Bu hafta yazımın içinde bahar çiçeklerini aramayın. Bulamazsınız... Rahmetli babamın hayatında en yakın dostlarından birisi olan ve benim baba yarısı dediğim Büyük Kulüp’ün değerli başkanı Duran amcamı (Duran Akbulut) kaybettik. İnsan babasını erken kaybedince kız çocuğu olarak babasının yerine koyabileceği silüetler arıyor hayatında… Manevi olarak orada olduğunu hissetmek istiyor. İşte tam da bundan beni bu durum fazlasıyla üzdü.


Cenaze töreni… Babamın bir trafik kazasıyla aramızdan ayrılmasından sonra bana ölümün çaresizliğini hatırlatan hiç bir cenaze törenine katılmamaya karar vermiştim. Yakın dostlarım da benim yaşadığım acıyı bildikleri için durumu her zaman mazur gördüler. Fakat bu sefer durum farklıydı. Çocukluğumun geçtiği, kardeşlik yaptığım Atınç’ın bana ihtiyacı vardı. Bu acıya dayanırken yanında olmam gerekiyordu. Sabah kalktım elimi yüzümü yıkadım. Aynaya baktım. Platin punk saçlarımı ne yapacağımı, nasıl yatıştıracağımı bilemedim. Arkadan topladım. Düzeltmeye çalıştım. Yapabildiğim kadar. Daha sonra gardrobumun başına gittim. Saygıdan aklı başında bir şey giymem gerekiyordu. Ama yoktu. İmdadıma Hakan Başak yetişti. Bana diktiği nefis paltoyu burada giymek nasip oldu. Daha mutlu günlerimde giymek isterdim ama kısmet… Özendim! Çünkü Duran amca tanıdığım en şık adamlardan biriydi. Neyse, düştüm yollara Zincirlikuyu mezarlığına… Cenazenin çok kalabalık olacağını biliyordum. Saat 11.30 da oradaydım. 60-70 polis vardı. Tam kafamda gömülme anını göremem üzüntüden bayılırım ben baş sağlığı dilerim ve çıkarım diye geçirirken, Atınç “Sedef yanımdan hiçbir yere ayrılma!” dedi. O andan itibaren bana bir güç geldi. Son yolcuğuna gelen bütün dostlarının cenaze sahibi olarak elini sıktım. Birden farkına vardım. Kendime “Sedef büyü artık! Baba yarısı dediğin adamın cenazesinde tabii ki sen orada duracaksın” dedim.
Gömülme anı… Şu anda yazarken bile yanaklarımdan yaşlar süzülüyor. O an Atınç’la birbirimize sarılıp, babasız kalmamıza hüngür hüngür ağladığımız an benim kalbimden hala gitmiyor… Bazı anlar vardır kalbine işler, yıllar geçse de o anı hiç unutamayacağını bilirsin. Ben biliyorum…

***

Survivor… Hiç izlemedim desem yalan olur. Size kendimi olmadığım bir insan gibi gösterip "Hayatta izlemem, ben belgesel izlerim, televizyonda kalitesiz programlar var!" gibi bir iddiam da yok. Flash TV hariç her şeyi izliyorum. Sizin anlayacağınız pembe kafama estiği gibi. Moncher kafasını severim ama ben o kafada değilim. Küçümsemem Acun’u vs. Uğraşmış yapmış, akıllı adam!
Yazdan önce denizin mavisi, adalar, yeşillik, yarışmalar, insanı içine çeken manzaralar bunların hepsine katılıyorum. Zaman zaman eğlenceli de buluyorum. Ancak son Survivor’ın zorluğundan mı bilemem, içimi rahatsız eden bir şeylerin farkına vardım. İnsanlığımdan utandım. Bu genç insanlar para kazanmak veya daha ünlü, popüler olmak için bu yarışmada biz televizyonun karşısında çekirdek çitlerken kan ter içinde açlıkla baş etmeye çalışıp, birbirlerine en ağar hakaretleri yağdırıp, milyonlarca insanın önünde mücadele veriyorlar. Rating uğruna! Köşe dönmek için… En çok bu insanların aileleri ile yaptıkları özel konuşmaların televizyonda verilip, hüngür hüngür ağlamalarının yayınlanmasına içerliyorum. Bu durum nereye doğru gidiyor? Yarın ne izleyeceğiz?
“Hunger Games” gerçek olacak ve biz bundan zevk mi alacağız? Manyak mıyız biz? Keşke para ve ün kazanmaya harcayacağınız zamanı, hobilerinizi geliştirmeye harcasanız bedel ödemeden mutlu bir hayat olduğunu göreceksiniz. Çünkü insanlar en çok iş olarak görmediği zevk aldığı işlerde başarılı olurlar. Bunun sonunda zaten para da, şöhret de gelir…

***

Anchorage Bag: Mavi yolculuk benim en sevdiğim tatildir. Neden severim? Giyim kuşam derdi yoktur. Denizin üstünde püfür püfür uyursun. Gözlerimin rengi ile uyumludur. Kitap okursun (yalan), güneş bütün istem dışı duygularını harekete geçirir. Güverte personeli ne yakışıklıymış demeye başlarsın… Dikkat! O güneşten :) Yanlış hormonu tetikler o güneş… Yani gözün kitap falan görmez. Kitap okuyorum diyene inanmayın siz. Neyse bu yaz Sevgili Gaye Ayral’ın tasarladığı ve marka danışmanlığını yaptığı “Anchorage” çantamı alır, her limana demirlerim…


www.anchoragebags.com


***

Zamansız Öneriler

Film: The Devil's Advocate

Seyahat: Positano-Italy

Kitap: Zamanın Kısa Tarihi- Stephen Hawking

Müzik: Echo and the Bunnymen - Lips Like Sugar

Icon: Twiggy

Mekan: Katrin-Mykonos
YASAL UYARI: Yazarın yazısının kopyalanması yasaktır. Yazı, sadece gecce.com’a link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

PAYLAŞ

  • Bunu Facebook'da paylaş!
  • Bunu Tweet'le!
  • Bunu Google Plus'ta paylaş!
  • Bunu Pinterest'te  paylaş!

YORUMLAR

Üye Girişi Yap

İsim

E-posta

Yorumunuz