Le Meridien'de üçü bir arada!

Özellikle yurt dışında çokça methini duyduğum Starwood'un bünyesindeki otellerden biri olan Le Meridien'in İstanbul ayağını inceleme şansını yakaladım, fark ettim ki ben geç bile kalmışım!

Style & Cıty


Artık otellerin konaklamadan çok daha fazlası olduğu bu dönemde bu rekabet ortamından sıyrılabilmek bence hiç kolay değil, her detayı düşünmek, her birine ayrı ayrı özenmek gerekiyor. Tasarımı, servisi, mutfağı, eğlencesi her bir ayrıntının önemi var: çünkü biz misafirler elbette ki gittiğimiz yerden memnun kalmak istiyoruz, iste tam bu noktada ben Le Meridien diyorum.

Daha önce gitmemiş dahi olsanız Le Meridien'e aşinasınızdır muhakkak çünkü Etiler'de yer alan otel, İstanbul'un çoğu yerinden ışıl ışıl mimarisi ve kendine özgü tasarımıyla dikkat çekiyor. İstanbul'un bir çok yerinde imzası bulunan Mimar Emre Arolat ve ekibinin elinden çıkan dizayn özellikle akşamları İstanbul'un siluetinde farklılı yaratıyor. Mekansal tasarımlarda İstanbul'dan esintilere yer verilen otelde tepeden tırnağa her ayrıntısında bir tasarım gizli.


Otele girer girmez ilk dikkatimi çeken şey koku, bütün otel tam da dozunda o kadar güzel kokuyor ki parfümü de var mıdır diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi. Sonradan öğrendim ki bu duyduğum koku dünyadaki bütün Le Meridien'ler de aynıymış, bir nevi otelin imzası, bence gerçekten çok güzel bir detay. Le Meridien tasarım açısından gerçekten çok zengin, öyle ki hiç bir aktiviteye dahil olmasanız bile oteli gezerek vakit geçirebilmeniz mümkün: Otelin girişinden itibaren her koridorda ünlü sanatçılarından eserlerinden seçmeler var. Klasikten moderne, bir çok eserin de yer verildiği otel, adeta bir sanat galerisi! Bir sanat galerisinde bir arada görmeye pek alışık olmadığımız post modern, klasik ve çağdaş eserleri bir arada Le Meridien'de incelemek mümkün. Sanata, hem mimari tasarımıyla hem de dekorasyonuyla vurgu yapan otelde oturduğunuz yerden bile ufkunuz genişliyor.

Neden üçü bir arada?

Şehir yaşantısına da senkronize olan şehir otellerini artık sadece kalmak için tercih etmiyoruz. Yurt içi ve yurt dışı iş seyahatlerinin yanı sıra artık otelleri fine-dining ve eğlence için de tercih etmek trend. Bu nedenle öyle bir yer tercih etmek istiyoruz ki hem mutfağı hem barı hem de ambiyansıyla bütünü tamamlasın.

La Torre


Aybike Hanım'ın sıcak karşılamasının akabinde oteldeki ilk durağım La Torre oluyor. La Torre'yi son zamanlarda sosyal medyadaki lokasyon taglerinde çokça görmüştüm, beklentim yüksek giriyorum restorana. Otelin 4.katında yer alan restoranda farklı dekorasyonlar kullanılarak mekan kendi içinde alanlara bölünmüş, mekanlar arası geçiş sadece dekorasyon farklılıklarıyla sağlanmış, yüksek tavanı ve ışıklandırmasıyla dozunda bir ihtişama sahip. Grup yemeklerine özel odalara da yer verilen restoran şı iş yemekleri için de çokça tercih ediliyor. Teras alanında havuz bulunan restoran yaz aylarında kendi içindeki bahçesinde keyifli ve sakin bir akşam yemeği için misafirlerini ağırlıyor.


Sıra menüye gelmeden kalbimi ilk kazanan taze ekmeklerle gelen aperatif patlıcan, nohut ve domates ezmeleri oldu. Hem sunumuyla hem de tatlarıyla beni yemekler konusunda daha da heyecanlandırdı. Dünya Mutfağı'na da yer verilen menünün bence en önemli ayrıntısı her şeyin Türk Mutfağında revize edilmiş olması. Sirkülasyonu bu denli yüksek otelde farklı kültürlere yer verilirken farklı damak tatları da düşünülmüş, ama her kalemde mutfağımızın izlerini taşıyor.


Başlangıçlarda yer alan 'Dana Tartar' geleneksel mutfağımızdan bir kaç dokunuşla rötuşlanmış: Bıldırcın yumurtası ve soğan, kapari, salatalık turşusu, broche ekmeği ile servis edilen tartara bu yorum gerçekten çok yakışmış. Hemen her restoran menüsünde görebileceğimiz dana tartarın bu yorumuna bayıldım. Akabinde tercih ettiğim menünün ana yemekler bölümündeki '1 Dakikada Et' in özelliği ise adı üstünde 1 dakikada pişiyor olmasıymış. Patates gratene yatırılmış İncecik dana bonfileyi yemek de maalesef haliyle bir dakikadan fazla sürmüyor. Bence restoranın enlerinden! Deniz mahsülleri konusunda da iddiasını sürdüren La Torre'den firik pilavlı 'Karides Güveç' yorumu apayrı. Aslında her menüde görmeye aşina olduğumuz bu tatlar La Torre'nin usta şefi Erol Bey tarafından öyle farklı yorumlanmış ki gerçekten farkıyla tadından söz ettiriyor.


Yemeklerden sonra tatlı menüsüne göz gezdirince tatlı yemeden ayrılmanın benim için büyük bir pişmanlık olabileceğine karar verip bu kadar yemeğe rağmen gözümü karartıp Erol Bey'in tavsiyesiyle 'Cheese & Cake' ve 'Chocolate Cremeux' i heyecanla bekliyorum. Ve tatlıya nasıl yer ayıracağımı düşünen ben bittiğinde ne yapacağımı şaşırmış buluyorum kendimi. Gerçek bir tatlı düşkünü olarak hayatımda yediğim en iyi iki tatlıydı diyebilirim. Son zamanlardaki meşhur çiçek tacı filtresini andıran Cheese & Cake, mascarpone peyniri ve orman meyveleriyle en az tadı kadar fotojenik bir tatlı. Eskilerin frigolarını andıran Chocolate Cremeux ise portakallı mousse ve beyaz çikolatasıyla hafızama kazındı. Sanırım artık kahve, tatlı ve dedikodu toplantılarında beni nerede bulabileceğinizi anlamışsınızdır.


Hava kararmaya başladı o zaman L'eclipse!


Gözüm arkada kalarak La Torre'den ayrıldıktan sonra istikamet L'Eclipse! Otelin 34. katında bulunan L'Eclipse'in namını arkadaş çevremden de çok duydum, manzarası, kokteylleri... Ama bir ayrıntı var ki benim kalbimi kazandı. L'clipse'de kokteyl work shopları var, ister arkadaş grubuzla, ister çalışma arkadaşlarınızla tercih edebileceğiniz bu work shoplarda diediğiniz kokteylleri yapmayı öğrenirken tadıyorsunuz ve ekip ruhunun da etkisiyle çok eğlenceli anlar yaşayabiliyorsunuz. Öğrendim ki L'Eclipse'in bu uygulaması bir çok şirket tarafından keşfedilmiş bile. Benim de ajandam da yapılacaklar arasında yerini aldı. L'eclipse'in yetkin barmenleri sadece kokteyl reçetelerine değil tarihçelerine de hakim, nasıl yapılacağını öğrenirken eğlenceli tarihi de dinliyorsunuz. Hemen hemen 360 derece İstanbul manzarasına en tepeden hakim olan L'Eclipse'in atmosferi ve kokteylleri eğlenceli bir geccenin ışıklarını yakıyor. Her kokteylin L'Eclipse standartları var, ne kadar yoğun olursa olsun standartlarından ödün verilmeden, özenle hazırlanan kokteyllerin bu denki ünlü olmasının başlıca sebebi de özen bana kalırsa. Kokteyllerden 'Eclipse' karpuz severlerin bir numaralı tercihi olmaya aday barın da favorilerinden. Kadınların en sevdiği içkiler arasında yer alan Malibu ile hazırlanmış 'Cirococo' bir hindistan cevizi aşığı olarak beni mest etti. Menüsünde çok sayıda kokteyl bulunduran L'Eclipse'in her içki bazında seçeneği mevcut. Kışa girmeye hazırlandığımız bu günlerde İstanbul'un panoramik manzarası eşliğinde eğlenceli kokteyller ve güzel müzikle L'Eclipse'de içinizi ısıtmanızı şiddetle tavsiye ederim.


Eğer ayrıntıların bütünü güzelleştirdiğini düşünenlerdenseniz sizi tasarımıyla, lezzet olmazsa olmazınızsa mutfağıyla, eğlenceyi seviyorsanız barıyla kendine hayran bırakacak Le Meridien'e mutlaka ajandanızda yer açın derim!
YASAL UYARI: İçeriğin kopyalanması yasaktır. İçerik, sadece gecce’ye link verilerek kullanılabilir.Bunun dışında kopyalayanlar hakkında kanuni işlem yapılacaktır.

Bunlarda ilginizi çekebilir: